Kul hakkı meselesi Müslümanın üzerinde titrediği
hassasiyetlerden biridir. Hangi türden olursa olsun kul hakkı bütün canlıları
içine alır. İnsana ait olanı gasbetmekle hayvana ait olanı yok etmek aynı
vebali taşır. İslam tarihinde ve bununla birlikte Osmanlı tarihinde insan ve
hayvan haklarının hassasiyetleriyle ilgili önemli örnekler bir hayli çoktur.
Burada bilinmesi gereken önemli bir husus kul hakkı
anlayışıyla insan hakları teriminin birbirlerinden çok farklı oluşu. Bu iki
formül birbirlerinden bariz farklarla ayrılır. Yani ikisi aynı değildir.
Kaynakları farklıdır.
Kul hakkı terimi insan-Allah-insan ilişkilidir.
Yaptırımı daha ziyade manevidir. Kul hakkı deyince hem maddi hem manevi/kişisel
haklar akla gelir.
İnsan hakları terimi ise dünyevi bir bakış tarzının
ürünüdür. Bu bakış açısına göre, insan üreten ve tüketen bir varlıktır. Tamamen
insanlar arası ilişkilerden oluşur.
Kul hakkı nı gasbetmek büyük iflasa götürür. Böyle
kişiler mahşerde cin çarpmışa döner. Bu gerçeği Peygamberimiz Efendimiz şöyle
açıklamıştır:
Benim ümmetimin müflisleri/iflasta olanları kıyamet
gününde:
Namazını kılmış,
Orucunu tutmuş,
Zekâtını vermiş olarak gelen; bununla birlikte dünyada
ikan:
- Şuna küfretmiş,
- Şunun namusuna iftira etmiş,
- Şunun malını yemiş,
- Şunun kanını dökmüş,
- Ötekini dövmüş olan kimselerdir.
Bu kişilerin yaptıkları iyi işlerin sevabından hakkına
tecavüz ettiği kimselere verilir. Henüz hakları ödenmesi tamamlanmadan
sevapları tükenir. Bu defa hak sahiplerinin günahlarından alınıp bunların
hesabına geçirilir. Sonra da cehenneme atılırlar. (Müslim, Birr 59)
Ahirete iman edenlerin kul hakları nı gasbetmeleri
anlaşılır değildir. Çünkü kıyamet gününde her gasbedilen hak, sahibine
kesinlikle ödenecektir. Bundan ne kaçış ne de kurtuluş yoktur. (Müslim, Birr
60)
Zengin Müslümanların mallarından muhtaçların/fakirlerin
belirlenmiş veya belirlenmemiş hakları vardır. Bunlardan belirlenmişe örnek,
zekât; belirlenmemişe örnek ise sadakadır. Bu ibadetlerde aksama olmamalıdır.
Allah, zekât ve sadakaların aksamasını bile kul hakları na karşı tecavüz vasfı
saymıştır.
Kul hakkı nın gasbı dengelerin bozulma sebebidir.
Rüşvet, denge bozucu bir menhiyat olması münasebetiyle Kur an da açıkça
yasaklanmıştır. (Bakara Suresi, âyet: 188)
Her kim bir kimsenin hakkını gasbeder veya hakkın
gasbedilmesine yönelik davranış sergilerse Allah o kimseyi cehenneme atar.
(Müslim, İman 28)
Peygamber sözü, mesele hakkındaki hassasiyetin önemini
ortaya koyar.
Bir başka hadiste şöyle buyurulur:
Kıyamet gününde üç kimsenin amel defteri kötü
görülecek/affedilmeyecektir.
1. Cenab-ı Hakk ın cezasından korkmayanlar,
2. Hakk Teâla yı bir sözle oldun hatırlamayanlar,
3. Affedilmemiş kul hakkıyla oraya gelenler.
Allah tan korkmayanlar, şirk yoluna sapanlardır.
Allah ı hatırlamayanlar zulmedenlerdir. Allah ı
düşünselerdi, zulmetmezlerdi.
Halk tarafından affedilmeyenler de zâlimlerdir.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul fethinin bütün hazırlıklarını
bitirip orduya hücum emri vermeden ordu mensuplarını topluyor. Askerlerine
diyor ki:
Böyle hayırlı ve müjdeli bir fethin eşiğine geldik.
Fethin müyesser olması için kimsenin üzerinde bir hak bulunmamalıdır. İçinde
kul hakkı olanlar varsa onlar hemen ayrılsın
Kimse ayrılmadı; fetih de müyesser oldu.
Günümüzde insan hakları diyenler kul hakkı yiyor. Böyle
iflah olunur mu
Olmuyor işte. Acı ve ıstırabımız bundandır.
Gelin hakkı hak sahibine verelim.
Hakkı tutup kaldıralım ki, belimiz düzelsin.