Hattımın ne kadar borcu var diyor, iletişim merkezindeki görevli ellibeş lira diye cevap veriyor. Soruyu soranın hâl ve tavırlarından asgari ücretle çalıştığı gün gibi ortada. Bunun üzerine soruyu soran seksen liralık tarifeye geçeceğini söylüyor. Üstelik ellibeş lira borcunu da ödemeden. İşlem başlıyor ve geçiyor!
Konunun bir diğer yüzü; sabah saat dokuzda hiçbir telefoncu yani iletişim merkezi açık olmuyor. Telefon, hat, kontör, dakika vb. almak isteyen, telefon faturası yatırmak isteyen vatandaşlarımızın saat ondan sonra telefonculara uğraması gerekiyor! Bu durum milli denilen operatör yani GSM şirketi şubeleri için de geçerli, sermayesi (sahibi) Alman olan GSM şirketi şubeleri için de geçerli. Hatta adında Türk kelimesi olan GSM için de! Demek ki GSM şirketleri parayı yerden süpürgeyle süpürüyorlar ki sabah saatlerinde dükkânı açma gereği duymuyorlar. Buna mukabil halkımız da iletişime öyle paralar harcıyor ki akla ziyan!
Türkiye’de telefon görgüsüzlüğü toplumun her kesiminde gözlemlenilebilen bir gerçektir. Sadece marka düşkünlüğü olsa iyi iletişime harcanan paranın haddi hesabı yok. Asgari ücretle çalışan insanımız ayda seksen liralık, yüz liralık, yüzelli liralık tarife kullanıyor. Bireysel olan cep telefonuyla bir insan ayda ne konuşabilir! İnternete ne için girebilir! Hiç mi sosyal hayatı yok bu insanların. Hiç mi insanlar yüz yüze görüşme yapmıyorlar! Toplumumuz bu kadar mı telefona kapalı yaşıyor! Hani fazla konuşmayan insanlar için içine kapanık denir ya, bu deyim yakında telefona kapalı şeklinde söylenmeye başlayacak! Herkesin elinde bir akıllı telefon sürekli meşgul! İnsanlar çevresiyle, eş dost akrabasıyla bu kadar ilgilenmiyor. Hatta insanlar telefonlarıyla ilgilendiği kadar eşiyle ve çocuklarıyla ilgilenmiyor. Bu nasıl bir hastalıktır böyle! Galiba bu çağın en büyük hastalığı telefon hastalığıdır. Bu hastalığın çaresini de yine en büyük toplum organizasyonu olan devletin bulması gerekiyor. Telefon hastalığını ancak devlet tedavi edebilir…
Devlet, GSM şirketlerine yani telefon operatörlerine el atmalıdır. Telefonla iletişim konusunu denetleyen bir devlet kurumu var bu tamam! Asıl mesele operatörlerdir. Devlet, GSM şirketlerini yani operatörleri tek çatı altında toplamalıdır. İletişim özelleştirmeden çıkarılarak devletleştirilmelidir. Diyelim ki ismi de Türkiye Telefon Kurumu olsun. Bu kurumun her şehrin her mahallesinde bir şubesi olmalı. Her şubeye o şubede ne kadar memur ihtiyacı varsa o kadar personel istihdam edilmelidir. Her şubeye merkezi atamayla memur atanmalıdır. Her mahalledeki ihtiyaca göre. Çünkü her mahalle aynı nüfusa sahip değil. Bazı şubelerde elli kişi çalışması gerekirken bazı şubelerde on memur yeterli olabilir. Söz konusu kurumun bütün şubelerinde devletin mesai saatleri geçerli olmalı. Gece için ise vardiya sistemiyle çalışma getirilmelidir. Tek operatörle ama daha yaygın bir şekilde hizmet verilmelidir. Kaldı ki hâlihazırdaki bütün GSM şirketleri devletin yaptığı altyapıyı kullanıyor. Bu işi neden devlet yapmasın ki!
Telefonla iletişim konusuna devlet neden el atmalı? Birincisi, GSM şirketleri müşteri çokluğundan olsa gerek basbayağı şımarmış durumda. Parayı yerden süpürgeyle süpürüyorlar ki sabah saat ondan önce dükkânı açmıyorlar. İkincisi, telefonla iletişime düşkün halkımızın onca paraları şahsa ve yabancı sermayedarlara gidiyor. Neden bu kadar para devletin kasasına gitmesin! Üçüncüsü ki en önemlisi tarifelere bir standart getirilmesidir. Binlerce tarife var. GSM şirketleri her geçen gün daha fazla para kazanmak için her ay yeni tarife yalanıyla tarifeleri değiştiriyorlar. Tek tarife altında, kategorili bir şekilde standart tarife yapmalıdır devlet. Tek tarife toplumu telefon hastalığından kurtarabilir. Böylelikle hem devlet kazanmış olur hem millet.
Yönetimde olduğu gibi iletişimde de çokbaşlılıktan tek başlılığa geçmeliyiz!