İmam Malik'in Bize Bıraktığı Miras: La Edri? - 6 La Edri Sığınağındaki Hazine

Abone Ol

Kur an-ı Kerim e ve hadis-i şerife olan saygısından ve

ihlâsından dolayı; âyet ve hadislerde bir nass (kesin bir hüküm, açıklık)

olmaksızın bu helaldir, bu haramdır, demekten son derece sakınırdı. Çok defa

sözünün sonunda Bizim zannımızca, biz böyle sanıyoruz, kesin olarak bilmeyiz

gibi ifadeler kullanırdı. Kitap ve sünnetin dışındaki meseleler hakkında ise

haram olduğuna kesin hüküm etmeksizin kendi görüşünü söylerdi. Şu güzeldir,

şunda bir beis yoktur veya bundan hoşlanmam gibi sözler kullanırdı. O konuda

kesin bir kanıya varamamışsa La Edri: Bilmiyorum sığınağına sığınıp, bunu da

açıkça söylerdi. Bir defasında kendisine kırk sekiz mesele sorulduğu, bu

meselelerin sadece on altısını cevaplandırdı, geriye kalan otuz iki soruyu La

edri: Bilmiyorum sığınağına indirdi. O, bu dünyadan göçtükten sonra talebeleri

onun La Edri: Bilmiyorum sığınağında iki sandık dolusu hazine buldular.

Bilmiyorum dediklerini açıklayan iki sandık dolusu hadis. Ezberleyip, yazdığı

ve fakat öğrencileri de dâhil kimseye göstermediği iki sandık dolusu kitap.

Sahih olanla olmayanı ayırıp, kesin olduğundan emin olmadığı için halka, hatta

talebelerine bile açıklamaktan çekindiği iki sandık hadis. La Edri:

Bilmiyorum sığınağında gizlenmiş, Şeyh Mâlik hazinesi.

Yine Fitne Yine Hasedlik Entrika Ve Yine İktidar Savaşı

Ve Yine Hak İçin Yenilen Dayak

İmam Mâlik hem Emevîler devrini hem de Abbâsîler dönemi

görmüştür. Her iki dönemde de hükümdarlarla arasını iyi tutmaya çalışmıştır.

Bunun sebebi ise yeri gelip, hükümdarlar hata yaptıklarında onları

uyarabilmektir. Ancak siyasi olaylardan uzak durmaya çalışmış, ne hükümdarlarla

ne de isyancıları desteklemiştir. Zamanında bulunduğu bölgede çok karışıklar ve

fitneler çıkmış, ancak o hep Hakk dan yana taraf almış, doğru bildiğini de Hakk

için söylemiştir. İmam Mâlik e göre, zalim bir hükümdara karşı fitne yaratacak

şekilde ayaklanmak doğru değildir. Fitne ve anarşi çıkarmaksızın, zalim

hükümdarı değiştirmek için çalışmak gerek. Bu sebeple âlimler halkı irşad

etmeli, onlara gerçek dini öğretmeli ve halkın vicdanını için çalışmalıdır. Bu

ve benzeri düşünceler içinde bulunan İmam Mâlik fitnenin içine çekilmek

istenir. Bu amaçla da valinin veya halifenin zulmüne uğrar. Rivayet odur ki

İmam Mâlik, halife Ebû Mansur un dedelerinden biri olan Abdullah b. Abbas ın

aksine bir hüküm vermiş onun mut a nikâhı konusunda cevaz vermesini eleştirerek

onun o konuda yanlış düşündüğünü beyan etmiştir.

Bir başka rivayette ise Hz. Osman ı Hz. Ali den üstün

tutan sözlerini halifeye bildirip onu İmam Mâlik e karşı kışkırtmalarıdır. Bir

başka rivayet de şeyhin, Zorla yapılan talak (boşanma, ayrılma) talak değildir

hadisi şerifini tekrarlamasıdır. Bu hadisi tekrarlamasını delil olarak gösteren

Hariciler, halifeye: İmam Mâlik, seninle yapılan biat ın batıl olduğunu ima

ediyor. diye iftira attılar. Sebebi her ne olursa olsun, İmam Mâlik çıkarılan

yalan haberler, fitneler yüzünden işkenceye maruz kaldı. Kırbaçlandı. Hatta bir

kolu da çekilmek suretiyle omzundan çıkarıldı. Bunun üzerine Medine halkı İmam

Mâlik in suçsuz yere eziyet görmesini kabullenemedi ve idarecilere küstü.

Kimine göre bu işkenceyi Medine valisi yaptı, kimine göre de halife, Medine

valisine yaptırttı.

Muvatta nın Kâbe ye Asılması Teklifi

Bir süre sonra idareciler yaptıkları hatayı anladılar.

Ama iş işten geçmişti. Bu hatalarını telafi etmek için İmam Mâlik i yanına

davet eden halife Ebû Cafer el-Mansûr ona: Yemin olsun ki sana yapılan

işkenceden benim haberim yok. Ben sana eziyet edilmesini emretmedim. Sen

aralarında bulundukça Haremeyn halkı emniyettedir. Ben onların azaptan

korunmaları için seni eman olarak görmekteyim. Allah büyük bir felaketi senin

sayende onlardan uzaklaştırmıştır. Sen olmasan onlar çabucak fitneye kapılır.

