İman ve üretim

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ed§eriz.

İman; itikat, amel ve eylem ve de ihlâs ve ihsandır. İman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar, amel ve üretim ile teyit etmektir. Kur’an’da yetmişten fazla yerde iman, salih amelle birlikte zikredilmiştir. Salih amel; dine ve dünyaya yararlı, ferdi ve toplumu ıslah eden, maddi ve manevi hayatı düzenleyen her çeşit iştir. Üretim; insanın maddi ve manevi ihtiyaçlarının kolay ve helalinden karşılanmasıdır. İman, üretimi teşvik eder. Eğer insanlar gayret gösterip çalışmazlarsa, işler sağlam ve düzgün yapılmazsa üretim artmaz. Amel ve üretim; güven ve ihlâs ortamında gerçekleşir. Güven ve ihlâs ortamının gerçekleşmesi için güçlü imana ihtiyaç vardır. İslam’da bir müminin her işe besmele ile başlaması imanın gereğidir. Mümin, her işini severek, inanarak Allah için yapar. Bu, Allah’a ve İslam’a imandan, dünyayı imardan sorumlu eşrefi mahlûkat olmasındandır. Mümin inanır ki, dünya ve ahiret saadeti; imtihan dünyasında yapılacak çalışmalar ile elde edilir. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” esası, insanın çalışmasını gerektirir.

BOŞ EMELLER

Boş emeller; insana faydalı olmayan, zararı dokunan arzular ve anlamsız hayallerdir. Abesle iştigal; insanın vaktini boş işlerle geçirmesi, bedenini, zihnini, gönlünü faydası olmayan gayesiz, hikmetsiz, gereksiz şeylerle meşgul etmesidir. Abesle iştigal, sorumluluk şuuru olmayan, vaktin değerini bilmeyen, ahiret kaygısı gütmeyen insanların genel özellikleri arasındadır. Mümin bir kimse Kur’an’da şöyle tanımlanır. Müminun 1-3: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler, Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” Müminler boş işler için yaratılmadığını bilirler ve ona göre davranırlar. İnsanlar, hayırda ve faydalı işler yapmada aralarında bir yarış içinde olmalıdırlar. Allah, insana verdiği üstün meziyetleri, birbirleriyle boş işlerde, oyun ve eğlencede, sefahatte, israfta, günah ve isyanda yarışsınlar, hırslarını tatmin etsinler, yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye vermemiştir. İnsanoğlunun fıtraten taşıdığı her bir özelliğin hikmeti vardır. Bu özellikleriyle insan, yeryüzünü imar ve ıslah etmek zorundadır. Çünkü ölüm ve hayat, ıslah ve imarda insanın sınanması için yaratılmıştır. Mümin; insana hayat veren çalışma ve üretimleri yapan kimsedir. Boş laf üretip, boşu boşuna gezmez. İnsanın çalışmasında şu esas önemlidir. İnşirah 7-8: “Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar.” Yani bir mümin bir işi bitirdikten sonra başka bir işe başlar.

BAŞARI

Bize öğretilen duaların en güzelinden birisi de: “Ey Rabbimiz bize dünyada da, ahirette de güzel olan şeyleri ihsan eyle ve bizi cehennem azabından koru” duasıdır. Buna göre amelin mutluluk ve kurtuluş ile olan münasebeti hem dünya hem de ahiret hayatına yöneliktir. Allah: “Biz güzel iş yapanların ecrini zayi etmeyiz” buyurur. Çalışan kazanır, çalışmayan mahrum olur. Başarının temel koşullarından birisi de işin iyi, sağlam ve güzel yapılmasıdır. Çünkü mümin her işini; her halde onu, Allah’ın gözetleyip denetlediğini bilerek yapmaya çalışır. Buna ihsan denir. Allah işini mükemmel ve sağlam yapanı sever ve ondan razı olur. Başarıda bir diğer esas ise emanet ve ihlâstır. Allah, işi ve eşyayı insana emanet etmiştir. Bu bakımdan emin kimse olmak, çok önemlidir. İhlâs ise, işi Allah için görmektir. Üretim; emniyet ve ihlâs ile yapıldığında artar ve ülkede bereket olur. Burada Adil Düzen esası da unutulmamalıdır. Faizci kapitalist düzenlerde üretim, umumun yararı için değil, sömüren zalim elitlerin çıkarı için yapılır. Bunun da kimseye bir faydası olmaz. Faiz ve haksız vergiler üretimin içine sokulduğu zaman, ne üretim kalır ne de yatırım…

EKONOMİ

Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah; insanların ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerine mazhar olmuş, çalışkan ve genç nüfuslu bir millet ve ülke olmamıza rağmen, halkımız açtır, işsizdir ve borca esir edilmiştir. Ekonomimizi dış güçler, milli menfaatlerimize aykırı hedeflerini gerçekleştirmek için, yönetmektedirler. Bu durum, Milli Görüş’ten ayrılmanın tabii bir sonucudur. Türkiye’de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin finans kapitalizminin faiz ekonomisidir. Faiz ekonomisinin temel özellikleri şunlardır: 1. Vergi, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtasıyla, halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden alınmaktadır. 2. Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları vasıtasıyla, halkın imkânları iç ve dış sermaye gruplarına aktarılmaktadır. 3. Yıllardır uygulanan israf ekonomisi sonucu, milli üretim azalmakta, ihracat ise arzulanan miktarda artmamakta, bu durumda dış ticaret açığı büyümektedir. 4. Giderek büyüyen cari açığın sıcak para ile karşılanması neticesinde, ekonomi dış müdahalelere açık hale gelmektedir. İç ve dış borçların sürekli artmasıyla ülke kaynakları faize akmaktadır. 5. Artan işsizlik, ücretlerin azalmasına sebep olmakta, işsizlik ve düşük ücretli kayıt dışı istihdam sonucunda gelir dağılımı adaletsizliği tahammül boyutlarını zorlamakta ve böylece sosyal patlama riski artmaktadır. 6. Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde satılmakta, bunun neticesinde ülke ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili sektörler, topyekûn küresel sermayenin eline teslim edilmektedir.

KURTULUŞ YOLU

Kurtuluşun tek yolu Milli Görüş’ün benimsediği Adil Ekonomik Düzen’e geçmektir. Buna da ancak Saadet Partisi iktidarı ile geçilebilir. Çünkü Saadet Partisi, adil ekonomiyi esas alır. Türkiye’nin bütünüyle kalkınmasını ister. Adil bölüşümü ve herkese refahı savunur. Selam hidayete tabi olanlara…