Asabiyet, kan bağı bulunan grubun bütün fertlerini bir
arada tutan ve dış tehlikelere karşı birliktelik sağlayan bir oluşumdur. Fakat
görmekteyiz ki, tarihi süreç içersinde bu durum hep istismar edilmiş ve
tarafgirliğe dönüşmüştür. Bir grup insanın diğerlerini ötekileştirerek, düşman
ilan etmelerine neden olmuştur. Oysa İslam bütün inananları kardeş ilan ederek,
asabiyete bağlı ortaya çıkabilecek zorbalığın önünü kesmiştir. Asabiyet esasını
oluşturan soy üstünlüğü ve kabileciliği yani, benim safımda yer alan haklıdır
anlayışını ret etmiş, bunun yerine adalet ekseninde şekillenmiş İslam
kardeşliğini tesis etmiştir. Resulullah bu sorunu meşhur hutbesinde şöyle ifade
etmiştir:
Ey Kureyşliler Allah sizden cahiliye gururunu
büyüklenmeyi ve babalarınız ile övünmeyi kaldırmıştır.
Bütün insanlar Ademdendir, adem de topraktandır
Hz. Peygamber veda hutbesinde de aynı konuya değinmiş ve
şöyle demiştir:
Ey insanlar sizin Rabbiniz birdir, babanız da birdir.
Haberiniz olsun ki takva dışında hiçbir Arap ın Arap olmayana hiçbir Acem in
Arap a hiç siyahın beyaza hiçbir beyazın siyaha karşı üstünlüğü yoktur.
Şüphesiz ki ilahi huzurda en değerliniz en muttaki olanınızdır
İslamiyet ten önce Mekke de insani ilişkiler asabiyete
dayalı devam ederdi. İnsanlar soyları ile övünür ve diğerleri üzerinde baskı
kurmaya çalışırlardı. Nesep kabileler arasında övünç kaynağı olarak görülürdü.
İslam asabiyeti yasaklamış ve kişilerarası ilişkilerin merkezine hak ve adaleti
koymuştur.
Hz. Peygamber asabiyetin getirdiği tahribata vurgu yapmakla
birlikte bu kavramın olumlu yanlarını da ele almış ve adaleti merkeze almak
kaydıyla akrabalık ilişkilerini desteklemiştir. Cahiliye asabiyetini ret edip
bunun yerine sıla-i rahimi getirmiş ve bu konuda Müslümanlara sorumluluklar
yüklemiştir. Fakat günümüzde küresel güç odaklarının etkisi altında kalan
Müslüman toplumlar, kardeşlik ilkelerini hiçe sayarak insani ilişkilerini ırk
ya da soy sop üzerinden kuruyorlar. Neredeyse bir asırdır, ne mutlu türküm
diyene sloganı ile büyüyen, dünün çocukları bugün erişkinleri, kendilerini
sahip oldukları ırk üzerinden tanımlıyor, insanları biz ve ötekiler diye
ayrıştırıyorlar. Bu insanların çoğu beş vakit namazlarını kılıyor, sorduğunuzda
İslam üzere yaşadıklarını söylüyorlar. Fakat cahiliye adetlerini yaşatmaya ve savunmaya
devam ediyorlar.
Hiç birimiz doğuştan imtiyazlı değiliz. Hiç birimiz sahip
olduğumuz ırk itibariyle diğerlerinden daha üst bir noktada değiliz. Hiç
birimiz bağlı bulunduğumuz aile ya da kabile itibariyle üstün değiliz. Zira
üstünlük ancak iman üzere olmak ve kalmakla mümkün olabilir.