İlk ders ya da Muhammed Samancı’ya rahmetle…

Abone Ol

Yıl; 1977, sonbahar… Yaklaşık 50 sene önce…

Okullar açıldı…

Erzincan İmam Hatip Lisesi’nde ortaokul 1. sınıf. 1/D sınıfı.

O dönemler imam hatip okulları daha nitelikli, öğrencileri de her açıdan parmakla gösterilen öğrenciler olduğu için başvurular kontenjandan çok daha fazlaydı.

Bu sebeple imam hatip ortaokuluna ancak imtihanla girebildik.

Sınıf mevcudu yaklaşık 60 kadardı. Bir sırada 3 öğrenci oturuyorduk.

***

Heyecan doruktaydı… İlk dersimize Muhammed Samancı girdi.

Orta boylu, hafif tıknaz ama son derece hareketli, siyah saçları arkaya doğru taralıydı. Sesi hep gürdü. Tane tane konuşuyordu.

Hepimizi tek tek okul numaralarımızla tahtaya çağırdı, elbiselerimize baktı.

Gömlek, ceket ve pantolonlarımızın mutlaka ütülü ve temiz, ayakkabılarımızın boyalı olmasına itina göstermemizi istedi.

“Saçlar kısa ve taralı, kravat şart!” diye de ekledi.

Hiç unutmam, barındığımız, sığındığımız Başbakanlık’a bağlı Vakıf Öğrenci Yurdu’nda o dönem ütü nerede, yok ki! Ama formülü bulmuştuk; iki katlı ranzalarımızın altı düz tahtalardan oluşuyordu. Pantolonlarımızı akşamdan yatağımızın altına koyardık, sabaha kadar jilet gibi olurdu!

Başka ne nasihatlerde bulundu, Samancı hocamız;

Tahtaya çıkarken, öğretmen çağırdığında ceketin mutlaka ilikli olmasına dikkat etmemizi istedi. Ve mutlaka her çağrıya ‘efendim’le mukabelede bulunmamızı…

Başka adab-ı muaşeret (içtimai yaşayış bilgileri ve usulleri ile görgü kuralları) ayrıntılarını da bir ‘baba’ şefkati ile ama idareci disiplini ile bir bir anlattı.

İlk dersimizi Muhammed Samancı'dan almıştık! Hayat dersini…

Sonraki yıllarda da her Cuma ve Pazartesi bayrak töreninde o meşhur merdivenlerde talimatlar verirdi…

Muhammed Samancı, değişmez müdür başyardımcımızdı…

 

***

Yıl, 1982… İmam hatip lisesi 5. sınıftayım. Askeri dönem…

Tüm illerden birer temsilci öğrenci davet etmişti, Millî Eğitim Bakanlığı. Başkent Ankara’ya. Okullar tatil olmuştu. Ben de o dönem harçlığımı çıkarmak için Otel Karakaya’da resepsiyona bakıyordum. Muhammed Samancı beni buldu ve, “Sen gideceksin Başkent’e Erzincan’ı temsilen, hazırlan!” talimatını verdi.

Hiç unutmam, ilk takım elbisemi, sıfır gömleğimi, kravatımı, gıcır gıcır ayakkabımı Muhammed Samancı almıştı, Ankara temsili için.

Biletimi alarak, harçlığımı da hissettirmeden cebime koyarak Ankara’ya yollamıştı…

 

ZOR BİR SÜREÇ GEÇİRDİ!

Muhammed Samancı hocamız, 2020 Aralık ayında ağır Kovid geçirip 10 gün hastanede kaldı.

Sonrasında zaten şeker ve kalp hastalığı olması sebebiyle vücudu çok toparlanamadı.

2022 Ağustos ayında bir ay yine hastanede zor bir süreç geçirdi.

O günden vefatına kadar dış dünyayla ilgisini tamamen kesti. Demans başlamıştı…

Son 10 gündür ise vücutta enfeksiyon ve iltihap artışı ile organların değerleri altüst oldu.

77 yaşındaydı…

Ve dünya imtihanını İstanbul’un en sevdiği semti Üsküdar’da yoğun bakım ünitesinde tamamladı.

***

Binlerce öğrenci yetiştiren Muhammed Samancı hocamıza Allah (cc) rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Başımız sağ olsun.

KIZI HAVVA ERTÜRK, BABASI MUHAMMED SAMANCI’YI ANLATTI!

