İmar varsa imkânda vardır!

Abone Ol

Gökleri yarıp bir başka katmana erişmek hevesiyle yükseltilmiş gibi görünen binalar, enine boyuna yükseltilebildiği oranda kutsaldır! Kutsal olan dokunulmazdır! Yahut dokunulmaz olmalıdır. İş bu binalar dokunulmazlığını izafi bir ihtişamdan ve her türlü estetik kaygıdan uzak boylu boyunca uzatılmış görüntüsünden alır. Zira görüntü, hâkim algının bizlere sunduğu, kanıksanmasını sağladığı (gayri ihtiyari değil; ihtiyari olarak kabul ettiğimiz) ve bil â kayd-ü şart itaat istediği (elbette sorgulamaksızın itaat ettiğimiz) yeni dindir. Kitle iletişim aracı adı verilen şeylerde olabildiğince uzun ve uzunluğu edinilmiş, kazanılmış, ayrıcalıklı bir sıfat-mış gibi vurgulanan insanlar görürüz. Uzun adam, daha uzun kadın , daha da uzun ergen vb… Boy boylanıp, soy soylanıp, kahramanlık gösterip kopuzlar çalınarak, düğün – dernek kurularaktan bu sıfatı almışlardır! İşte bu binalar onların simgeleri gibidir. Öylece, kazanılmış ve sündürülen bir sıfatmış gibi uzadıkça uzatılır.

Bina yükseltmek, ne aşkın varlığın yüceliğini, ne de insanın içsel bir kazanım olarak elde ettiği / edebileceği erdemi ırgalamaz. Hal böyleyken diktiği binalarla övünen; daha fazla ve yüksek binalara sahip olmakla adam sıfatı kazanan insanlar biliriz. Kişisel özellikleri ve niteliksel birikimleri itibariyle bir ifade tarzı geliştiremeyen, ancak mebzul miktarda maddi imkana sahip insanlar, dinsel ölçülere de mugayir olarak binalar dikmek ve böylece yeryüzünü tahrif etmek suretiyle ifade yordamı bulurlar. Öyle ya imar varsa imkanda vardır, bir başka şeyde yoktur! Ve imkan onlar için maddeden, anlamsal olarak maddi karşılıklardan ibarettir. İmkan vardır, bina dikilir; dikilen her yeni bina yeni imkanlar doğurur. Sonra sayıca daha çok ve yüksek binalara sahip olanlar, toplum nezdinde daha itibarlı addedilir! Bu insan türüyle bilvesile muhatap kılındığınızda diktiği binaları anlatmakla kalmaz; içini, dışını gezmeniz, görmeniz hususunda ısrarına maruz kalırsınız. Görmenizi istemekten maksadı sizin gözünüzde takdir kazanmaktır ki bu da söz konusu beton yığıntılarının kişi bazında bir kendini ifade etme şekli olduğunu gösterir. Nihayet toplum Guy Debord’un altmışlarda söylediği gösteri toplumudur.

Şehirler, mekanlar, kişiler, canlar üstünde yükseltilen, sadece beton imparatorluğu cinsinden anılacak bir şey değildir. Mekanın ruhu kişilere sirayet eder; betonun ruhsuzluğu da aynı oranda sahip olan kişilerdeki ruhsuzluğu ele verir. Binalar, lüzumsuz heybet, uzunluk, iri yarılık baz alınarak tanıtımı yapılan, öylece tanınan, tanımlanan kişilerin bir nevi heykeli gibidir. Hiçbir sanatta ifade imkanı bulamayan zihniyet, ardına düştüğü kişilerin heykelini dikmekte beis görmez. Dinsel kaygı zaten söz konusu değildir. Heykel sanatı konusunda da başarı kaydedemediğinden (ki yakın tarihte emsali görülmüştür) düz betondan zebella gibi boylu boyunca uzanan binalar dikmekten gayrı çare bulamaz. Binalar uzundur, adamlar uzundur, hayaller uzun… şey, gerçek olur. Vaat edilen ama vakt eriştiğinde hiç bir dengenin değişmediği, aksine mezbeleliğin kat be kat arttığı ama kimsenin nüksünmediği tarihler verilir mütemadiyen. Yok ikibinyirmiüçtür, olmadı ikibinyirmiyedi, yok yetmiş bilmem kaç… Gayrı menkul diye anıldığından olsa gerek taşıyamadıkları betonu eyleme yedirirler.

Beton imparatorları yahut daha doğru ifadeyle hayatın taşeronu müteahhitler yeşil alanları, ormanları, boş arsaları, metruk binaları, gecekonduları, parkları, bahçeleri birer arz-ı mev’ud olarak görürler. Adamakıllı bina yerleştirilmemiş her alan onlar için Fırat ile Dicle arasıdır. Punduna getirip ağlarına düşürdükleri kurbanlarını kat karşılığı ikna edip elde ettikleri alanlar için devasa haritalar çiziktirirler. Proje dedikleri şeyin bir Misak-ı Milli’si yoktur ve her daim gayrı meşru şekilde de olsa elde edilmiş olan topraklardan daha fazlasını kapsar. İliklerine işlemiş yahudilik, yeryüzünün tamamını elde etmeyi, hiç kimseye ve hiçbir şeye yaşam hakkı tanımamayı gerektirir. Yeryüzünün her bir ciheti beton kesinceye değin sürecektir mücadeleleri. Yeni mabetler, yeni heykeller, yeni simgeler gereklidir, yeni kurbanlar… Kitabın hitabı için, bilcümle pişmanlıklar için fena halde geç kalınmış olarak alayını bir tutam toprak doyuracaktır. Öyle işitmişizdir, itaat ederiz.