Seçim meydanlarında atılan nutuklara bakıyorum da "Ülkemin sabit ve dar gelirlilerini insanca yaşayacak bir gelire kavuşturacağız, bunun için IMF ile ilişkileri keseceğiz" diyen Saadet Partisi hariç kimse yok. Sanki iktidarı ve muhalefeti IMF ile ya anlaşma imzalamış ya da imzalamaya hazır bekliyorlar. Böyle olunca da elbette bu partilerin gündemine emekliler, işçiler, memurlar ve küçük esnafın gelmesi mümkün olmaz. Zaman zaman medyaya yansıyan açlık ve yoksulluk sınırı rakamları da yayınlandıkları gibi kalmaya mahkum görünüyor. Eğer bu rakamlar bir probleme dikkat çekmek ve çözüm bulmak için yayınlanıyorsa bunun çaresi bulunmaladır. Yok eğer ülkeyi yönetenlerin böyle bir derdi yoksa bu rakamların yayınlanmasından vazgeçilmelidir.
Periyodik olarak ilan edilen açlık ve yoksulluk sınırını gösteren rakamlara baktığınızda insanımızın yüzde 80inin açlık ya da yoksulluğa mahkum olduğunu görüyorsunuz. Bir ülke nüfusunun yüzde 80i açlık ya da yoksulluğa mahkum edilmiş ise o ülkede aslında başka bir konu üzerinde durmanın hiçbir anlamı yoktur. Ne var ki, siyasilerimiz bu konu üzerinde durmuyor ve gündeme getirmiyorlar. Sanki insanımızın açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi olağan bir şeymiş de üzerinde durmaya değmezmiş gibi. Gündemlerinde sosyal ağırlıklı bir program ve teklif de yok. IMF programlarının dışına çıkmak yasak olduğu gibi sanki daha muhalefette iken bile IMFnin ekonomik yaklaşımına ters düşecek bir görüş açıklamak yaşaklanmış havası esiyor. Böyle bağımsız ülke olur mu
Bu noktada bir muktayese yapmak istiyorum.
Açlık sınırı Kasım 2002de 369 YTL iken, Haziran 2007de bu rakam 623 YTLye yükselmiş.
Yoksulluk sınırı ise Kasım 2002de 1.122 YTL iken Haziran 2007de 2.030 YTLye yükselmiş.
Bunlar resmi rakamlar. Açıklanan rakamlara göre bir insan ayda 623 YTL ve altında bir gelire sahip ise o insan açtır, açlığa mahkum edilmiştir..
Yine bir insan 2.030 YTLnin altında bir gelire sahipse yoksuldur, yoksulluğa mahkum edilmiştir. Bunun sorumluları da ülkeyi yönetme mevkiinde olanlardır. Ya da yönettikleri iddiası ile insanımızı IMF programlarına mahkum edenlerdir.
Bu yüzden diyorum ki, ülkemizin zenginliklerini harekete geçiremeyerek kendilerini IMFye makhum sananlar bir an evvel ülke yönetiminden uzaklaştırılmalıdır.. Başka türlü toplumun dar ve sabit gelirlileri insanca yaşayacak bir gelir seviyesine kavuşturulamaz. Çünkü, böyle bir dertleri, buna dair bir programları bulunmuyor.
Yukarıdaki rakamlar dikkate alındığında Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı emeklilerinin yüzde 90ı aç ve yoksuldur. Yaşlısına ve emeklisine açlığı ve yoksulluğu layık görenlerin anlayışlarının milletimiz tarafından mutlaka sorgulanması gerekiyor. Bunu sorgulamayanlar içinde bulunduğumuz sıkıntıdan iktidardakiler kadar sorumludurlar.
Liderleri ve diğer parti yöneticilerini takip etmeye çalışıyorum. Ülkesinin emekli, yaşlı ve dar gelirlilerinin derdi ile dertlenen sadece Erbakan Hoca ve arkadaşları var. Diğerlerinin gündeminde böyle bir dert yok. Belki sadece iktidar olma ya da iktidarda kalmak gibi bir dertleri var.. Yani dertleri kişisel ve sadece kendileri ile ilgili. Yüreği yanan, bunun için milleti uyarmaya, ülkemizi ırkçı emperyalistlerin sömürüsünden kurtarmak için çırpınan Erbakan Hocanın açıklamalarına ne kadar kulak verirsek bilinsin ki bu sömürü zincirleri o ölçüde kırılacaktır. Aksi halde o sömürü zincirleri önümüzdeki dönemde nefes almamıza bile imkan vermeyecektir.