İnanç adamının en büyük enerjisi: İnanmak

Abone Ol

Soyadı ile müsemma bir şair Akif İnan. İnandığı şeyi dile getirir, dile getirdiğini eyleme geçirir. Ölüme inandığı kadar yaşamaya inanır. Tanrıya inandığı kadar insana, geçmişe inandığı kadar geleceğe inanır. İnanmak onda hem bir bağlanış hem de bir umuttur. Zirveye tırmanmak için, gücünün farkında olmak için, ahlakın ve erdemin nöbetini tutmak için inanmak şarttır.

Ona göre hasbilik ve samimiyetin kaynağı inanmaktır. Akif İnan bunu “olmazlar kalesini yıkan top” ifadesiyle betimler. Ölümsüz gerçeğe tırmanmak ancak inanmak denilen hassasiyetle gerçekleşebilir. İnsan inandıktan sonra ölümü yenmeyi başarır. Şayet inanmıyorsa kişi yaşadığına o artık canlı cenazedir. Nitekim o 1962 tarihli Hilal dergisinin 1.sayısında bu hassasiyeti bir çağrıya, bu çağrıyı da seferberliğe dönüştürür: “En büyük seferberlik, inancı yükseltme, inceltme, şümullendirme, şuurlandırıp şekillendirme seferberliğidir” İnanmış adam karşısındakini etkileme kabiliyeti en yüksek olan adamdır. Hiçbir şey yapmasına gerek yoktur. Olduğu gibi kalması yeterlidir. Çünkü inanç yaşandığı oranda başkalarının dünyasını da çepçevre kuşatır.

Akif İnan inanmanın gücüne inanmakla kalmayıp bu inancını kendi şahsında gösteren bir kişilik olmuştur hep. Bu yüzen o hiç konuşmasa bile şahsiyeti karşısındakilere söylemek istediklerini veciz bir şekilde söylemek için yeterlidir. ‘İnsanın hâli sâridir’. Bu gerçeği her fırsatta dile getirir. Bu söz ona rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’ndan yadigâr kalmıştır. Zira Fethi Gemuhluoğlu güvendiği yürekli adamları daha bir yüreklendirip onlara olan güvenini tazelemek için hep öyle söylermiş. “Orada sen varsın, cezası senden sorulur artık.” diyerek inanan adama inancını teyit etmeyi hiçbir zaman ihmal etmezmiş. Akif İnan da güvendiği insanlara böyle yaklaşır. Onları nöbet yerini terk etmeyen sadık insanlar olarak görür.  İslam’ı yaşamak onu anlatmanın ve tebliğ etmenin en sahici yoludur. Bu sebepten inandığımız husus hayatımızdan sızıp sirayet ediyorsa bir anlam taşır. Bu inanç-amel uyuşmasını konuşma ve yazılarında her fırsatta dile getirir şairimiz.

Ona göre “İslâm’ı gereği gibi yaşayan biri, yüzlerce vaaz erbabından daha iyi tebliğ ediyordur dinini” Özellikle şairin 1970 ve1980 sonrası Yeni Devir ve Milli Gazete’de yazdığı yazılarda inanç-amel ilişkisi üzerinde yoğunluklu olarak durulmaktadır. İnanmanın ilmekten çok daha üst bir mertebe olduğunun farkındadır. Bu yüzden hep dikkatini göğe ve göksel olana vermiştir. Aklın öte yakasına geçmek için düşüncenin çitlerini aşmaya çalışır. Kimi zaman “delilik” sınırına yaklaşsa da “inanç” onu doğru bir çizgiye çeker. “Delilik şan olur bir gün sevgili/ yansıtır içimin haritasını”(Tenha Sözler, s.15-Resmigeçit)  dizelerinde hali pür melalini resmeder.  Aynı esrimeyi “Ey kaynar sulara yol alan aklım/ Kalbime yönelen yaylım ateşi” (Tenha Sözler. s.14-Kül) dizelerinde de görürüz.

Akif İnan’ın azmine kaynaklık eden inancının terkibinde bir yanıyla Ahmet Yesevi’nin Orta Asya bozkırlarında geliştirdiği menkıbevi İslam anlayışı diğer yanıyla İbn-i Arabî felsefesinin incelikleri kendini gösterir. Mevlana ve Şeyh Sadi hikmet erbabından hikmet devşirmiş, Şeyh Galip ve Fuzuli ve Baki gibi aşk ve muhabbet adamlarından sevginin künhüne inmeyi öğrenmiş, Eşrefoğlu Rumi, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli gibi okyanusların her katresinden nasip almış bir ahır zaman dervişi olmuştur. Bu kaynaklar hem kafa hem kalp hem de beden olarak insanı harekete geçirmek için yeterlidir. Bir yanıyla iç sükûneti sağlayan dinamikler, bir yanıyla haksızlıklara karşı eliyle ve diliyle karşı koyma kararlılığı diğer bir yönüyle de etik ve estetik birikimine sahip çıkan bir toplum inşası ile yalana, talana ve sömürüye direnen bir medeniyet müdafaası; bunların her biri bir inanç adamı olmanın tezahürleridir. Giriştiği her işte bir muvaffak olabilmesi bir insanın başarmazdan önce yöneldiği işe olan inancının sağlamlığı ile ilgili bir durumdur. Bir başka deyişle, davası uğruna hayatın birden çok safhasında boy gösterip, öncülük etmesi şairin mesuliyet duygusunu harekete geçiren inanç sayesindedir. İnsan inandığı zaman hayatın bütün boşluklarını o enerjiyle doldurmak, yanlış ve aksak giden yollarını onarmak ister.

O bütün ağırlıkları işte bu hayatının merkezine yerleştirdiği inançla yüklenmiştir. Şiirinin alt yapısına sirayet etmiş olan tasavvufi eda onun ne denli derin bir inanç köküne bağlı olduğunu ortaya koyacak cinstendir. Eğreti bir inanç ne konuşmaya ne yazmaya ne de istikamet üzere yaşamaya izin verir. Eğri bir cetvelden doğru bir çizgi çıkmayacağı gibi, eksik ve fasit bir inançtan da düzgün bir yaşam örneği çıkmaz. Bütüncül olarak baktığımız zaman Akif İnan şiirinde form ile içeriğin adeta birbirini kucaklarcasına uyum içerisinde bütünleşmesi söyleyenin samimiyeti sebebiyledir. Hüneri besleyen samimiyettir ne de olsa. Samimiyeti estetize eden şey ise inançtan başkası değildir. Sahicilik bir şairin inandığını bütüncül bir inanç manzumesine istinat ederek kaleme almasının adıdır.