 Merhum Muhammed Samancı’nın kızı Havva Ertürk, babasının vefatı üzerine şu duygularını anlattı;

 * “Taziye mesaj gönderen, arayan soran herkese çok teşekkür ediyorum. Haklarınızı helal ediniz. Dünya fani. Babacığım yıllarca imam hatip liselerinde Kur’an-ı Kerim, Hitabet, Kelam, Hadis, Fıkıh, Arapça (İHL meslek dersleri) öğretmenliği ve okul idareciliği yapmış, şu anda ülkemizin çok farklı alanlarında güzel hizmetler yapan birbirinden kıymetli vefalı öğrenciler yetiştirmiş bir çınardı.”

 

* “Rabbim bize ölüme hoş geldin diyerek düğün muştusuyla, vefat edenlere sevgilimize kavuşmuş, huzura ermiş olmaları ümidiyle bakabilmeyi nasip eylesin. Babacığımı da huzurunda huzura kavuştursun Mevlâm.”

 

* “Resûlüllah (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde söyle buyuruyor; “İnsan öldüğü zaman amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye (kesintisiz sadaka), yararlanılan ilim (bilgi-hikmet) ve hayırlı evlat." Rabbimiz cümlemizi anne babasına karşı hayırlı evlat eylesin. Bizlere de aynı şekilde güzel evlatlar yetiştirmeyi nasip eylesin.”

 

* “Canım babam çok güzel şiir okurdu. Cüzdanında yazılı şiirler taşırdı. Bu vesileyle bu duygularımı yine onun çok sevdiği bir şiirin son dörtlüğü ile bitirmek isterim; ‘Gideriz nur yolu izde gideriz/ Taş bağırda sular dizde gideriz/ Bir gün akşam olur biz de gideriz/ Kalır dudaklarda şarkımız bizim!’ Vesselam! Havva Ertürk, 31 Ekim 2024.”

 ÖĞRENCİLERİNDEN MUHAMMED SAMANCI HATIRALARI!

 * “Yıl 1984 veya 1985…

Muhammed Samancı hocamın ailesi Tercan Zağgeri köyünde mukim. Ben de Tercan Üçpınar (Abrenk) komşu köyde vekil imamlık yapıyorum.

Kurban veya Ramazan Bayramı…

Zağgeri’ye futbol maçına gittik. Bizim takım süper! Etraf köyleri yeniyoruz. Takım mükemmeldi, yalnız kalecileri yoktu! Nasip, Allah bizi orada rızıklandırdı. Köyün yarısı Bayburt, Gavlatan köyü (Sünni) diğer yarısı Kürt ve Alevi fakat öyle mükemmel bir dostluk, arkadaşlık var ki; çevre köylere örnek!  

Neyse, maç bitti, bizi bakkala götürdüler. Püskevit, gazoz ısmarladılar. Komşu köyün gençleri, izzet ikram derken Muhammed Samancı hocam geldi. Elini öptüm, benim köylü gençler ‘hocam hocam!’ diye hitap ediyor. Zağgerili gençler beni öğretmen zannettiler! İmam olduğumu öğrenince hem hürmetleri arttı hem biraz daha ciddileştiler! Kaleci ve imam!..

Allah Allah, başladılar fetva sormaya; “Top oynamak helal mi, haram mı? Sen nasıl top oynarsın?” Benden cevap bekliyorlar…

Dedim ki,

- “Arkadaşlar bakın, benim hocam müdürüm, işte burada! Muhammed Samancı hocamız beni yetiştirdi! Fetva makamı burada, Muhammed hocamıza sorun!”

Rahmetlinin çok hoşuna gitti, koltukları kabardı!

Bizi de gençlere güzel örnek oluyor diye övmüştü.

Elini öptük ve ayrıldık. Rabbim makamını cennet eylesin!” (İşadamı, Adnan Yavuz, öğrencisi) 

*** 

* “Yıl, 1986… Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendislik Fakültesinde okurken İstanbul Topkapı Garı’nda (o zaman Topkapı’da idi garajlar), Muhammed Samancı hocamla karşılaştık.

Hal hatır… derken yanındaki beyi tanıştırdı; “Bu benim küçük biraderim, uzun yol otobüs şoförü.” dedi.

Akabinde, “Mustafacığım, sen talebe, ben memur! Bizler kolay kolay gidemeyiz, yiyemeyiz! Birader bize Kumkapı’da balık ısmarlasın!” dedi.

Hep birlikte biraderine misafir olmuştuk, sonrasında vedalaşıp ayrılmıştım. Emeği büyüktür üzerimizde. Allah rahmet eylesin…” (Beyin cerrahı Mustafa Karalar, öğrencisi)