Sana işkence yaptığı için vallahi valinin cezalandırılmasını, zindana

atılmasını emrettim. Sana yaptıklarının kat kat daha fazlasını ben ona

yapacağım! diyerek özür diledi. Bunun üzerine İmam Mâlik de özrünü kabul edip,

halifeyi affettiğini belirtti.

Halife Mansûr ayrıca ondan derlediği hadisleri kitap

haline getirmesini istedi. Düşüncesi böyle bir kitabı ülkenin bütün şehirlerine

ulaştırıp, onunla amel edilmesini emretmekti. Hatta daha sonraki halifelerden

Hârûnürreşîd de Kâbe ye asıp, insanları ona uymaya sevk etmek istedi.

Halifelerin idarede ve yargıda birlik ve istikrarı sağlamaya yönelik bu

tekliflerine İmam Mâlik karşı çıktı. Ona göre hükümler bir olmamalıydı. Hükümlerin

Kitap ve sünnete aykırı olmamak şartıyla her ülkenin örf ve âdetine uygun

olarak farklılık arz etmeliydi. Çünkü insanlara darlık değil, genişlik vermek

lazımdı. Tek tip olmak ise insanları daraltır, sıkardı. Hârûnürreşîd el-

Muvatta yı halka arz etmek fikrini tekrarlayınca ona, İmam Mâlik şöyle der: Ya

emir el -müminin! Ulemanın ihtilafı bu ümmet için bir nevi rahmettir genişlik

verir. Her biri kendince sahih olana tâbi oluyor. Hepsi hidayet üzeredir, hepsi

de Allah ın rızasını diler diyerek ısrar etmemesini rica eder.

İmbikten Süzülen Hadislerle Kısalan Muvatta

İmam Mâlik ünlü eseri el- Muvatta yı tam on bir yılda

tamamladı. Kaynaklarda yüz bin civarında hadisi ezbere bildiği söylenir. Ancak

bu hadislerin çok azın tahminen on bin kadarını el-Muvatta da toplamıştır.

Ancak onu da zaman zaman eline alıp tashih ettiğinde daha önce yazdığı

hadisleri imbikten süzüp, üste kalanları hazf ediyor, siliyordu. Böyle böyle

el-Muvatta her defasında daha da kısalıp, daha da küçülüyordu. Ama en doğru en

sahih olmasında gösterdiği titizlikle daha da büyüyordu. İmbikten geçtikçe

özleşiyordu hadisler.

İmam Mâlik in el-Muvatta dan başka İbn Vehb e kader ve

kaderiyenin reddi konusunda yazdığı risâlesi vardır. Nücûma ve ayın

menzillerine dair başka bir risâlesini Abdullah b. Nâfî nakletmiştir. Ayrıca,

Abdullah b. Abdülcelîl in rivayet ettiği kadılara yazdığı bir risâlesi,

Muhammed b. Mutarrif e yazdığı fetvaya dair bir risâle ile Hâlid b. Abdurrahman

el-Mahzûmî nin rivayet ettiği Garibü l-Kur ân bilinen diğer çalışmalarıdır.

Gizlenen Hastalık

İmam Mâlik, hastalanmıştı. Ancak bu hastalığını

talebelerinden bile gizledi. İdrarını tutamıyordu ve bu durum onu çok rahatsız

ediyordu. Önceleri mescide ders verirken, hastalandıktan sonra hastalığının

şiddetlenmesi üzerine dersini evinde vermeye başladı. Sadece Cuma ve Bayram

namazları için evinden çıkıyordu. Bu çıkışta hastaları ziyaret edip, cenaze

namazlarına da katılırdı. Sonraları bunları da yapamaz oldu. Buna rağmen

hastalığını kimseye söylemedi. Kendisine hastalığı sorulduğunda; Her insan

özrünü söyleyemez. derdi. Hastalığını ölüm döşeğinde açıkladı. Açıklarken de

şöyle dedi: Eğer hayatımın son günleri olmasaydı, sizlere hastalığımı

bildirmeyecektim. Benim hastalığım idrarımı tutamamamdır. Peygamber (s.a.v.) in

mescidine tam abdestli olmaksızın gelmek istemedim. Rabbime şikâyet olmasın

diye de hastalığımı kimseye söylemedim. İmam Mâlik bir süre sonra 14

Rebîülevvel 179 (7 Haziran 795) yılında, Medine de ebediyete göçtü, arkasında

binlerce hadis ve talebe bırakarak. Ondan bize de büyük bir miras kaldı: LA

EDRÎ: BİLMİYORUM.

Kaynaklar

Muhammed Ebû Zehra, İmam Mâlik, Terc. Osman Keskioğlu,

Ankara: Hilal Yayınları, 1984, s.s.23-253.

Muhammed Ebû Zehra, İslâm da Fıkhî Mezhepler Tarihi.

Terc. Abdülkadir Şener, İstanbul: Hisar Yayınevi, 1976, s.s. 294-331.

Ahmet Özel, Mâlik b. Enes , DİA, c. XXVII, Ankara 2003,

s. 506-513.

Muhammed Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, Çev: Sıbğatullah

Kaya, İstanbul: Çelik Yayınevi, [t.y.], s.s.369-412.