Kur an-ı Kerim e ve hadis-i şerife olan saygısından ve
ihlâsından dolayı; âyet ve hadislerde bir nass (kesin bir hüküm, açıklık)
olmaksızın bu helaldir, bu haramdır, demekten son derece sakınırdı. Çok defa
sözünün sonunda Bizim zannımızca, biz böyle sanıyoruz, kesin olarak bilmeyiz
gibi ifadeler kullanırdı. Kitap ve sünnetin dışındaki meseleler hakkında ise
haram olduğuna kesin hüküm etmeksizin kendi görüşünü söylerdi. Şu güzeldir,
şunda bir beis yoktur veya bundan hoşlanmam gibi sözler kullanırdı. O konuda
kesin bir kanıya varamamışsa La Edri: Bilmiyorum sığınağına sığınıp, bunu da
açıkça söylerdi. Bir defasında kendisine kırk sekiz mesele sorulduğu, bu
meselelerin sadece on altısını cevaplandırdı, geriye kalan otuz iki soruyu La
edri: Bilmiyorum sığınağına indirdi. O, bu dünyadan göçtükten sonra talebeleri
onun La Edri: Bilmiyorum sığınağında iki sandık dolusu hazine buldular.
Bilmiyorum dediklerini açıklayan iki sandık dolusu hadis. Ezberleyip, yazdığı
ve fakat öğrencileri de dâhil kimseye göstermediği iki sandık dolusu kitap.
Sahih olanla olmayanı ayırıp, kesin olduğundan emin olmadığı için halka, hatta
talebelerine bile açıklamaktan çekindiği iki sandık hadis. La Edri:
Bilmiyorum sığınağında gizlenmiş, Şeyh Mâlik hazinesi.
Yine Fitne Yine Hasedlik Entrika Ve Yine İktidar Savaşı
Ve Yine Hak İçin Yenilen Dayak
İmam Mâlik hem Emevîler devrini hem de Abbâsîler dönemi
görmüştür. Her iki dönemde de hükümdarlarla arasını iyi tutmaya çalışmıştır.
Bunun sebebi ise yeri gelip, hükümdarlar hata yaptıklarında onları
uyarabilmektir. Ancak siyasi olaylardan uzak durmaya çalışmış, ne hükümdarlarla
ne de isyancıları desteklemiştir. Zamanında bulunduğu bölgede çok karışıklar ve
fitneler çıkmış, ancak o hep Hakk dan yana taraf almış, doğru bildiğini de Hakk
için söylemiştir. İmam Mâlik e göre, zalim bir hükümdara karşı fitne yaratacak
şekilde ayaklanmak doğru değildir. Fitne ve anarşi çıkarmaksızın, zalim
hükümdarı değiştirmek için çalışmak gerek. Bu sebeple âlimler halkı irşad
etmeli, onlara gerçek dini öğretmeli ve halkın vicdanını için çalışmalıdır. Bu
ve benzeri düşünceler içinde bulunan İmam Mâlik fitnenin içine çekilmek
istenir. Bu amaçla da valinin veya halifenin zulmüne uğrar. Rivayet odur ki
İmam Mâlik, halife Ebû Mansur un dedelerinden biri olan Abdullah b. Abbas ın
aksine bir hüküm vermiş onun mut a nikâhı konusunda cevaz vermesini eleştirerek
onun o konuda yanlış düşündüğünü beyan etmiştir.
Bir başka rivayette ise Hz. Osman ı Hz. Ali den üstün
tutan sözlerini halifeye bildirip onu İmam Mâlik e karşı kışkırtmalarıdır. Bir
başka rivayet de şeyhin, Zorla yapılan talak (boşanma, ayrılma) talak değildir
hadisi şerifini tekrarlamasıdır. Bu hadisi tekrarlamasını delil olarak gösteren
Hariciler, halifeye: İmam Mâlik, seninle yapılan biat ın batıl olduğunu ima
ediyor. diye iftira attılar. Sebebi her ne olursa olsun, İmam Mâlik çıkarılan
yalan haberler, fitneler yüzünden işkenceye maruz kaldı. Kırbaçlandı. Hatta bir
kolu da çekilmek suretiyle omzundan çıkarıldı. Bunun üzerine Medine halkı İmam
Mâlik in suçsuz yere eziyet görmesini kabullenemedi ve idarecilere küstü.
Kimine göre bu işkenceyi Medine valisi yaptı, kimine göre de halife, Medine
valisine yaptırttı.
Muvatta nın Kâbe ye Asılması Teklifi
Bir süre sonra idareciler yaptıkları hatayı anladılar.
Ama iş işten geçmişti. Bu hatalarını telafi etmek için İmam Mâlik i yanına
davet eden halife Ebû Cafer el-Mansûr ona: Yemin olsun ki sana yapılan
işkenceden benim haberim yok. Ben sana eziyet edilmesini emretmedim. Sen
aralarında bulundukça Haremeyn halkı emniyettedir. Ben onların azaptan
korunmaları için seni eman olarak görmekteyim. Allah büyük bir felaketi senin
sayende onlardan uzaklaştırmıştır. Sen olmasan onlar çabucak fitneye kapılır.
