İlkeli siyasetin nicelik sorunu

Abone Ol

Siyaset yapma biçimlerinden bahsederken ilkeli duruşu esas alan siyaset anlayışının öneminden bu köşede defalarca bahsettik. Önemine rağmen bu anlayışın mevcut siyasi çerçevede nicelikle olan zayıf irtibatı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. İdeoloji partilerinin halkla irtibatı kendi fikri çerçevelerini dikte etmekten öteye gitmez. Kitle partileri ise halkı seçimler üzerinden sadece nicelik olarak değerlendirir. O yüzden ideoloji partilerinin halka inme gibi bir dertleri yokken, kitle partilerinin de ilkesel duruşa ihtiyaçları yoktur. Çünkü ilki katı ideolojik çerçevelerini aşamazken ikincisi ise siyaseti niceliğin egemenliği olarak görür. Bu yüzden ilkeli siyaseti tercih eden partilerin halkla doğru bir ilişki kurarak bu ifrat-tefrit çelişkisinden siyaseti kurtarmaları gerekiyor.

Her siyasi hareket sonuçta kendi doğrularının egemenliği üzerinden siyaset yaparlar. İdeoloji partileri bu doğruları mutlaklaştırırken kitle partileri doğruları çoğunluğun cazibesi karşısında flulaştırıyor. Bu anlayışlara sahip siyasi partilerin doğrularını halkla buluşturma şansı yoktur. Bundan dolayı tam da bu açıdan ilkeli siyaset yapan partiler için önemli bir sorumluluk doğuyor. Bu sorumluluğun gereği olarak duruşunu bozmadan halka nüfuz edebilecek bir iletişim vizyonuna sahip olmaları önemlidir.

Peki, bu vizyon nasıl sağlanabilir?

Bildiğimiz gibi günümüz siyasetinin en önemli özelliği halkın ekseriyetinin ikna edilmesidir. Halkın tercihleri elbette her siyasetçi için makuldür. Ama tercihlerin hem evrensel hem de partinin temel doğrularıyla çelişme ihtimali fazladır. Çünkü kişiler tercihlerini belirlerken kendi dünyalarının sınırlarıyla değerlendirirler. Bundan dolayı toplumsal gerçeklikle uyuşmamaları gayet doğaldır. Burada siyasetçinin vazifesi bu dengeyi ikna üzerinden kurmasıdır. Doğrularını dayatma partinin halkta karşılık bulmamasına neden olurken doğrularını flulaştırmak da halkın doğru tercih yapma şansını elinden alıyor.

Halkın ikna edilme süreci halkla kurulan irtibatın kıvamında belirlenir. Bu kıvamı tutturmanın yolu ise dilin isabetli bir şekilde kullanılmasından geçiyor. Dil doğru bir şekilde ve sağlam bir zeminde kullanıldığı sürece siyasi partilerin doğrularını halkın tercihleriyle örtüştürme şansları yüksek olacaktır. Ama şunu da hatırlatmakta fayda var; ilkeli siyaseti esas alan partilerin iç dinamiklerinin dil sorununu aşmaları gerekiyor. Çünkü bu partilerin geliştirdikleri güçlü bir kavram ve söylem abc’si vardır. Bu sorunu aşmak için bu partiler kavram ve söylem haritasının sınırlarını genişleterek ifade gücünü geliştirmeyi denemelidir. Buna karşın bu abc’nin dışına çıkmak partinin iç dinamiklerinde önemli kırılmalara yol açabilir. Bu durum partinin geleceğine dair endişeleri de beraberinde getirecektir.

Ortaya çıkabilecek endişelerin başında partinin kitlesel partiler gibi sığ bir siyasete hapsolması gelir. Bu endişeyi kırabilmenin yolu, temele ilişkin tezlerin zamana hitap edebilecek dille yeniden kurulmasından geçer. Yeni formun partinin tavanı ve tabanı tarafından içselleştirilmesiyle sağlanan özgüven ikna gücünü de artıracaktır. Bu sayede partinin popülizme yönelerek sığlaşmasına neden olmadan nicelik sorununun halledilmesi imkânı doğar. Bir diğer endişe ise gündelik siyasi polemiklere nesne olma ihtimalidir. Fakat üretken ve güçlü bir siyaset dili inşa edildiği sürece bu ihtimali düşünmek yersiz olacaktır. Asıl nesne olma durumu dil, söylem ve siyaset olarak üretken olunmadığı sürece ortaya çıkar. Çünkü tekrar siyaseti ilkelerin fanuslanarak muhataplarıyla irtibatlarının kurulmasını engeller. Bu da dil ve söylemi gündelik siyasetin cazibesi karşısında çaresiz bırakır.