İmkan var, kullanamıyoruz!

Abone Ol

İskandinav ülkesi İsveç, elindeki imkanları son derece rasyonel kullanmaya iyi bir örnek olabilir. İsveç, evsel atıkları, yani çöpleri dahi enerji elde etmek için kullanıyor ve böylelikle 1 milyona yakın evin ısıtılmasını sağlarken, 300 bin evin ise elektrik ihtiyacını karşılıyormuş. Bu dünyada her şeyin bir nimet olduğunun farkına, halbuki ilk olarak Müslümanların varması gerekmez mi

İsveç, evsel atıkları işleyerek biyogazı elde diyor ve bunu da hem ısıtma hem de elektrik üretmek için kullanıyor. Çöplerin yüzde 99’unu elektrik üretimi için kullanıyor, geri kalanı yüzde 1’i de tarımsal gübre amaçlı değerlendiriyor. Hiçbir şeyi ziyan etmediği gibi ihtiyaçlarını da gideriyor yani. Okullarda dahi çöplerin geri dönüşümüyle ilgili dersler koyan İsveç’te, halk da bu konuda bilinçlenmiş ve bu işi de benimsemiş. Benzer bir bilinçlenme bize de lazım, hem de çok acil tarafından… İsveç’e kendi çöpleri yetmez olmuş ve komşu ülkelerin yanında İngiltere, İtalya, İrlanda ve Balkan ülkelerinden bile çöp alıyormuş. İşin ilginç tarafı, bu ülkeler İsveç’e ihraç ettikleri atıklar karşılığında para ödemesi. Hem daha ucuz bir enerji kaynağına erişiyor, hem de üstüne para alıyorlar yani.

Atıklardan elde edilen biyogaz, fosil yakıtlarına (petrol, kömür) göre hem ucuz hem de daha temiz. Pilot olarak seçilen Linköping şehrinin sıcak su, elektrik ve ısınma ihtiyacının yüzde 90’ı çöpten, yüzde 10’u da petrolden elde edilirken; çöpten elde edilen biyogaz belediye otobüslerinin tamamında, ticari taksilerin de yüzde 70’inde kullanılıyormuş.

Dünya, bir şekilde fosil yakıtlarına (petrol, kömür) alternatif arayışına girmek zorunda artık. Hem çevresel olumsuz etkiler, hem de rezervlerin önümüzdeki süreçte tükenmesi ihtimali böyle bir arayışa mecbur ediyor. Bu noktada yenilenebilir enerji kaynakları (yani güneş, rüzgar, jeotermal, hidroelektrik gibi), hem temiz olmaları, daha düşük maliyet gerektirmeleri, hem de uzun ömürlü olmaları yüzünden öne çıkıyor.

Dünyanın genelinde olduğu gibi Türkiye de enerji ihtiyacını fosil yakıtları (petrol, kömür) ve doğalgaz ağırlıklı olarak karşılıyor. Hadi, kömür Türkiye’de çıkıyor, ancak petrol ve doğalgazda Türkiye dışarıya bağımlı. Özellikle de, çok yüksek fiyatlara alınan doğalgazın, elektrik üretiminde kullanılması gibi bir durumu da yaşıyoruz. Yenilenebilir enerji kaynakları, enerji ithalatı faturasının kabarıklığı yüzünden cari açık sorunu yaşayan Türkiye için bir çıkış yolu olabilir.

Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarına, Almanya, İsveç gibi kuzey ülkelerine nazaran çok daha kolay erişme imkanına sahip halbuki. Yılın 300 günü güneş gören yerler var Türkiye’de, rüzgarın eksik olmadığı yerler de hakeza. Ancak biz, güneydeki şehirleri düşünürsek, binaların çatılarına güneş enerjisi panelleri dikip sıcak suyu karşılıyoruz ama bu güneş nimetini enerji üretimine her nedense tahvil etmiyoruz. Almanya’da güneş enerjisi panellerinden arlalar oluşturulmuşken, denize bile rüzgardan enerji üretmek için rüzgar türbinleri yerleştiriliyorken, biz neden bu denli kapsamlı bu işe yanaşmıyoruz acaba

Güney Kore’de, iki şehri birbirine bağlayan otobanın ortasındaki boş alanın üstünü kapatmışlar ve çatısını da güneş enerjisi panelleriyle kaplamışlar mesela. Biz neden hala ithal ve pahalı doğalgazla elektrik üretme lüksüne takılı vaziyetteyiz ki

“Türkiye nükleere mecbur” propagandası yapılıyor, ancak Türkiye gibi hiçbir konuda standardı olmayan bir ülkede asıl sorun olan nükleer atıkların çok çok uzun bir süre nasıl muhafaza edileceği tam bir soru işareti. Bizler ki, havalimanında nükleer madde alarmı olunca, “etrafını sarı şerit çekerek” güvenlik(!) sağlayan bir kafaya sahibiz, Maazallah, Japonya’daki gibi bir deprem ve ardından nükleer sızıntı olduğu takdirde, ki Japonya’daki güvenliğin bizde olmayacağı da garanti, halimiz nice olur, bilinmez.

Sözün özü, bir nimet olan güneş, rüzgar, su gibi imkanları ciddi manada değerlendirerek enerjide bağımsızlığımıza kavuşmayı denesek, fena mı olur