Eylemin erdemini kaybettiğimiz söylenebilir. Yitirmekten maksat, elimizden kayıp düşen, bir başka düşünceyle yer değiştirip unutulan veya unutturulan, anlayışın kıtlaşmasıyla yok sayılandır. Değerler aynıyla yerinde durur; anlayış, kavrayış, düşünüş ve eyleyiş itibariyle değişiklik bizdedir. Dertlere dair çözümleri dahi bu hâl üzere aramaya koyuluruz. Hâlbuki kadim değerlerin eteğine tutunmak her devir ve durumda kaçınılmazdır.
Önce düşünceye yönelik hayal kırıkları yaşarmışız gibi görünür. Dolayısıyla o cihete ağırlık vermek gerektiğini vehmederiz. Yıpratılan, iğdiş edilen, iğfal edilen düşünceler bir daha iyiye yönelik kullanılabilir belki. Ama biz o düşünselliğin kaynağını dahi unutmuşuzdur. Şimdi yeniden yorumlansa, ancak egoların biraz daha sivrilmesinden, ben duygusunun daha bir yüceltilmesinden başka bir şeye yaramayacaktır.
İslam’ın başlı başına bir iyilik hareketi olduğunu çoktan unutmuşuzdur mesela. Bu unutuş, hatırlamamak babından anlaşılmamalıdır. Gayet net hatırlanıyor, anlaşılıyordur da eyleme dönük yüzünde sorun peyda oluyordur. Hâlbuki iyilik yapmaktır. Yani eylem. Bunu iyi kavrayan zalim, önce eylemi almıştır elimizden. Kırmadan, vurmadan, çaktırmadan, usturupluca almıştır. Ancak bir ara aklımıza gelip sorguladığımızda farkına varacağımız türden aşırmıştır. Ki sorgulamadan yaşamak, dayatılan yaşam şekilleri kadar doğaldır. Yani kimse farkına varmadı diye suçlu görünmez. Aksine suç, hatırlatmaya kalkandadır ki güç sahipleri tarafından derhal cezası kesilir.
Önce eylem alınmıştır elimizden. Söylemin erdemine inanıp, ‘iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak’ gibi bir derde düştüğümüz anda eylemi başıboş bırakmışız demektir. Çünkü söylemek, ifade etmek, düşünce belirtmek yapmaya göre çok daha kolaydır. Bir yandan eşsiz ve gerektiğinde müdahale edilebilecek ifade imkânları sunulmuştur güç tarafından. Ama eylem alınmış, dürülüp bükülüp saklanmıştır. Şöyle örneklendirilebilir: Aç olan birini doyurmak iyiliktir. Birinin bunu yapma imkânı varken; elindeki telefonla sosyal sayfasından ‘filan yerde aç bir insan var, ona yardım etmek isteyenler bana ulaşsın’ yazması iyilik olmadığı gibi gönderisini görenlerin layklaması, menşınlaması, paylaşması da iyilik değildir. Hayra aracılık eden hayrı işlemiş gibidir mantığıyla sırf sanal olan algının gerçeğe dönük eylemde bulunması beklenemez. Bu durum düştüğü yerden ‘kardeş bana yardım et’ diyerek elini uzatmakta olan birine ‘Allah yardım etsin’ demekten yahut yardım etmesi için bir yara bandı derneğini aramaktan farksızdır. Hâlbuki kendisine uzanan eli tutup ‘derdin nedir?’ diye sorması salt iyilik olarak nitelenebilir.
Eylemi, sadece yapmak bağlamıyla değil her anlamda yitirdiğimiz de söylenmelidir. Günün güç ve iktidar sahiplerinin hâlihazırda ekmeğini yediği fi tarihinde yapılmış eylemlerdir. Ki en alt kademe yandaşlarına varıncaya kadar, Beyazıt Meydanı’nda yediği coplardan bahsetmekle meşruiyet kazanır. O tür eylemler pek bize aitmiş gibi görünmez ve emsal gösterilebilecek tek eylem de başörtüsü eylemidir. İktidar sahipleri bereketinden bugün dahi istifade ederler. Halbuki1980’de İsrail, Kudüs’ü başkent ilan etmeye kalkarken, karar aleyhine tavır takınıp Konya’da Kudüs Mitingi yapan siyasi parti kapatılır, 12 Eylül 1980’de askeri darbe yapılıp cümle muhalifler sindirilmiş olur. Ancak Kudüs başkent falan ilan edilemez. Bu denli güçlü yaptırımları olan eylemler de elimizden kayıp gitmiştir. Yedi sekiz yıl evveline kadar, farklı görüşteki kişilerin yaptığı eylemler o ruhu canlı tutarken, bugün o eylem yapanların akıbetinin ne olduğu dahi sorgulanmaz. Tarih boyunca varolan protesto gibi bir değer, birkaç yıl içinde hiç edilebilmiştir. Onu biz Allah’ın Elçisi’nden gördüğümüzü; taş yemek, hakaret işitmek pahasına inananlarla birlikte kıyama durduklarını artık iddia bile edemeyiz. Onun her hareketi, her düşüncesi ve söylemi, gerçekliğin tam kalbinde, eylemin göbeğinde durur. Bizler herhangi bir şeyi eylemek bağlamında ancak göbeğimizi kaşırız.
Şimdiki zamanın eylemi yine sosyal olduğu iddia edilen sayfalardan tivit paylaşmaktan öteye geçmez ki onun dahi önüne geçilir, yapanlar derhal derdest edilir. Protesto imkânının bile gasp edildiği yerde herhangi bir yanlışın düzeltilmesi halkın çoktan seçmeli sınavlarına bırakılmıştır ki düşünsel bir tarafı kalmamış insanların doğru tercihlerde bulunması asla beklenemez.