İdare, ilim ile irade dir. Buradaki ile batı ile
aramızdaki yönetim farklılığını yansıtır. Batı yönetim ve iletişim (yönetişim)
gibi birçok unsuru ve noktasında buluşturur. Bu yüzden meşru olmayan
talepleri de karşılamaya, makul olmayan ölçüleri de kullanmaya açıktır. Gücü öncelediğinden
doğrusal olarak (2 boyutlu) haz ve hız kazandırır. Ancak hak öncelenerek
dairesel olarak (3 boyutlu) bakıldığında kazandıklarıyla kaybettiklerini bile
telafi edemeyecek noktaya sürüklendiği görülür. Para için sağlığından olur,
sağlığını geri kazanmak için elindeki para da yeterli olmaz!
Önemli olan insanların meşru taleplerini makul ölçülerde
karşılamaktır. Bu açıdan yetkiyi değil, etkiyi önceleyen bir yönetim anlayışına
ihtiyaç duyuyor insanlar! Çünkü insan, değer verilmek, anlaşılmak, bilgilendirilmek,
katılmak ve takdir edilmek ister. Bu talepleri karşılamak etkili bir yönetimin
hedefidir. Bu hedefi gerçekleştirmeyen yönetim, miş gibi yönetir ve insanları
yok sayarak, yanlış anlayarak, bilgisiz bırakarak, katılımına engel olarak ve
azarlayarak devre dışı bırakır. Ne de olsa y-etkisi vardır! Bu yetkiyi
kaybetmemek adına öyle filmler çevrilir ki herkes mis gibi yönetildiğini
zanneder.
Gerek vatandaş, gerek seçmen olarak irade mize yapılan
her müdahaleyi ilim ile bertaraf etmeliyiz. Çünkü bu ilim sayesinde güçlü
yönden hareketle fırsatları değerlendiren bir anlayışla alınacak stratejik
kararların takibi gerçekleştirilebilir. Aksi takdirde, sorunların çözümü için
gerekli risk alınmaz ve duygusallık öne çıkarılır. Bu durumda küçük çıkarlar devreye
girerek yapıcı fikirlerin ortaya çıkmasını engeller. Yetenekleri körelten bu
süreç performansı da olumsuz etkiler. Zamanla iletişim seviyesi de düştüğünden
hedeflerden sapma yaşanır. Etki üretmeyen bu yönetim yetki aramaya koyulur.
Başkanlık tartışmalarına bir de bu açıdan bakmak gerek!
İlimle iradeyi buluşturan yönetici, yetkisini değil,
etkisini kullanır. Adet olanı değil, olması gerekeni yapar. Yeni fikirler için
beşeri sermayeden istifade etmeye çalışır. Çünkü bilir ki; etkili olmanın
esası; geleceğin peşinde değil, önünde olacak bir bakış açısıdır. Bu bakış
açısı sayesinde çözüm odaklı uygulamaları ortaya koyacak yönetim anlayışları
geliştirebiliriz. Ve ancak bu sayede doğru insan ları dâhil etmeyi
başarabilir, yeni rol inşa edecek bir yapılanma geliştirebiliriz. Aksi takdirde
gafletin sonuçları kapıyı çalar, sorumlular ise diriliş ten dem vurur! Halbuki
tarihimiz gösteriyor ki; diriliş filmle değil, ilimle olur!