“İnsan çalan eşkiya”

Abone Ol

B aşlıktaki ibare Latince “plagiarius” ifadesinin Türkçe çevirisi olarak kullanılmaktadır. Düşünce ve bilim alanında bir terim şeklinde kullanılan “Plagiat” sözcüğüyle de ilişkilidir. Plagiat’ın Türkçe karşılığı “intihal”dir. Edebiyat ve sanat alanında intihalin yapılmasına arada sırada rastlanmakla birlikte, mahiyeti gereği, tespit edilmesi bir hayli güçtür. Çünkü öznellik ve üslup bu durumu gizleyici bir etken olabilmektedir. Buna karşılık bilim alanında intihalin tespiti için elde bir takım nesnel ölçütler vardır. Bu ölçütlere uyulmadan bir kaynaktan alınan düşünceler, anlatımlar, ifadeler belli bir dikkat gösterilmesi halinde kolayca ortaya çıkartılabilir. İntihalde, bir başkasının emeği, hiçbir kural ve değere uyulmadan bir düşünce, görüş, anlatım, ifade ve kavram alınmakta ve kendi emeğinin sonucu gibi sunulmaktadır. Yapılan, açıkça “çalma” ya da “ hırsızlık ” tır . Tıpkı, başkasına ait, başkasının mülkiyetinde olan bir şeyin alınması gibidir.

“Plagiarius” nitelemesinde bulunan Romalı şair Martial, şiirlerinin kendisine ait olduğunu iddia eden Fidentinus’u “insan çalan eşkıya” olarak itham eder (Fırat Öztan: Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku, Turhan Kitapevi, Ankara 2008, s. 23). Çünkü bir sanatçının, yani örneğimizde şairin, ortaya koyduğu eseri, şiiri, onun kişiliğinin dışa yansıtılmış ve somutlaştırılmış biçimidir. Onun emeğinin yanında, ondan da önemli olanı onun yansıtılmış kişiliğidir. Dolayısıyla, bir yandan yazarın, sanatçının veya bilim adamının emeğinin çalınması, diğer yandan da kişiliğine yöneltilen bir saldırı , tecavüz söz konusudur. Bu tavrı sergileyen hem emeği gasp ederek sömürmüştür, hem de bir kişiliğe saldırıda bulunmuştur. Çünkü “fikri ürün” denilen şey, bizzat o ürünü ortaya koyanın kişiliğinden kesinlikle ayırt edilemeyen bir değeri ifade eder.

Büyük şair Firdevsi (934-1020), öncü ve ünlü eseri “Şehname”yiGazneli Mahmut’a takdim eder, ama kararlaştırılan veya beklenen değerin altında bir miktar ile karşılaşır ve incinir. Bilinen bir şeydir sanatçıya ortaya koyduğu, daha doğrusu takdim edilmek üzere yazılan bir esere, şiire karşılık “bahşiş”te bulunmak. Doğrusu, hep tuhaf bulmuşumdur bu ilişkiyi. Sanatçı, emeğini ve kişiliğini ortaya koyarak eser verecek, bunu maddi bir değerle ödüllendiren “devletlu” denilen zata üstün bir konum tanınacak! Tarihçiler veya tanıklık edenler, “bahşişte bulunanı” sanatı, bilimi destekledi, geliştirdi yollu övgülere boğacak. İşin tuhaflığı, aslında keyfiliğinde ve nesnel bir ölçüden yoksunluğundadır. Oysa zihni ürün dediğimiz değerler, insanı, toplumu etkileyen, değiştirip dönüştüren, kültür ve uygarlığı oluşturan değer birikimleridir. Onların, sadece güce ve iktidara bir süreliğine sahip olanlar adına anılması, bir paye verilmesi, insan ve zihni üretime doğrudan bir saygısızlık, hatta saldırı olarak değerlendirilmesi gerekir. Sözgelimi, bizim tarihçilerin Timurlenk, Aksak diye andığı Timur, iktidarı boyunca sanatçıları, bilim adamlarını ödüllendirmiş, Batılı bazı tarihçiler dönemini “MaveraünnehirRönesansı” şeklinde nitelendirmiş olsalar da, onun kişiliğine bağlı kusurlarını ortadan kaldırmaz. İktidar sahipleri, sanata, bilime, düşünceye, kültür ve uygarlığa, çoğunlukla onları kurup geliştirmek amacıyla değil, kendi güç, iktidar, itibar ve güvenliklerini korumak maksadıyla yönelirler. Bu, bir dereceye kadar anlaşılabilir bir insan davranışıdır, ama tek başına anlamlı ve tutarlı olduğu ileri sürülemez. Kaldı ki, sanat, düşünce, bilim ve kültür, çoğunlukla onlara rağmen ortaya çıkar, kurulur, kurumlaşır, gelişip serpilirler. Burada sanatın, düşüncenin, bilimin ve kültürün mahiyetinden kaynaklanan “aykırı olma” niteliğinin belirleyici olduğunun unutulmaması gerekmektedir.