İlk defa değil 3. kez

Abone Ol

“Cambaza bak” numarasını çok iyi yapan siyasi iktidar, bir kez daha gündem saptırmalarla ve manipülatif bilgilerle toplumun aşınmış bilincini iyice köreltiyor. Balık hafızadan malul olan toplum, bir de yanlış bilgilendirme ve kasıtlı tek taraflı propagandalarla bırakın gerçeği görebilmeyi, gerçeğe dair sorular sormaktan bile uzaklaştırılıyor. Bir şeylerin ters gittiğini düşünüyor ama kendisine sunulan yanlı verilerle bu tersliği açıklayamıyor.

Ekonomideki öz kaynaklarla ve tasarruflarla “büyüyememe” durumu, yapılan muazzam borçlanmalarla ve kabaran faturalarla bir şekilde giderildi. Şişen cari açık faturası tehlikeli bir hal alınca bu sefer “frene” basıldı ve ekonomi sözde altın ihracatı düşülünce neredeyse büyümedi. “Sert düşüş” toplumun tüm kesimlerini, finans ve paradan para kazananlar hariç, olumsuz etkiledi, ancak hoşnutsuzluklar “krize girilmediği” gerekçesiyle ertelendi. İktidara yakın basının yoğun propagandasıyla kafalar karıştırıldı ve klasikleşmiş “alem bize hayran” propagandalarıyla kamuoyu oyalandı.

Bu oyalama hareketinin bir diğer unsuru olarak “IMF’ye olan borç” meselesi dikkat çekiyor. Türk ekonomisinin geldiği noktada neredeyse hiçbir önemi olmayan ve mevcut “dağlar kadar” borç stokuna nazaran “denizde damla” olan IMF borcu, devamlı gündemde tutuldu ve “borç bitiyor” denerek büyük (!) bir işin başarıldığıyla toplum uyutuldu. Halbuki, 1972 ve 1990’da da bu borç sıfırlanmıştı. İlkinde 3 sene, ikincisinde ise 4 sene borçsuz bir dönem olmuş. Bunlar konuşulmuyor hiç. Gerçeklerle işi yok kimsenin artık.

Gerçi, sözde altın ihracatını gerçekten bir ihracatmış gibi ele alıp büyüme hesaplarına bile yansıttıklarını gördük. Aynı şekilde, hesaplama yönteminin değişmesiyle artan milli gelir için “milli geliri 10 senede 3’e katladık” yanlış bilgilendirmelerini de duyduk. O yüzden, Türkiye’nin IMF’ye olan 52 yıllık borcu kapanıyor illüzyonunu sunmaları da gayet normal.  Borç, 2002’de alınmamış da sanki 52 yıllık süreyi kapsıyormuş gibi bir rüzgar estir ve “bakın ne büyük bir iş yaptık” de. Popülizm veya pragmatizm de olsa biraz tutarlılık ve dürüstlük şart.

IMF’ye olan borcun ödenmesi kadar normal bir durum yok. Çünkü IMF, daha borcu vermeden verdiği parayı geri almanın yollarını garantiye almıştı zaten. Faiz dışı fazlalar, özelleştirmeler vs ile bu para zaten IMF’nin kasasına girecekti. Hükümet edenler, sanki ekonomide üstün bir başarı elde etmişler gibi “ödenmesi garantiye alınmış olan borcu bitirmekle” övünüyorlar ve bunu siyasi rant malzemesi yapıyorlar bir de. Gerçi iktidara karşı “3 maymun”u oynayan ve gerçeklerden ziyade “üfürülenleri” yazan bir basın olunca böyle yapmaları da normal.

Yapısal sorunlarından (cari açık, bütçe açığı, tasarruf açığı) hiçbirisini çözememiş, büyümesini dış kaynaklara ve borçlanmaya, ekonomideki açıklarını kapatmayı spekülatif sermayeye bağlamış ve paradan para kazananlar için bir vahaya dönmüş Türkiye ekonomisinin gerçeğine bakın bir de. Türkiye’nin dış borcu son 10 yılda yüzde 160 artmış ve 130 milyar dolardan 337 milyar dolara fırlamış.

Cumhuriyet tarihinin borçlanma rekorunu kıranlar ekonomiyi uçurdu mu peki Ekonomi, Cumhuriyet tarihi ortalaması olan yüzde 4.5-5 bandında büyüyor ve Türkiye, şu anda “orta gelir tuzağı” tehlikesiyle karşı karşıya. Not artışı yüzünden bayram havası estiriliyor, bir üst lige çıktığımız söyleniyor ama olan şey, 21 sene önceki not seviyesine gelmemiz ve bunun da tam ABD ziyareti sırasında olması meselenin “tamamen siyasi” olduğunu gösteriyor. ABD politikalarıyla uyumlu gidersek “bir parmak bal” olarak not artacak, aksi takdirde not silahı aksi yönde devreye girecek. Ekonomi işi değil yani bütün bunlar.

Halihazırda ekonomik politikalarından zerre sapmadığınız IMF’ye, ödenmesi zaten garantiye alınmış 22 milyar dolar borcumuz bitti diye “zil takıp oynamadığımız” kalıyor ama dünyaya olan borcumuz da rekor kırarak 337 milyar dolara (600 milyar lira) ulaşıyor. Tabii bir de, neredeyse IMF’ye 5o küsur senede ödediğimiz paraya denk gelen senelik faiz ödemeleri var ki, uluslararası sermayenin iktidarı neden çok sevdiğini ve yere göğe koyamadığını da anlatıyor. Hayırlı muvaffakiyetler… Yalnız her başarınız böyle olursa vay halimize!