İmam böyle yaparsa!

Abone Ol

Son günlerin en çok tartışılan konularından birisini de Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından TOKİ’nin dar gelirliler için yapacağı evlerin satışında uygulanan sistemin faiz olmadığı yolundaki fetvası oluşturuyor!

Din âlimlerinin bir kısmı bunun bal gibi faiz olduğunu ve insanların bundan uzak durmaları gerektiğini ileri sürerken bir kısmı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun verdiği fetvayı sahiplenip savunuyor.

Fetvayı sahiplenip savunanların başında da Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş bulunuyor. Prof. Dr. Erbaş’ın konuyla ilgili sözlerini birlikte okuyalım mı?

“Din İşleri Yüksek Kurulu çok köklü bir birimdir. Din İşleri Yüksek Kurulu’na kurulduğu günden bu yana yanlış fetvayı hiç kimse verdirtememiştir. Din İşleri Yüksek Kurulu bu kadar bağımsızdır. Böyle bir fetva verdiyse bana da “Din işleri Yüksek Kurulu’nun verdiği fetva doğrudur” demek düşer.”

Prof. Dr. Ali Erbaş bu değerlendirmesinin ardından Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bunu faiz olarak değerlendirmediğini ve “bu faiz değildir” dediğini söylüyor. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun “bu uygulama faize girmez” diyerek “bu bir karşılıklı ticarettir, zaruret durumunda olan insanların bu ticaretten istifade etmesi uygundur” dediğini belirtiyor. Ve “Hepimiz kadar faizin ne büyük bela olduğunu, Allah ve Resulüne harp ilan etmek olduğunu oradaki hocalarımızın hepsi en az bizim kadar biliyor. O açıdan lütfen bu konuda haksızlık yapmayalım” diyor.

Konuyla ilgili olarak “doğrudur” ya da “değildir” diyecek konumda olmadığımızın bilincindeyiz. Hiç kimseye de haksızlık yapmak istemeyiz. Ancak meşhur “İmam şöyle yaparsa cemaat böyle yapar” sözünü hatırlatmak isteriz.

Ve deriz ki Diyanet böyle fetva verirse halk neler yapmaz?

Korkumuz ve endişemiz Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından büyük bir iyi niyetle yapılan “bu bir karşılıklı ticarettir ve zaruret durumunda olan insanların bu ticaretten istifade etmesi uygundur” şeklindeki değerlendirmenin art niyetli birileri tarafından istismar edilmeye kalkışılmasıdır.

Yine korkumuz ve endişemiz odur ki bu fetvanın ardından pek çok kişi “bu bir karşılıklı ticarettir” anlayışını çirkin emellerine alet etmeye kalkışabilirler.

“Zaruret durumundayız” savunması bunların elinde bir kalkan haline dönüşebilir diye korkarız.

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun büyük bir iyi niyetle yaptığı değerlendirmenin istismarcıların elinde farklı boyutlara çekilmesi riski gözümüzü korkutmuyor değil. Yani bunun bir yol olmasından kaygılıyız.