İnsan gibi insan olmak dururken

Abone Ol

İnsanlık bugün için en çok kendisini sorgulamayla yükümlü. İnsan olma bilincinin giderek farklı boyutlara doğru evrildiği ortada. İnsanlığını yitiren, vahşileşen, hayvansı duygularla kan içici olma durumunda gibi görünmesi yadırgatıcı. İnsanın insan gibi olma değil de hayvan gibi tanımlanması insanlık için aşağılayıcı olabilir ne ki hayvanlar açısından hiç de öyle değil.

Hayvanların yaratılış doğaları gereği yeryüzünde dengeler üzerinedirler. Hayvanın birbirine karşı olan tutum ve yaşayış biçimleri olması gerekendir. Kimi etobur, kimi otobur kiminin besinleri başkadır. Böyle olunca onlar her koşulda yeryüzü doğasını dengeliyorlar. Dengenin bir boyutu bozulunca toptan bir sarsılış oluyor.

İnsan yaratılanlar içinde düşünen, düşünebilen, akleden bir varlık. Kendi kendisini yöneten, başkalarını da yöneten bir irade gücüne sahip.

Vahşi olan insan hayvandan çok daha tehlikelidir. Bu tehlike kendisini hayvan gibi tanımlamaya kadar varıyor. Gücü, kimileri aslan gibi, kimileri ayı gibi, hız ve koşuda at, ceylan gibi, ses ve şakıma bakımından bülbül gibi, zehirli dilli oluş yılan gibi, ağır ve durağanlık kaplumbağa gibi, elde tutulamayınca balık gibi tanımalarda bulunuluyor. Yöresel olarak da bu tanımlamalar hayvandan hayvana değişiyor.

Kent insanı doğadan mahrum olanca nasıl tanımlanıyor, diye bir soru akla gelebilir. Böcekler gibi mi başka bir şey gibi mi? İnsan için daha çok eğretilik söz konusu.

Devasa binalar, sonsuz tüketim, doymazlığıyla insan daha çok neye benziyor? Bu vahşi varlık elleriyle oluşturduğu makinenin, silahların, bombaların, kimyasalların bir nesnesi hâline dönüşüyor. Ruhsuz, cansız, kansız nesnelere dönüşüyor. Bunların ne acıması, ne merhameti ne de sevgisi veya nefreti olur. Özne olmaktan çok bir nesnedir. Bu nesne en acımasızlığı kendisine bir yaşama biçimi olarak görüyor, donuklaşıyor, statikleşiyor.

İnsanın kendisiyle buluşması gene kendisi olmaktan geçiyor. Şu zamanda en çok dilenen, olması gereken budur.

İnsan insanın kanını akıtırken hiçbir duygunun tepkisine tanık olunamıyor. Elbette insan olanlar için bu durum söz konusu olamıyor. Genel izlenimlerle, insanlığın devrede çıktığı şu zamanda kendisinin kendisiyle tanımlanacak bir öze dönmesi zorunlu.

İnsanlık uçurumlarda geziniyor. Önünün sonunun ne olup olmayacağı hiç de önemli değil. Belli kesim ve çevrelerin kumandasında, oradan oraya sürüklenen robotlara dönüşüyor.

Bu baş döndürücü durum giderek ruhtan soyutlanmış, can ve tenden uzaklaşmış varlıklar gibi.

Bu kurgulu varlıklar birbirine benzediklerinden akıl yetileri, gönül incelikleri ve naiflikleri yittiğinden en acımasız bir hâle bürünüyorlar. Herkes birbirinin düşmanıdır, herkes birbirini yemeye hazırdır, herkes birbirinin mezarını kazmaya ve yok etmeye adaydır.

İnsanın insanı kurtarmasının yolu gene kendisinden geçer. İnsanın kendisini kurtarması büyük medeniyetimizin ruhundaki özden geçer. İnsanın kendisini kurtarması peygamberler medeniyetindeki hak ve adalet ruhundan geçer. İnsan ve canlı varlıkların sevgisinden geçer.

İnsanın kendisini kurtarması vücudundaki kanın sıcaklığından, akışkanlığından, damarlarındaki devinimin var olduğu duygusundan geçer. İnsanın kendisini kurtarması makinenin, nesnelerin değil kendi ruhunun güzelliklerinden ve maneviliğinden, kendisini yeniden tanımasından ve keşfinden geçer.

İnsan kendisine örnek olmadıktan sonra başkasına örnek olması beklenemez. İnsanın kendisine ayna olması gibi başkalarına da ayna olması gerekir. Sırları dökülmüş bir nesne olmak yerine sırların sürekli olduğu gibi duran. Camının ışıltısında kendisine daha nesneler ve gerçekçi görmesinden geçer. Gözleri güzellikleri görmeye alışmış hep güzelin ve iyinin peşinden koşan varlık olmalı ki umut versin, umut beslesin.