İmanın Zirvesi: Cihad Hakikati

Abone Ol

Günümüzde, zındıka komitesinin telkinleriyle ve tertipleriyle unutturulmaya çalışılan farzlardan biri de cihaddır. Cihad’la ilgili Kur’an-ı Kerim’de 350’den fazla âyet-i kerime vardır. Görüldüğü üzere namazdan ve diğer farzlardan daha çok tekrar edilmiştir. Cihad, imanın zirvesidir. İmanı tekamül etmiş kişiler cihadı düşünür ve cihada yönelir. Zira işin ucunda şehid olmak, yani canı, canı veren Rabbimizin hükümlerinin hâkimiyeti için fedâ etmek vardır.

Cihadın lügat manâsına bakalım: “Cihad” kelimesi “câhede” fiilinin masdarıdır. O da “cehd” veya “cühd” kökünden müştaktır (alınmıştır). Lügat kitaplarında “cihad”ın lügavî ma’nâsı şöyle açıklanmıştır: “Cihad kelimesinin lügatte (Arap lisanında) asıl ma’nası; ‘güç, kuvvet ve meşakkat’ ma’nâlarına gelir. Cihâd ve mücâhede gibi kelimeler, örf-i nâsta ‘düşmanla mukatele etmek (savaşmak) ma’nâsında kullanılır.”

Cihadın ıstılâhî ma’nâsı ise şöyledir: “Müslümanların, musâlaha (sulh ve barış) halinde olmadıkları kâfirleri İslâmiyet’e davetten sonra, onlar da bu daveti kabul etmeyip reddettikleri takdirde, İ’lâ-yi kelimetullah (Kur’ân’ın hâkimiyeti) için savaşmalarına ‘cihâd’ denir.”

Kur’an-ı Kerim’deki cihadla ilgili âyet-i kerimelere baktığımızda tamamının Medine’de nâzil olduğunu görürüz. Dolayısıyla cihad, Medine devrinde farz kılınmıştır. Bu âyet-i kerimeleri Peygamber Efendimiz (asm) fiilen de tefsir etmiştir. 27 defa başkomutan olarak gazaya çıkmış, savaşmış, savaşı yönetmiştir. 57 defa da seriyye, yani askerî birlik hazırlamış, bunların başına kumandan tayin etmiş ve bu seriyyeler de cihad etmişlerdir. Sonraki devirlerde kurulan bütün İslâm devletleri işte bu sünnet-i seniyyeyi rehber edinmiş ve cihad farizasını yerine getirmişlerdir. Hulâfa-i Raşidin, Emevi, Endülüs Emevileri, Abbasiler, Selçuklu, Osmanlı Devleti devirlerindeki cihad hareketleri hatırlanmalıdır. Hz. Ömer’in (ra) hilafeti zamanında fethedilen topraklar, Anadolu’muzun yirmi misli idi. Şu anki 40 küsur devlet ise Osmanlı Devleti’nin sınırlarına dâhildi. Şu anki İspanya’nın tamamı Endülüs Emevi Devleti topraklarına dâhildi. Şöyle böyle değil, tam 700 küsur sene İslam devleti sınırlarında kalmıştı.

Cihad farz-ı kifaye ve farz-ı ayn olmak üzere ikiye ayrılır. Farz-ı kifaye olan cihadı İslâm devleti ilan eder ve yönetir. Bu cihada isteyen erkek Müslüman gönüllü olarak iştirak eder ve büyük sevap kazanır. Cihada gidecek yeterli sayıda mücahid varsa, gitmeyenler mesuliyetten kurtulur. Günaha girmezler, yalnızca sevaptan mahrum kalırlar. Ancak mücahitlerin ailelerine baktıkları, cihad ordusuna maddî katkıda bulundukları takdirde sevaptan hisse alırlar.

Farz-ı ayn olan cihadda ise yediden yetmişe bütün Müslümanların cihada iştirak etmesi farzdır. Cihada katılmayanlar günah işlemiş olurlar ve âhirette hesabını verirler. Düşman bir İslâm memleketine girip işgal ettiğinde, cihad bütün Müslümanlara (kadınlara, çocuklara, sakatlara, hastalara, ihtiyarlara da…) farz olur. İşte Kurtuluş Savaşı’nda bu hakikati bilen yurdumuzun insanları farz-ı ayn olan cihada iştirak etmişlerdir.

Cihadla ilgili meseleleri bütün yönleriyle ele alıp açıklayan “Mir’âtü’l Cihad” isimli eseri dikkatlice okumak lazım. Bu değerli eser daha önceleri üç kitap halinde neşrolmuştu. Bu üç kitap “El Cihad” isimli eserle birleştirilmiş, tek kitap haline getirilmiştir.

Cihadla ilgili bir âyet-i kerime meâli ve bir hadis-i şerifle konumuzu noktalayacağız. Rabbimiz (cc) Kur’ân-ı Azimüşşan’da meâlen şöyle buyuruyor: “Allahu Teâlâ’nın yolunda (Kur’ân’ın hâkimiyeti için) kâfirlerle cihad edin, onlarla mücahede etmekten geri durmayın. Tâ ki Ahkâm-ı İlâhiye cihanda hâkim olsun, sizler de bu sayede dünya ve âhirette felaha eresiniz.” (Mâide Sûresi / 35)

Sevgili Peygamberimizin (asm) cihadla ilgili pek çok hadis-i şerifi vardır. Şu hadis-i şerif hemen hepsini hülasa etmektedir: “Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.”

Sözün özü şu: Cihadda izzet var, şeref var, dünyevî ve uhrevî saadet var. Cihadsız hayatta zillet ve meskenet var. İşte tarih, bunun en canlı delilidir.