Müslümanın en önemli vazifelerinden biri de infak etmektir. İnfak, Yüce Allah’ın nasip ettiği rızıktan yine O’nun yolunda harcamaktır. Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın.’ buyuruyor Yüce Allah. (Bakara/254)
İnfak, ruhun sâlih amel ihtiyaçlarındandır. İnfakın başında farz ibadet olan zekât gelir. Yüce Allah, ‘Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin...’ buyuruyor (Bakara/110). Ancak, maalesef zekât vermek, çoğu kere nefislere ağır geliyor. Şeytan, en fazla buradan düşürüyor insanı. O nedenledir ki birçok ayette namaz zekâttan önce zikredilmiştir. Namazı dosdoğru kılanlar, nefislerini şeytanın esaretinden kurtarır ve zekâtını vermekte tereddüt etmezler. Şeytanın mücadelesi de zaten daha zekâta sıra gelmeden, insanın namazını engellemektir.
Dünyadaki her metaın bir bedeli olduğu gibi Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği servetin de elbet bir bedeli olacaktır. Nasıl ki insan, sahip olmak istediği her bir dünya metaı için bir bedel ödüyorsa, Rabbi tarafından kendisine lütfedilen servetin de bedelini ödemelidir. İşte o bedel infaktır.
Yüce Allah’ın hiçbir muhtaçlığı yoktur ve kullarının hiçbir ibadetine ihtiyacı yoktur. Muhtaçlık bir noksanlıktır ve Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. Noksanlık, beşere has bir sıfattır. Bu durumda zekât beşere verilecektir ancak her önüne gelene değil elbette ki. Zekât darda kalanın, yolda kalanın hakkıdır ve mutlaka sahibine takdim edilmelidir. Vermeyen başkasının hakkını gasp etmiş olur. Esasen zekâtını vermeyen bizatihi kendine zulmetmiş olur. Zekâtını veren ise sadece birilerinin hakkını vermekle kalmış olmaz, esasen kendine büyük bir sevap kazanmış olur. Böylelikle Rabbi ondan razı olur ve Âhiret’te büyük bir mükâfata nail olacağı gibi dünyada da büyük bir iç huzura kavuşur.
Öyleyse Yüce Allah’ın rızası için, ‘Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.’ (Bakara/110) ‘İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.’ (Bakara/177)
İslam’da diğer infak türleri sadaka, bağış gibi ibadetlerdir.
Peygamber efendimiz, ‘Yarım hurmayla da olsa ateşten korunun.’ buyurmuştur (Buhari). Buradan şu manayı çıkarabiliriz. Aslında hemen herkes infakta bulunabilir. Yüce Allah katında infakın miktarı yani az ya da çok olması değil, samimiyet ve sadakatle yapılansı, mükâfata matuf bir ameldir. Peygamber Efendimiz, ‘Veren el alan elden hayırlıdır.’ buyurmuştur (Buhari, Müslim). Bütün bunlardan her müslümanın Allah yolunda infak edebileceği sonucu çıkıyor.
Varlığın oranı çok çalışıp çok kazanmakla ilgili değildir. Rızık Allah’tandır. O dilediğine dilediği kadar nasip ediyor. Esas olan Yüce Allah’ın kıstaslarına riayet etmektir. Ölçü ise şudur: ‘Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.’ (Kasas/77)
Allah rızası için ihsanda bulunmayanları Yüce Allah bozgunculukla itham ediyor. Oysa müslümanın görevi, Yüce Allah’ın adaletinin yeryüzünde hüküm sürmesi için mücadele etmektir. Bunun için müslüman, maddi, manevi ve bedeni olarak tüm imkânlarını seferber etmelidir.
Aslında bu o kadar zor bir iş de değildir. Sadece bir niyet gerekir. Belki de küçük bir iyilik, basit bir sadaka hatta belki bir tebessüm. Tabi yapılan her ne ise Allah rızası için olmalı. Yoksa ne denli büyük ve toplum yararına olursa olsun, Yüce Allah’ın rızası gözetilmeden yapılan hiç bir iş lütufa matuf olmayacaktır.