Sana işkence yaptığı için vallahi valinin cezalandırılmasını, zindana
atılmasını emrettim. Sana yaptıklarının kat kat daha fazlasını ben ona
yapacağım! diyerek özür diledi. Bunun üzerine İmam Mâlik de özrünü kabul edip,
halifeyi affettiğini belirtti.
Halife Mansûr ayrıca ondan derlediği hadisleri kitap
haline getirmesini istedi. Düşüncesi böyle bir kitabı ülkenin bütün şehirlerine
ulaştırıp, onunla amel edilmesini emretmekti. Hatta daha sonraki halifelerden
Hârûnürreşîd de Kâbe ye asıp, insanları ona uymaya sevk etmek istedi.
Halifelerin idarede ve yargıda birlik ve istikrarı sağlamaya yönelik bu
tekliflerine İmam Mâlik karşı çıktı. Ona göre hükümler bir olmamalıydı. Hükümlerin
Kitap ve sünnete aykırı olmamak şartıyla her ülkenin örf ve âdetine uygun
olarak farklılık arz etmeliydi. Çünkü insanlara darlık değil, genişlik vermek
lazımdı. Tek tip olmak ise insanları daraltır, sıkardı. Hârûnürreşîd el-
Muvatta yı halka arz etmek fikrini tekrarlayınca ona, İmam Mâlik şöyle der: Ya
emir el -müminin! Ulemanın ihtilafı bu ümmet için bir nevi rahmettir genişlik
verir. Her biri kendince sahih olana tâbi oluyor. Hepsi hidayet üzeredir, hepsi
de Allah ın rızasını diler diyerek ısrar etmemesini rica eder.
İmbikten Süzülen Hadislerle Kısalan Muvatta
İmam Mâlik ünlü eseri el- Muvatta yı tam on bir yılda
tamamladı. Kaynaklarda yüz bin civarında hadisi ezbere bildiği söylenir. Ancak
bu hadislerin çok azın tahminen on bin kadarını el-Muvatta da toplamıştır.
Ancak onu da zaman zaman eline alıp tashih ettiğinde daha önce yazdığı
hadisleri imbikten süzüp, üste kalanları hazf ediyor, siliyordu. Böyle böyle
el-Muvatta her defasında daha da kısalıp, daha da küçülüyordu. Ama en doğru en
sahih olmasında gösterdiği titizlikle daha da büyüyordu. İmbikten geçtikçe
özleşiyordu hadisler.
İmam Mâlik in el-Muvatta dan başka İbn Vehb e kader ve
kaderiyenin reddi konusunda yazdığı risâlesi vardır. Nücûma ve ayın
menzillerine dair başka bir risâlesini Abdullah b. Nâfî nakletmiştir. Ayrıca,
Abdullah b. Abdülcelîl in rivayet ettiği kadılara yazdığı bir risâlesi,
Muhammed b. Mutarrif e yazdığı fetvaya dair bir risâle ile Hâlid b. Abdurrahman
el-Mahzûmî nin rivayet ettiği Garibü l-Kur ân bilinen diğer çalışmalarıdır.
Gizlenen Hastalık
İmam Mâlik, hastalanmıştı. Ancak bu hastalığını
talebelerinden bile gizledi. İdrarını tutamıyordu ve bu durum onu çok rahatsız
ediyordu. Önceleri mescide ders verirken, hastalandıktan sonra hastalığının
şiddetlenmesi üzerine dersini evinde vermeye başladı. Sadece Cuma ve Bayram
namazları için evinden çıkıyordu. Bu çıkışta hastaları ziyaret edip, cenaze
namazlarına da katılırdı. Sonraları bunları da yapamaz oldu. Buna rağmen
hastalığını kimseye söylemedi. Kendisine hastalığı sorulduğunda; Her insan
özrünü söyleyemez. derdi. Hastalığını ölüm döşeğinde açıkladı. Açıklarken de
şöyle dedi: Eğer hayatımın son günleri olmasaydı, sizlere hastalığımı
bildirmeyecektim. Benim hastalığım idrarımı tutamamamdır. Peygamber (s.a.v.) in
mescidine tam abdestli olmaksızın gelmek istemedim. Rabbime şikâyet olmasın
diye de hastalığımı kimseye söylemedim. İmam Mâlik bir süre sonra 14
Rebîülevvel 179 (7 Haziran 795) yılında, Medine de ebediyete göçtü, arkasında
binlerce hadis ve talebe bırakarak. Ondan bize de büyük bir miras kaldı: LA
EDRÎ: BİLMİYORUM.
Kaynaklar
Muhammed Ebû Zehra, İmam Mâlik, Terc. Osman Keskioğlu,
Ankara: Hilal Yayınları, 1984, s.s.23-253.
Muhammed Ebû Zehra, İslâm da Fıkhî Mezhepler Tarihi.
Terc. Abdülkadir Şener, İstanbul: Hisar Yayınevi, 1976, s.s. 294-331.
Ahmet Özel, Mâlik b. Enes , DİA, c. XXVII, Ankara 2003,
s. 506-513.
Muhammed Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, Çev: Sıbğatullah
Kaya, İstanbul: Çelik Yayınevi, [t.y.], s.s.369-412.