İmzalı yorum

Abone Ol

Bizler elhamdülillah Müslümanız.

Müslüman’ın sözü senettir. Hele bir de bu sözler imzalanmışsa “imza yalama” veya imzaya rağmen aksine hareket etme bizlerde asla olmaz, olmamalı.

Bizler Milli Görüşçü Müslümanlarız. Hattı hareketlerimizde liderimiz ve teşkilatımızın kararlarını gözetiriz. Bizler teşkilatın içinde ve karar mekanizmasının oluşmasında etkili bir pozisyonda isek, kararların alınma safhasında doğru bildiklerimizi açıkça ve çekinmeden savunur ve her yönü ile açıklarız. Israrcı da oluruz. Ama karar alındıktan sonra da bizim dediğimiz istikamette değil, başka şekilde karar alınmışsa artık o karar bizim de kararımızdır, asla kendi görüşümüze göre değil, o karar istikametinde yürürüz. O karar inanç değerlerimize açıkça aykırı olmadığı müddetçe tahakkuku için çabalarız.

Geçmişten bir olayı hatırlamaktayız.

1974 yılında MSP- CHP koalisyonunun alt yapısı hazırlanırken müzakereler neticesinde üzerinde uzlaşılan konuları içeren bir “Koalisyon Protokolü” yazılmış, bu protokol her iki partinin karar organlarında müzakere edilerek karşılıklı imza edilerek koalisyon kurulmuştu. Bu protokolün bir maddesi de “af kanunu çıkarılması” idi. Bu maddeye göre hangi suçların af kanunu kapsamına alınacağı da kararlaştırılmış idi. Bu karara göre “irtica suçlarını” düzenleyen TCK’nun 163. Maddsesi ile “Kominizm faaliyetlerinden doğan suçları” düzenleyen 141-142. Maddelerindan mahkum olanlar da affedilecekti.

Kıbrıs Harekâtı’nı müteakip koalisyon olarak af kanununu çıkarmaya sıra gelmişti. MSP’nin 48 Milletvekili ve 3 senatörden oluşan grubunda müzakereler başlamıştı. Koalisyon protokolü gereği bu kanunun nasıl çıkarılacağı belliydi. Baştan imzalanmıştı. Grubun içinden bazıları aldıkları sözlerde:

-Bizim af konusunda bir tek maddemiz vardır, 163. Bunların dışındakiler bizi ilgilendirmez. Biz “komünistlerin affına” asla oy vermeyiz. Erbakan Hocamız bunlara şu cevabı veriyordu:

-Biz devlet idare ediyoruz. Yani böyle bir devlet yönetiminde, üstelik koalisyon protokolünde imzaladığımız bir af kanununu çıkarırken, bir tek maddeden başkasını kabul etmemek diye bir tavır bize yakışmaz. Bizler Milli Görüş olarak söz vermişsek ve imza etmişsek bunu yerine getirmekle mükellefiz.

O itirazcılar o zaman sözlerini şöyle düzelttiler:

-Tamam, biz sözümüzde duralım, ama ya CHP sözünde durmazsa, 141-142. Maddelere biz oy verdikten sonra onlar 163. Maddeye oy vermezlerse bizi aldatırlarsa ne olacak? Biz asla bu solcu CHP’ye, hele mazilerine bakarak güvenmiyoruz.

Şöyle bir karar alınmıştı:

TCK’nın maddeleri sıra ile değil de, önce 163 oylansın, sonra da 141-142 oylamaya sunulsun. Böylece CHP’nin bize bir oyun etmesi engellenmiş olsun.

Öyle de yapıldı. Yapıldı ama CHP sözünde durup 163’e oy verdi, MSP’nin itirazcıları ise 141-142’ye oy vermediler. Sonra Anayasa Mahkemesi onların da af kapsamına alınmasına hükmetti.

İşte bu olaydan sonra “imzasına ve sözüne” uymamış olan “Solcu CHP” değil de “Milli Görüşçü MSP” olmuş oldu. Bu kaypaklık içeren durumdan itibaren yıllarca bu konu üzerinden hem partimiz, hem de Erbakan Hocamız, “sözüne ve imzasına güvenilmez” olarak yaftalanmış basında ve kamuoyunda bu konuda yapılan propagandalar seçim başarılarımızı menfi yönde etkilemişti. O itirazcı milletvekilleri daha sonra 24’ler olarak MSP'den birer birer istifa etmişlerdi.

“Allah Dostu Erbakan” isimli kitabımızda da yazmıştık. Hocamız bu olayı Mustafa Bilgin Bey’e şöyle anlatmıştı:

-Kendilerini Saidi Nursi Hazretlerini’nin talebeleri sayan, fakat onunla alakası olmayan kardeşlerimiz. Siyonist oyunlara geliyorlar, dışarıda bir yerlerde bir karar alınmış, onlar Türkiye’de o kararları uygulamaya çalışan, bilmeyerek uygulamaya çalışan kardeşlerimiz. Bunların istekleri bitmiyor, parmağımı veriyorum, elim gidiyor. Elimi veriyorum, kolum gidiyor. Sıra gövdeye geldi. “Partinin para işleri bizim elimizde olacak, öyle olursa istifa etmez, partide siyasete devam ederiz” demeye başladılar. Ben de, “arkadaşlar biz sizinle devam edemeyeceğiz” dedim, kestirdim attım.

Şimdi geriye baktığımızda Erbakan Hocamızı hayırla anan bir millet hatta İslam Dünyası var. Ama o 24’lerden ismi hatırlanan pek kimse kalmadı.

Başa dönersek diyoruz ki:

Liderimiz ve teşkilatımız yapılan istişareler sonunda bizim görüşlerimize uygun olmayan yönde bile olsa, usulüne uygun bir karar alarak söz vermişse ve hele imza atmışsa bizler Teşkilatçı Milli Görüşçü olarak bu karara uymak zorunda olduğumuzu tarihi bir olayla izah etmeye çalıştık.

İbret almaz isek, tarihin tekerrür diye bir gerçekliğine maruz kalırız.

İmzalı kararların yorumu bizce budur.

TARİHİN KEŞFİ

 Bugünü anlamak için, tarihi keşfe çık,

Yüce dağlarla derin denizler bulacaksın.

Hakk’ın batılla mücadelesi; bu apaçık,

“İbret”inden, “Nusret”inden izler bulacaksın.