BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
İSLAM, onun ilmini öğrenip yaşayarak toplumda temsil eden öncülerimiz eliyle bugünlere ulaştı. Onlara “imam” diyoruz. İmam Hasan, İmam-ı Azam, İmam Gazali, İmam Şamil… Hepsi Allah bilgisini insanlara ulaştıran ümmetin onuru, örnek insanlar.
“İmam”; öncü, önder, örnek, dönüştüren, üretken anlamlarında! “Anne-ümm” kelimesinin de aynı kökten gelmesi “üretken”liğe işaret. Müslümanların tamamının oluşturduğu topluluğa “ümmet” deniyor. Ümmet de “imam”la aynı kökten. Hani şair, “Adam var kurutur koca denizi, / Adam var bir damlayı göl eder” demiş ya! İmam, bir damlayı göl haline dönüştüren insan! Aynen 20 gramlık yoğurdun, 10 kg.lık tenceredeki sütü yoğurda dönüştürdüğü gibi.
Her yerde imamlığın hakkını vererek ihlasla çalışan, alanına hâkim değerli hocalarımız var. Allah hepsinden razı olsun. Bugünlerde İslam Toplumu Milli Görüş ’ün (İGMG) yayın organı Camia’nın 108. sayısı elimde. Her biri Avrupa’da 20’şer seneden fazla görev yapmış 12 hocamızın “İmamlarımız” konulu röportajlarında hizmet ve hatıralarına yer verilmiş. Gurbetteki imam hatipliğin hakkını verenlere ideal örnek oluşturuyorlar. Camia’daki röportajlar üzerinden hocalarımızın samimiyet ve fedakârlıklarını anlatacağım:
İlk röportaj imamlıktan İGMG’nin Genel Başkanlığı’na seçilen Kemal Ergün Hoca’yla. Azınlık toplumunda görev yapan imamların önce, hizmet verdiği insanların sosyo-kültürel yapısını; Efendimiz’in (sav) davet metodunu çok iyi bilerek, kırıp dökmeden, sevdirerek, herkesi kucaklayan, kolaylaştırıcı, müjdeleyici özellikte olmaları gerektiğini vurguluyor.
İMAM CEMAATİN HER ŞEYİ
MUHTEREM Kemal Ergün, peygamber varisleri olan imamların hayatın bütün alanlarına Efendimiz’in (sav) nefesiyle yeşertmesi, görüşünde. İmamlar; gençlerin yetişmesi, cemaatin oluşması ve şehrindeki insanların irşadından sorumlu!
Diyor ki: “Sadece mihrap nöbeti tutan ve imamlığı namaz kıldırmaktan, Kur’an okumaktan, cuma günleri hutbeye çıkmaktan ibaret sanan bir zihniyetin imamlığı anlamadığı kanaatindeyiz; çünkü imamlık bu değildir. Bu, memurluktur; namaz kıldırma memurluğu.”
Ergün Hoca, “İGMG memur mantığıyla, bürokrasiyle yönetilen teşkilat değildir”, dedikten sonra devam ediyor: “İmam vaizdir, ilhakta nöbet tutan imamdır; hafta sonu ve içi çocukları okutandır; aynı zamanda sohbet halkalarını yöneten ve yönlendiren biridir. Psikolojik travma geçiren insanların danışmanıdır. Bekar gençlerin evlendirilmesinde arabulucudur. Kavgalı olanları barıştıran güvenilir kişidir.”
Daha nice görevler… Kemal Başkan imamlığının ilk yıllarında Frankfurt Fatih Camii’nde cemaatinden Ali Amca’nın imamlıkla ilgili uyarılarını hiç unutamadığını anlatır:
“Bak, falancanın filancanın hocası olmaz. Cemaatin hocası olur. Hoca, yaşlı genç ayırmaz, yaşlıların yanına da gider. Camide bin cemaat olsa, 999’u senin dostun olsa, ama biri senin düşmanın olsa, sen bu camide imamlık yapamazsın. İmamlık böyle bir şey, esnaflığa benzemez. Bir kişi bile senden hoşnut olmasa, karşında olsa, senin huzurun bozulur; o kişinin bakışından etkilenirsin, verimliliğin düşer. Herkese aynı mesafeyi koy. Ona göre imamlık yap!”
İnşaallah ileride devam edelim.
LÜTFİ KİBİROĞLU
GEÇTİĞİMİZ hafta samimi, sadık, vefakâr bir dava adamı Hakk’a yürüdü. O, Eminönü Belediye Başkanlığı yapmıştı; fakat bir başkan gibi değil de, hep yönettiği insanlara “hizmetkâr” olarak davrandı. “Başkanlık gururu”na kapılmadı; mütevazılığı esas aldı.
Akşehir’den öğrenim için İstanbul ’a gelmişti. Almanya ’daki ihtisasından sonra Fatih Semti’ne yerleşti. Milli Görüş’ün ne anlama geldiğini çok iyi kavramıştı. Teşkilat çalışmalarına Şehremini Mahallesi’nde başladı. Aldığı görevlerin hakkını vermeye çalıştı. Vefakârdı; tuttuğu eli bırakmadı; liderine sadık kaldı.
Vefatı üzerine nice dostunun paylaşma sitelerinde anlattığı anekdotlardan biri şöyleydi:
2004 Yerel Seçimleri yaklaşırken iktidar partisinden 2 milletvekili “Bize yemek ısmarla!” diye telefon eder. Lütfi Bey, “Memnuniyetle!” diyerek onları Belediye’nin Sosyal Tesisleri’ne çağırır. Yemekte, yaklaşan seçimlerde partilerinden belediye başkanlığı teklif ederler; “Değilse seçilemezsin” diye eklerler. Lütfi Kibiroğlu kararlıdır:
“Saadet Partili sade bir vatandaş olmayı, başka partide belediye başkanı olmaktan üstün tutarım.”
Lütfi Başkan “dava şuuru”yla yaşadı. Partide, Cansuyu’nda, Milli Gazete’de verilen görevleri takati ölçüsünde yerine getirdi. Davasına bağlılık üzere öldü.
Taziye için aradığım oğlu Fatih anlattı: “Son aylarda hastalığı arttı. Hiç şikâyet etmedi. Hep tevekkül halindeydi. Allah’ın ismini söyleye söyleye Rabbi’ne kavuştu.”
Cenazesine yurt içinden, yurt dışından on binlerce insan katıldı. Hayatındaki gibi cenazesi birleştirici, bütünleştirici oldu. Merkez Efendi Mezarlığı’ndaki Erbakan Hoca’mızın yanına defnedildi.
Melekler seninle olsun ey Mücahit Başkan!