Ilımlı Sünni İslam ile Radikal Sünni İslamın İttifakı mı?

Abone Ol

“Teröre Karşı İslam İttifakı”, bir önceki yazımızda da altını çizdiğimiz üzere, geç kalınmış bir hamle. Fakat hiç olmamasından daha iyi. Adının doğrudan doğruya “İslam Ordusu” olarak ilan edilmemesi de, bir takım stratejik gerekçelere, endişelere dayanıyor olabilir. Zaten önemli olan da “ismi” değil, bundan sonraki süreçte üstleneceği rol, işlev ve İslam Birliği adına ortaya koyacağı duruş.

“Teröre Karşı İslam İttifakı”nın oluşum gerekçesi her ne kadar IŞİD merkezli terör tehdidi olarak ilan edilse de bunun böyle olmadığı ortada.

İttifakın kurulmasını hızlandıran diğer nedenler şu şekilde sıralanabilir: 1) Rusya’nın alana inmesi; 2) Rusya-İran ittifakı; 3) Rusya-İran ittifakına Lübnan, Suriye ve Irak’ın da dâhil edilmesi; 4) Başta ABD olmak üzere, Batı İttifakı’nın kaygan-kaypak bir tutum sergilemesi; 5) IŞİD üzerinden müdahale alanları olarak Afrika ile birlikte Orta Asya-Güney Asya-Uzak Doğu hattının gündeme gelmesi.

Dolayısıyla, bölgedeki temel sorunun güç boşluğu olduğu ve bunun bir an önce bölge devletleri tarafından doldurulması gerektiği fikrinin bu oluşumda etkili olduğu anlaşılıyor.

***

Nitekim ittifakın oluşumuyla ilgili ilk somut çıkışı Yemen hadiseleri ve dolayısıyla bölgede kendisini iyice gösteren İran tehdidi sonrası Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Körfez Ülkeleri’nin attığını görüyoruz. Pakistan ve Mısır’ın da silahlı güçleriyle aktif destek vereceği bu ortak ordu tartışmalarının yaşandığı bir dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran ziyareti öncesi yaptığı İran çıkışı ve sonrasında buna Pakistan ve Körfez’in verdiği destek, aslında sürecin o zamandan itibaren işletilmeye başlatıldığını gösteriyor.

Burada dikkat çekici husus, İran-Şii Jeopolitiği tehdidinin bu ittifak içinde aslında bir takım sorunlu ilişkileri olan ülkeleri bir araya getirebilmesi. Örneğin, Türkiye-Mısır, Türkiye-Bangladeş, Bangladeş-Pakistan vb. (Hatta İhvan dolayısıyla bir ara Türkiye-Suudi Arabistan, Suudi Arabistan-Katar ilişkileri de gerilmeye başlamıştı.)

İran’ın bölgede Irak-Suriye-Lübnan-Yemen ağırlıklı artan nüfuzunun (tehdidinin), “Türkiye-Körfez-Mısır” arasında baş gösteren İhvan (Müslüman Kardeşler) merkezli krizi en azından dondurduğu görülüyor. Nitekim Türkiye-Mısır arasındaki tansiyon da her geçen gün düşmekte. Süreç, bundan sonraki günlerde “güvenlik” ağırlıklı yeni bir işbirliğine işaret ediyor. Burada kilit ülke olarak Suudi Arabistan’ın ön plana çıktığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Suud fonları iyi bir arabulucu, ikna edici rol oynuyor desek, herhalde abartmış olmayız.

***

“Teröre Karşı İslam İttifakı”, İhvan’ın ve Cemiyet-i İslam’ın da içinde bulunduğu birçok grubun “kaderini” de büyük ölçüde etkileyecek gibi. Yanlış bir adım, hataları telafi noktasında kararlı bir adım olarak ortaya çıkan bu ittifakı daha başlangıç aşamasında bitirebilir. Bu bağlamda oluşturulacak “terör listesi”nin kimlerden oluşacağı çok önemli.

Gelişmeler, radikalizme karşı bu tür yapılar ile ittifakı, işbirliğini kaçınılmaz kılıyor. İslam dünyasında sağduyuyu, vicdanı, insaniyeti yansıtan bu gruplar alandan çekildiğinde ortaya nasıl bir tablonun ortaya çıktığı artık belli. Özellikle de “İslam”ın kendisinin bu tür radikal yapılar üzerinden hedef alınmaya başlanmış olması, İslam dünyasının geleceği açısından kendi kıyameti ile eşdeğer.

“İslamcılığın” farklı versiyonlarını deneyen Pakistan bu konuda en fazla deneyime sahip ülkelerden biri. 1979 Sovyet işgali ve İran İslam Devrimi sonrası Suudi Arabistan’a yakınlaşan Pakistan, kendisini farklı bir “devrim ihracı” ile karşı karşıya bulduğu için bunu Türkiye ile dengelemeye çalışıyor. Türkiye-Pakistan arasındaki ilişkileri bir de bu perspektiften görmekte fayda var.

***

Türkiye’nin başını çektiği “Ilımlı Sünni Anlayış” ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği “Radikal Sünni Anlayış” tartışmalarının da bu süreçte İslam dünyasında yeni bir krize yol açma potansiyelinin, söz konusu ittifak oluşumunda etkili olduğu görülüyor. Eğer öyle ise, o zaman “Sünni İslam Dünyası” sorunlarını kendi içinde çözmek için büyük bir inisiyatif yakalamış demektir.

Dolayısıyla “Teröre Karşı İslam İttifakı”, öncelikle “Sünni İslam Dünyası” içinde oluşmaya başlayan denge arayışlarının sonucunda kendisini hissettirmeye başlayan olası bir “liderlik” krizinin önüne geçme noktasında atılmış “kolektif bir akıl hamlesi” olarak değerlendirilebilir.

Bu ülkelerin en önemli özelliklerinden birisi de, birçoğunun Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritasında bölünmüş ülke olarak gösterilmeleri. Dolayısıyla, burada, BOP’a karşı bir refleksten de bahsedilebilir. Nitekim Türkiye-Suudi Arabistan arasındaki güvenlik anlaşması (2009) sonrası bir benzer anlaşmanın Körfez Ülkeleri’nden Katar ile de (2015) imzalanmış olması buradaki önemli kilometre taşlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, Sünni İslam Dünyası içindeki birlik arayışları, İran ve Şii Jeopolitiği ile ilişkilerin geleceğini nasıl etkileyecek Bu ittifak, İttihad-ı İslam’a mı yol açar yoksa İslam dünyasının kendi içinde bir iç savaşa mı Bunun cevabını da, daha önceki yazımda ortaya koyduğum sualler çerçevesinde vermeye çalışacağım...