İmam Malik'in Bize Bıraktığı Miras: La Edri? - 2 Hocasının Cefasına Katlanan İlmi İçer

Abone Ol

İmam Mâlik, ilim öğrenmek için her türlü eza ve cefaya

katlandı. Sıcak-soğuk demeden hocalarının kapısında beklerdi. Abdullah b.

Ömer in azatlısı Nâfî de onun hocalarından biriydi. Öğlen sıcağında gelir

hocasının kapısında beklerdi. Etrafta gölgelik edecek ne bir ağaç ne de bir

çardak vardır. Olanlar da belki o Arabistan sıcağında insanı korumazdır

güneşten. O sıcakta Nâfî nin evini gözetler, Hocası derse gitmek için dışarı

çıkınca da gizlice peşine düşer, sonra önüne geçip selam verir, sonra uzaklaşır

gibi yapıp, arkasından usulca gelir, hocasının mescide girerek, yerine oturup

soluklanmasını sabırla bekler. Sonra hocasına: İbn Ömer şu meseleler hakkında

ne düşünürdü diye sorusunu sorardı. O da cevaplardı. Fakat genelde hocası çok

asabi bir insandı. O buna katlanırdı ilim uğruna. Hocasını bıktırmamak için

gereken ihtimamı da gösterirdi. Bir sorunun cevabını öğrenmek için katlanılan

cefa. Karşılığında içilen bir pınar. Geçmişten bugünün talebelerine de şöyle

seslendi İmam Mâlik: İlim öyle bir şeydir ki, onu isteyen kişi, kolayca elde

edemez, bu uğurda yoksulluğu tatmalı, ilmi her şeyden ileri tutmalı.

BAYRAM GÜNÜ DE OLSA ÖNCE İLİM

İmam Mâlik in hocalarından biri de İbn Şihâb

ez-Zührî dir. Yine kapılarda beklemektedir İmam Mâlik. Ama normal bir gün

değildir. O gün bayramdır. O yine beklemektedir. Yine kapılardadır. Bayram da

olsa seyran da olsa onun için fark etmemektedir. Çünkü öncelik ilimdir onun için.

Bayram günü hocasını boş ve tenha bulurum umuduyla namazgâhtan çıktığı gibi

doğruca hocasının evine gelmiştir. Kapıyı çalar. İbn Şihâb cariyesine: Bak

kapıdaki kimdir diye sorar. Cariye kapıyı açarak, gelenin Mâlik olduğunu

bildirdi. Hocası onu içeri almasını söyledi. İçeri giren Mâlik e İbn Şihâb

sordu: Sanırım henüz evine gitmedin. Evet diye cevapladı Mâlik. Yemek

yedin mi diye sordu hocası. O, Hayır diye cevap verdi. Öyleyse gel hadi

yemek ye. diyen hocasına: Hayır, yemeğe ihtiyacım yok. diye cevap verdi. İbn

Şihâb: Öyleyse benden ne istiyorsun deyince: Bana hadis anlatmanızı

istiyorum dedi. Hocası : Pekâlâ öyleyse kâğıt kalem çıkar da derse

başlayalım dedi. O gün İmam Malik e, İbn Şihâb kırk tane hadis rivayet etti.

Bununla doymayan İmam Mâlik biraz daha fazla hadis öğrenmek için can

atmaktaydı. Ama hocası ona: Bu kadar yeter. Bu hadisleri ezberleyip, söylersen

sen de hafızlardan sayılırsın dedi. İmâm Mâlik: Belledim bile. deyince buna

inanamayan hocası elinden yazıları çekip aldı ve sonra: Hadi anlat bakalım.

dedi. Bunun üzerine Mâlik, hepsini ezbere teker teker söyledi. Onu hayranlıkla

dinleyen hocası, defterlerini geri verdi ve: Kalk, sen ilim hazinelerindensin!

İlim kabısın! diyerek onu övdü. 

İPLERE DÜĞÜMLENEN HADİSLER

İmam Mâlik hocası İbn Şihâb ez-Zührî den hadis bellemeye

o kadar meraklıydı ki derse oturduğunda yanında daima kalın bir iplik

bulundururdu, ezberlediği hadisleri düğümlemek için. Hocasının Peygamberimiz

(s.a.v.) den rivayet ettiği her hadis-i şerif için bir düğüm atardı. Ders

bittiğinde öğrendiği bu hadisleri o attığı düğüm sayısına göre teker teker

tekrarlayarak, düğümlerle aklında kalanları karşılaştırıp, ezberini kontrol

ederdi. Bir düğüm, bir hadis-i şerif. Bir düğüm, bir hadis-i şerif.

Hocasının bir huyu vardı. Bir derste tam otuz hadis

rivayet ederdi. Ne eksik ne fazla.

Bir gün yine hadis rivayet etti, o da düğüm attı. Sonra

düğümlerle ezberini karşılaştırdı. Sanki bir hadis-i şerifi unutmuştu.

Hocasının peşinden koştu ve ona: Galiba bir hadisi ezberlemeyi unuttum, acaba

bana tekrar eder misiniz dedi. Hocası: Sen derste değil miydin dedi. Evet

dersteydim. diye cevapladı. Hocası: Öyleyse neden bellemedin diye

çıkışınca: Tam 30 hadis ezberledim, ancak bir tane daha olacaktı sanki o da aklımdan

çıkmış. dedi. Bunun üzerine Zührî: İnsanların bellemesi kalmadı, hafıza denen

şey gitti, ben bellediğim bir şeyi asla unutmam, sende unutma ve hatırında

olanları söyle. diyerek o unuttuğu hadisi ona tekrarlamadı. Aslında ortada

unutulan bir hadis de yoktu. Otuza otuz hadis ezberlemişti çünkü. Düğümleri

düğümlerken kim bilir bir düğüm fazla atmıştı belki de