İnsan Hakları Günü

Abone Ol

Bu yıl 10 Aralık günü, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nin 65. Yılıydı. 65 yıl önce, 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nca kabul edilip ilan edilen metin “insanlık ailesinin bütün üyeleri”nin medeni, siyasi, iktisadi, kültürel ve toplumsal haklarının bir özeti niteliğindedir. Hukuki yaptırım içermeyen Bildirge, şartlı bir tavsiyeler demeti özelliği taşımaktadır. “Giriş”ten sonra 30 maddedir. BM Bildirgesi’nin, deyim yerindeyse, ilham kaynağı 26 Ağustos 1789’da, Devrim’den sonra, Fransız Kurucu Meclisi’nin görüşüp kabul ve ilan ettiği Fransız “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”dir, denebilir. Daha sonra 1791 Fransız Anayasası’nın Başlangıç bölümünü oluşturacak 1793 ve 1795 değişiklikleriyle ekleme ve düzeltmeler yapılacaktır.

1789 Fransız Bildirgesi’nin kaynaklandığı düşünce sisteminin, dolayısıyla dünya görüşünün, Batı Uygarlığı, özelde Fransa ve Avrupa için özgül bir anlam ifade ettiği söylenebilir. Hukuki, siyasi, iktisadi, kültürel ve toplumsal bakımdan, “Eski Rejim”in (Ancient Régime) yerini alacak yeni rejim kuşkusuz Fransız ve Avrupalı insan ile halkların hayatlarının kökten değişimini sağlamıştır. İnsan ve sahip olduğu belirtilen hak ve özgürlükleri, onlar için yeni bir dünyanın kapılarının açılması ve kurulması demekti. Avrupa ya da Batı Uygarlığının anakarası kabul edilen ülke(ler) dışında kalan dünyanın öteki ülke insan ve toplumları bakımından aynı değerde olduğu söylenemeyeceği gibi ihtimal dahilinde ve kapsamında düşünülmesi de güçtür. Elbette dünyanın diğer ülkelerini, buralardaki insan ve halkları, kısa ya da uzun, doğrudan ya da dolaylı yoldan etkide bulunduğu da reddedilemez.

Bu yaklaşım, BM Bildirgesi bakımından da söylenebilir. Yani BM’nin üye ülkeleri, insan hak ve özgürlükler bağlamında, Batı Uygarlığı (Avrupa ve Amerika) ide diğerleri arasındaki ilişki ve farkları, farklılaştırıcı bakış açısını örtük olarak mahfuz tutar. 1948’den 2013 yılına uzanan süreçte, Avrupa ve Amerika dışı ülkelerde insan hak ve özgürlüklerinin yok sanıldığı, yok edildiği, sınırlandırıldığı, haksız, hukuksuz ve adaletsiz uygulamalarda çiğnendiği, BM’nin kendi değer ölçüleri temelinde zaten kayıtlıdır.

Elbette, Bildirge’nin 10 Aralık gününde hatırlanması ve kutlanması, mücerret anlamda kınanmayı gerektirmeyebilir. BM’nin bu yönde tam anlamıyla duyarsız, bigane ve bitaraf rolünün olduğu da söylenmeyebilir. BM Bildirgesi’nin hukukun evrensel ilke ve kuralları bakımından, hukuki bir metin olmadığını belirtmeye bile gerek yoktur.

Fakat Bildirge’nin, düşünce olarak açıklayıp kabul ettiği ilke ve kuralların çift yönlü bir standart işlevi üstlendiği 65 yıllık süreçte, acı, adaletsiz, hatta insansız olaylar ile açık seçik ortadadır. Güney Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya kıtalar ve buralardaki ülkeler ile halkları;

“Herkes ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka herhangi görüş, ulusal ya da toplumsal köken, zenginlik, doğum ya da başka herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge’de ilan edilen tüm haklardan ve özgürlüklerden” (Bildirge, madde 2) yararlanamamaktadır.

Özellikle Bildirge’nin “hiçbir hükmü bir devlete, gruba ya da bireye Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yönelik bir eyleme ya da etkinliğe girişme hakkını veremez” (madde 30) hükmünün Irak’ın, Afganistan’ın, Mali’nin, Arakan’ın, Mısır’ın, Libya’nın, Türkistan’ın durumu karşısında anlamı nedir Filistin ve Kuzey Kıbrıs zaten kanayan yaralardan sadece ikisidir.