İmanı bozan şeyler

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Günümüzde Müslümanlar ve insanlık âlemi her gün yüzlerce olay ile karşılaşıyor, ancak bu olayların zahiri sebepleri üzerinde kafa yorulurken, manevi sebepleri üzerinde hiç durulmuyor. Bu, İslam ve insanlık âlemi için büyük bir felakettir. İman; Allah’ın, hak olan ilahlığına inanmak ve güvenmektir. Allah’ın hak ilahlığına inanan ve güvenen bir kimse; O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman eder, itikat ve düzen olarak İslam’da karar kılar. Bunların tamamında veya bir kısmında tereddüt yaşayanlar, imanlarını bozmuş olurlar. İmanı bozanların yaptığı faydalı işler ise boşa gider.

İTİKADİ KIRILMALAR

Allah, insanı İslam fıtratı üzere yaratmıştır ve bu fıtrata ruhen ve bedenen ancak mümin kimliği uygundur. Materyalist inkârcılar, müşrikler ve münafıklar kabul etmeseler de ilk insan, Hz. Adem’in ilk mümin ve aynı zamanda ilk peygamber oluşu, bu hakikatin delilidir. Peygamberimiz bu hakikati en açık bir şekilde şöyle beyan etmiştir: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra onu terbiye eden anne babası ya Yahudi, ya Hıristiyan veya Mecusi yapar.” Yani, onu yaratılmış olduğu fıtrattan uzak bir anlayışla yetiştirir. Kur’an ise bizden, insanın yaratılmış olduğu fıtrat üzere yetiştirilmesini talep eder. Rum 30: “O halde sen, Allah’ı bir tanıyan bir hanif olarak yüzünü hak dine çevir ki; Allah, insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır. Allah’ın yaratışında bir değişiklik olmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Günümüzde tevhit akidesinden uzak ne kadar inanç ve ideolojiler varsa bunlar; İslam’ın iman esaslarından bağını koparmış batıl inanışlardır. Antik Yunan’dan günümüz Batı toplumuna, Hindistan’dan Amerika’ya, Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya kadar aklımıza gelebilecek yerleşim birimlerinin tamamında, taraftar bulmuş bütün batıl inanç ve ideolojiler, haktan batıla dönmenin ürünüdürler. Bu gerçeği görmeden, bu günü doğru okumak mümkün olmaz. ABD, AB ülkeleri, İsrail, Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerin temsil ettiği inanç ve ideolojilerin yıkıcı etkisinden insanlık, yaratılmış olduğu fıtratı muhafaza ederek kurtulabilir.

HAK İLE BATILIN MÜCADELESİ

Mümin insan ile inkârcı, müşrik, münafık, şeytan ve adamları arasında var olan hak-batıl mücadelesi, kıyamet vaktine kadar devam edecektir. Hak ile batıl arasında geçen bu mücadele, ıslah ile ifsat mücadelesidir. Günümüzde karşı karşıya kaldığımız ifsat hareketleri, saadet asrında ortaya çıkan münafıklık ve İran’ın fethinden önce bölgede hüküm süren Mecusilik zihniyetinden hiç farklı şeyler değildir. Dünün münafıkları bugün karşımıza, işbirlikçiler olarak çıkarken, dünün Mecusileri bugün karşımıza, inkârcı, ırkçı emperyalistler ve materyalistler olarak çıkmaktadır. Günümüzde hak-batıl mücadelesi Milli Görüş ile ırkçı emperyalizm ve işbirlikçileri arasında geçmektedir. Batılı temsil eden ırkçı emperyalizm, hakka karşı yürüttüğü mücadeleyi; 1-Fikir kirlenmesi; tahrif edilmiş kavramlar, 2-Terör, savaş, fitne ve kargaşa çıkarmak, 3-Faizci iktisadi ve ekonomik zulüm düzeni, 4-İşbirlikçi medya, sermaye ve siyaset yoluyla yürütmektedir. Milletimizin yaşamakta olduğu manevi yozlaşma, ekonomik yıkım ve dış politika faciası, hakka karşı yürütülen, bu kirli savaşın sonucudur. İtikadımızı, fıkhımızı ve mefhumlarımızı bozdular ve zihin dünyamızı karışık bir hale getirdiler. Bizi, İslam’a duyarsız ve düşman, adı Müslüman bir toplum haline getirdiler. Yeryüzünü ıslah ve imardan sorumlu Müslümanlar, batıla karşı hakkın ve haklının yanında yer alarak Adil Düzen için mücadele etmeden görevini yapmış sayılmaz. Bunun için gerekli olan şey, bozulan itikadı düzeltmek, fıkhı öğrenmek, kirletilen mefhumları yeniden tanımlayıp tecdit etmektir. Bu yapılırsa, Müslümanlar, izzetlerine yeniden kavuşurlar.

İSTİSMARCI MÜNAFIKLAR

Bizim hayat kitabımız Kur’an’dır. Kur’an; canlı ve aktif bir kitaptır. İnsanlık, Kur’an’da bildirilen hak ve adalet esasları ile barış ve huzur içinde yaşayabilirler. Bunun için Kur’an ilimlerinin bilinmesi gerekir. Kur’an bize, bizim dünya ve ahiret saadetimizi temin edecek bütün esasları açıklamıştır. Açıklanan bu esasları yaşayarak bize rehberlik ve önderlik eden ise Peygamberimiz ve arkadaşlarıdır. Münafıklar; Kur’an nizamını kurmak isteyen şuurlu Müslümanlar için en büyük tehdittir. Onlar, inandık diyen inkârcılar ve istismarcılardır.

Peygamberimiz onların durumlarını ihbar ediyor: “Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı Kur’an okuyucuları çoğalacak; fakihler; Kur’an’ı anlayıp yaşayan âlimler ise azalacak ve bu suretle ilim çekilip alınacak ve herc çoğalacak!” Bu ihbar üzerine sahabeler: “Herc nedir ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca, konu biraz daha açıklığa kavuşur: “Birbirinizi öldürmenizdir. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanlar, Kur’an okuyacaklar, okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek…” Onların Kur’an okumaları, kendilerini batıldan ve istismardan başka bir şeye sevk etmez. Onlar; okudukları Kur’an’da, faiz, içki, kumar ve israf gibi haram olarak sayılan ne varsa, helalmiş gibi görürler, bu haramları işlemekten imtina etmezler. Bu istismarcılara; “Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman; biz ancak ıslah edicileriz” diyerek kendilerini savunurlar.

Gerçekte onlar, fesada koşan münafıklardır. Bunlar; imanı bozan şeylere itibar etmezler. Kul hakkı yerler, emeği hiçe sayarlar, işi ehline vermezler, adam kayırırlar, ölçüyü ve tartıyı bozarak hile yaparlar. Dünyayı elde etmek ve iktidarlarını korumak için pek hırslıdırlar. Zayıf halka zulmederler. Güç sahipleri karşısında, boyun büküp dalkavukluk ederler. Toplumun içine, kin ve nefret tohumları atarak fitne çıkarırlar. Bölüşmezler, bütünleştirmezler, bölücülük yaparlar. Dostlarına dahi hainlik ederler. Yalana kulak verirler, aldatırlar ve aldanırlar. Selam hidayete tabi olanlara…