İmam Mâlik, ilim öğrenmek için her türlü eza ve cefaya
katlandı. Sıcak-soğuk demeden hocalarının kapısında beklerdi. Abdullah b.
Ömer in azatlısı Nâfî de onun hocalarından biriydi. Öğlen sıcağında gelir
hocasının kapısında beklerdi. Etrafta gölgelik edecek ne bir ağaç ne de bir
çardak vardır. Olanlar da belki o Arabistan sıcağında insanı korumazdır
güneşten. O sıcakta Nâfî nin evini gözetler, Hocası derse gitmek için dışarı
çıkınca da gizlice peşine düşer, sonra önüne geçip selam verir, sonra uzaklaşır
gibi yapıp, arkasından usulca gelir, hocasının mescide girerek, yerine oturup
soluklanmasını sabırla bekler. Sonra hocasına: İbn Ömer şu meseleler hakkında
ne düşünürdü diye sorusunu sorardı. O da cevaplardı. Fakat genelde hocası çok
asabi bir insandı. O buna katlanırdı ilim uğruna. Hocasını bıktırmamak için
gereken ihtimamı da gösterirdi. Bir sorunun cevabını öğrenmek için katlanılan
cefa. Karşılığında içilen bir pınar. Geçmişten bugünün talebelerine de şöyle
seslendi İmam Mâlik: İlim öyle bir şeydir ki, onu isteyen kişi, kolayca elde
edemez, bu uğurda yoksulluğu tatmalı, ilmi her şeyden ileri tutmalı.
BAYRAM GÜNÜ DE OLSA ÖNCE İLİM
İmam Mâlik in hocalarından biri de İbn Şihâb
ez-Zührî dir. Yine kapılarda beklemektedir İmam Mâlik. Ama normal bir gün
değildir. O gün bayramdır. O yine beklemektedir. Yine kapılardadır. Bayram da
olsa seyran da olsa onun için fark etmemektedir. Çünkü öncelik ilimdir onun için.
Bayram günü hocasını boş ve tenha bulurum umuduyla namazgâhtan çıktığı gibi
doğruca hocasının evine gelmiştir. Kapıyı çalar. İbn Şihâb cariyesine: Bak
kapıdaki kimdir diye sorar. Cariye kapıyı açarak, gelenin Mâlik olduğunu
bildirdi. Hocası onu içeri almasını söyledi. İçeri giren Mâlik e İbn Şihâb
sordu: Sanırım henüz evine gitmedin. Evet diye cevapladı Mâlik. Yemek
yedin mi diye sordu hocası. O, Hayır diye cevap verdi. Öyleyse gel hadi
yemek ye. diyen hocasına: Hayır, yemeğe ihtiyacım yok. diye cevap verdi. İbn
Şihâb: Öyleyse benden ne istiyorsun deyince: Bana hadis anlatmanızı
istiyorum dedi. Hocası : Pekâlâ öyleyse kâğıt kalem çıkar da derse
başlayalım dedi. O gün İmam Malik e, İbn Şihâb kırk tane hadis rivayet etti.
Bununla doymayan İmam Mâlik biraz daha fazla hadis öğrenmek için can
atmaktaydı. Ama hocası ona: Bu kadar yeter. Bu hadisleri ezberleyip, söylersen
sen de hafızlardan sayılırsın dedi. İmâm Mâlik: Belledim bile. deyince buna
inanamayan hocası elinden yazıları çekip aldı ve sonra: Hadi anlat bakalım.
dedi. Bunun üzerine Mâlik, hepsini ezbere teker teker söyledi. Onu hayranlıkla
dinleyen hocası, defterlerini geri verdi ve: Kalk, sen ilim hazinelerindensin!
İlim kabısın! diyerek onu övdü.
İPLERE DÜĞÜMLENEN HADİSLER
İmam Mâlik hocası İbn Şihâb ez-Zührî den hadis bellemeye
o kadar meraklıydı ki derse oturduğunda yanında daima kalın bir iplik
bulundururdu, ezberlediği hadisleri düğümlemek için. Hocasının Peygamberimiz
(s.a.v.) den rivayet ettiği her hadis-i şerif için bir düğüm atardı. Ders
bittiğinde öğrendiği bu hadisleri o attığı düğüm sayısına göre teker teker
tekrarlayarak, düğümlerle aklında kalanları karşılaştırıp, ezberini kontrol
ederdi. Bir düğüm, bir hadis-i şerif. Bir düğüm, bir hadis-i şerif.
Hocasının bir huyu vardı. Bir derste tam otuz hadis
rivayet ederdi. Ne eksik ne fazla.
Bir gün yine hadis rivayet etti, o da düğüm attı. Sonra
düğümlerle ezberini karşılaştırdı. Sanki bir hadis-i şerifi unutmuştu.
Hocasının peşinden koştu ve ona: Galiba bir hadisi ezberlemeyi unuttum, acaba
bana tekrar eder misiniz dedi. Hocası: Sen derste değil miydin dedi. Evet
dersteydim. diye cevapladı. Hocası: Öyleyse neden bellemedin diye
çıkışınca: Tam 30 hadis ezberledim, ancak bir tane daha olacaktı sanki o da aklımdan
çıkmış. dedi. Bunun üzerine Zührî: İnsanların bellemesi kalmadı, hafıza denen
şey gitti, ben bellediğim bir şeyi asla unutmam, sende unutma ve hatırında
olanları söyle. diyerek o unuttuğu hadisi ona tekrarlamadı. Aslında ortada
unutulan bir hadis de yoktu. Otuza otuz hadis ezberlemişti çünkü. Düğümleri
düğümlerken kim bilir bir düğüm fazla atmıştı belki de