İlginç şeyler!

Abone Ol

Netflix’te bir dizi…

Adı, My Screet Terrius.

Güney Kore yapımı.

Üşenmedim açtım, baktım...

1. Sezon 10. bölümde, 53. dakikadan itibaren son derece çarpıcı bir sahne var. Diyaloğu aynen aktarıyorum;

- Yarın için planın var mı?

- Neden?

- Bir yere gitme! Yu-Ra’yla evde kal tamam mı?

- Daha fazla araştırma yapmalıyız! Ama koronavirüs gibi gözüküyor.

- Korona mı, Mers mi yani?

- Mers, Sars... Bildiğimiz grip. Hepsinin ailesi ve genleri aynı! Koronavirüs solunum sistemine saldırıyor. 2015’teki Mers salgınında ölüm oranı yüzde 20’den fazlaydı.

- Ama silah olarak kullanılacak kadar ciddi değil, haksız mıyım?

- Dediğim gibi, bu virüs mutasyona uğramış. Biri onu, ölüm oranı yüzde 90 olacak şekilde ayarlamış!

- Yüzde 90 mı!

- Daha da kötüsü koronavirüsün kuluçka dönemi 2 ile 14 gün arasında. Virüs aktif olduktan sonra sadece beş dakika içinde akciğere saldıracak şekilde ayarlanmış!

- Tedavisi var mı?

- Şu an bir tedavisi veya aşısı yok! Bunları geliştirmek zor!

***

Şimdi…

Dizi 2018’de çekilmiş. Yani, 2 sene önce.

* Dizinin çekildiği yer, koronavirüsün ilk ortaya çıktığı yer olan Wuhan’la (Çin) aynı bölgede.

* Dizide deniliyor ki, ‘evde kal, dışarı çıkma!’

* Dizide ölüm oranından bahsediliyor, koronavirüsün direkt solunum sistemini hedef aldığı vurgulanıyor.

* Dizide koronavirüsün çok kısa bir süre içinde akciğere saldırdığı ifade ediliyor.

* Hepsinden önemlisi koronavirüsün silah olarak kullanılmasından dem vuruluyor.

* Dizide koronavirüsün mutasyona (DNA’sının değişmesi) uğradığından bahsediliyor. “Biri onu, ölüm oranı yüzde 90 olacak şekilde ayarlamış!” deniliyor.

* Dizide, koronavirüsün aşısının ve tedavisinin olmadığına dikkat çekiliyor. Üstüne üstlük, “Bunları geliştirmek zordur!” diye sallamalar da yapılıyor!

***

Buna sadece, ‘Yaa, ne olacak! Bir TV dizisi işte!” tepkisini de verebilirsiniz?

‘Ne kadar garip, ne kadar tuhaf, ne kadar enteresan… Adamlar yıllar önce bugün tüm dünyayı kasıp kavuran bir salgını neredeyse tüm detayları ile yazmış ve oynamışlar…’ da diyebilirsiniz…

Peki, siz olsanız hangisini seçersiniz?

MAAİLE EKİBİ İLE SANALDAN TOPLANTI

Ve… Önceki gün…

Hepimiz evde olduğu için toplantıları, görüşmeleri interaktif ortamda yapıyoruz.

Millî Gazete’nin her ay okurlarına verdiği ve, ‘Bir olmak bize iyi gelecek’ sloganıyla sunulan Maaile Dergisi’nin aylık periyodik yayın toplantısı gerçekleştiriliyor.

Koronavirüs ortamından dolayı toplantıyı evlerden bağlanarak sanal ortamda ifa ettik.

Maaile Editörü Elif Örs, tüm katılımcılara birer link yolladı ve Skype üzerinden görüntülü olarak toplantı yapıldı.

Çay ve kurabiye yoktu gerçi ama toplantının gerçeğine yakın bir verimle geçtiğini söyleyebilirim.

Hatta öyle ki, Maaile’ye yurtdışından büyük katkılar sunan Safiye Gül, Behiye Tavukçu, Neslihan Kurtoğlu, Sultan Beyazıt ve Fatma Tuğba Ayyıldız da ilk kez bu suretle toplantıya katılma imkânı buldu.

***

Şu kadarını ifade edeyim; çok ilginç bir deneyimdi…

ENDÜLÜS’TE EZAN SESLERİ…

* 711-1492 tarihleri arasında 780 yıl boyunca İber Yarımadası’nda hüküm sürmüş, bu dönemde tüm Avrupa’yı ilim ve medeniyet ile tanıştırarak Rönesans hareketinin başlamasına öncülük etmiş Endülüs Müslümanlarının hazin yok oluşunu hepimiz biliriz. Döneminin birçok yapısının duvarlarına kazınmış “La Galibe İllallah” (Allah’tan başka galip yoktur) sözü bu yok oluşun hikmetli özetidir.

* Varlıklarını sürdürdüğü İspanya yarımadasında birçok bölgede Endülüs Müslümanlarının izlerine rastlamak mümkün. Tarih içinde bu izler bastırılmaya veya yok edilmeye çalışılsa da bir şekilde İslam’ın bölgeye kazandırdığı derin izleri silmek mümkün olmadı; özellikle döneminde ilmin irfanın ve güçlü siyasetin etkin olduğu Sevilla, Cordoba, Toledo ve Granada’da…

* Bunda önemli bir pay da, halihazırda bölgede az da olsa bulunan Müslüman nüfusta. Ve dünya Müslümanlarının bölgeye katkıları yadsınamaz gerçek.

* Nasıl mı? Bugün koronavirüs sebebiyle Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden dini duygular yükseliyor. Ezanların okunmasına vesile olan toplulukların ve mekânların geçmişte çok özel hikâyeler taşıyarak bugünlere geldiklerini bilince bu katkıların önemi bir kez daha anlaşılıyor.

* Yine sosyal medyada dolaşan ve fiili olarak tıpkı 500 yıl öncesinde olduğu gibi El-Beyazin tepesinde bulunan caminin minaresinden yükselerek El Hamra Sarayı’nın duvarlarında aksi seda bulan ezan; bize bir kez daha Allah’tan başka galip olmadığını hatırlattı.

n Bahsi geçen ezanın okunduğu cami; İskoç asıllı mütefekkir Ian Dallas’ın (Abdulkadir Es Sufi/Gariplerin Kitabı Yazarı) kurduğu vakıf ve İslam cemaatinin İspanya topraklarına kazandırdığı bir İslam merkezidir. Tıpkı Beşiktaş Spor Kulübü’nde de bir zamanlar forma giyinmiş meşhur futbolcu Kanoute ve İspanya Müslümanları Birliği’nin, Sevilla’da yaptırdığı ve şimdilerde büyük bir kampanya ile yeni ve daha büyük bir cami inşa etmeye çalıştıkları gibi…

* Türkiye; idarecisinden halkına kadar genelde Avrupa’daki Müslümanlara özelde Endülüs bölgesindeki Müslümanlara karşı yüzyıllardır olduğu gibi bugünlerde de kayıtsız kalmamış ve elinden geldiğince maddi-manevi desteklerini sunmuşlardır. (ERCAN BABACAN)

CAN ATAKLI’YA

Hakk’ın emrine boyun eğer

O öğretmen ki: Başörtülü.

Bir helallik istemen yeter

Yoksa, ne yaparsın mahşer günü!

(Abdullah Kara)

***

(“Baba evine döndü, ama nasıl!..” Gelecek yazıda…)