İLAHİ YASALAR DEĞİŞMEZ-6

Abone Ol

Yol, Yolcu, Rehber ve Bedel Denklemi

REY vermek gerek şarttır, yeter şart değildir. Yeter

şart, rey verdikleri partilerin kendi kültür ve medeniyet değerlerine uygun ne

ürettiklerinin, ne yaptıklarının, kendi kültür ve medeniyet değerlerine zarar

verip vermediklerinin, daha açıkçası dosdoğru bir yol tutturup

tutturmadıklarının denetlenmesi ve yol boyu gereken takdir ve tekdirin ortaya

konmasıdır. 

Toplumun şikâyetlerinin ana kaynağı, Lozan dan bu yana

sistemin/devletin tutuğu yolun yanlışlığıdır. Türkiye de asıl sorgulanması

gereken konu budur, bu olmak zorundadır. Bu amaçla geçen yazıda Kuran-ı

Kerim de yol anlamında kullanılan farklı kavramların bir analizi yapılmıştır.

Kur ân da; Tarîk, Sebîl, Sırât, Şeri at, Din, Minhâc ve Millet gibi çok farklı

kelimelerin kullanılmış olması, istikamet ve yolun ne kadar önemli olduğunu

ortaya koymaktadır.

Kuran a göre insanın önüne iki anayol konmuş, yollar

arasında tercih yapma hakkı kendine bırakılmıştır. Toplumsal değişimin mahiyeti

ve sonuçları açısından insanın, toplumun yol tercihi yapması, en hayatı

konulardan biridir. Burada bu konu ele alınacaktır. 

Sarp Yokuş

21. asrın çölleşen dünyasında tutulacak yol, insan

fıtratının gereklerine uygun olmalıdır. Edinilecek rehber, yolu ve yolcuyu

bilmeli, tanımalıdır. Yolcunun girmek istediği her yolla ilgili bilgisi olmalı

ve o yolda karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı yolcuyu uyarmalı,

uyarabilmelidir. Karşılaşabilecekleri tehlikelere karşı yolculara gerçek ve

sağlıklı çözüm üretmeli, yollara ilişkin hakiki haritaları ve gerçek çıkış

yollarını göstermeli, gösterebilmelidir. Yolculara bilerek veya bilmeyerek

ihanet etmemelidir, onları satmamalıdır.

İnsanın ve kâinatın yaratıcısı olan Allah, yaratılışın

amacına uygun olarak insanın önüne iki ana yol koymuş ve ona yolların

özelliklerini açıklamış ve yollardan birini tercih etmesini istemiştir. Kendi

öz iradesi ile yapacağı tercihe bağlı olarak ödüllendirilip cezalandırılacağı

bilgisi kendisine verilmiştir. 90 Beled Süresinin 4-19 ayetlerinde bu durum çok

açık bir şekilde belirtilmektedir.

Beled Suresi, Allah ın yemin etmesi ile başlamaktadır.

Bunun anlamı, dile getirilen konular, son derece hayatı ve insanoğlunun ya da

müminlerin zafiyetlerinin olduğu, bu nedenle de tehlikeye kendilerini attıkları

konulardır. Beled Suresi nin 4. ayetinde, insanın meşakkatlere dayanma

noktasındaki güç ve yeteneğine vurgu yapılırken; 5. ayette ise, O, hiç

kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor ifadesi ile ona, güç

zehirlenmesinin kendisinin hayrına olmayacağına dair tehdit dolu bir uyarı

yapılmaktadır. Tehdidin ya da uyarının ana nedeni, 6. ayette geçen, O:

Yığınla mal tüketip yok ettim diyor cümlesinde yer alan lüks, israf ve

gösteriş olgusudur. Bu ifadenin arkasından 7. ayette İnsan, Kendisini hiç

kimsenin görmediğini mi sanıyor ifadeleri ile bir kez daha hem tehdit

ediliyor hem de uyarılıyor.

Bu tehdit ve uyarılarla insana gücü, konumu ve geleceği

hatırlatılmaktadır. Bu ayetlerden sonra İnsana görme, gözlemleme ve konuşma

yeteneklerinin verildiği belirtilerek iki yol ve iki amacın önüne

konduğu(90/8-10), bunu görerek tercih yaptığı hatırlatılmaktadır. Kendisine gösterilen

yollardan biri sarp yokuştur . İnsan yapısında var olan kötülük cephesinin

yapılmasını emrettiği şeylere karşı, fıtratın öngördüğü iyilikleri,

güzellikleri yerine getirme noktasında tercih yapma, Beled Suresi nde sarp bir

yokuşa göğüs germe olarak ifade edilmektedir. Beled 6 da geçen Yığınla mal

tüketip yok etme ile malı, Beled 13-16 da yer alan köle, yoksul, yetim ve

yolda kalmışlarla paylaşmak arasında tercih yapabilmek, insanın özgür iradesine

bırakılmıştır. Malı, lüks ve israf içerisinde harcama yerine kölelerle,

yoksullarla, yetimlerle ve yolda kalmışlarla paylaşmak, özel bir fedakârlık

gerektirdiği için bu ikincisi sarp yokuş olarak adlandırılmaktadır.

Sarp yokuş, ferdi arzulardan, menfaatlerden,

rahatlıklardan fedakârlık etmeyi meşakkatlere katlanmayı gerektirmektedir.

Bununla beraber sarp yokuş, sadece maddi fedakârlık değil aynı zamanda da İman

etmeyi, Allah ın vazettiği değerlere, yaşam tarzına uymayan değerleri, hayat

tarzını terk etmeyi ve buna bağlı olarak da hakkı, sabrı ve merhametli olmayı

ve tavsiye etmeyi ihtiva eden bir yoldur. Beled 9 da İnsana bir dil iki dudak

verilmesinin bir hikmeti de, Beled 17 de, sabrı birbirlerine tavsiye

edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olma ifadeleri ile

açıklanmakta ve tebliğ yapma sorumluluğunu yerine getirmek olarak

belirtilmektedir.

İman etmiş olmak, infak etmeyi, zekât vermeyi, fitre ve

sadaka vermeyi, yoksulu, yolda kalmışı ve köleyi korumayı, hakkı, sabrı ve

merhameti tavsiye etmeyi ihtiva etmiş olmasına rağmen; köleye, yoksula, yetime

ve yolda kalmışa yardım, hakkı, sabrı ve merhameti tavsiye etme, Beled

Suresi nde iman etme eyleminin dışına çekilerek ifade edilmiş olması,

bahsedilen konuların önemine özel vurgu yapılmak istenmiş olmasından dolayıdır.

Diğer taraftan farklı düşünce sistemlerinde iman etmediği

halde, kölelere, yoksullara, yetimlere yolda kalmış olanlara yardım eden pek

çok insan var olabilir/vardır. Nitekim bazı ideolojik akımlar, salt bunun için

ortaya çıkmış, bu uğurda mücadele vermiştir. Beled Süresine göre sadece bunları

yapmış olmak, sarp yokuşa göğüs germek olarak nitelendirilemez. Bu kesim, iman

edip hakkı, sabrı ve merhameti tavsiye etmedikçe sarp yokuş olarak

isimlendirilen yolun mensubu olamamaktadır. Nitekim, Beled 19 da, Ayetlerimizi

inkar edenler ifadesinin kullanılmış olması, Sarp yokuşa göğüs germek için,

iman etmenin gerek şart olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca iman etmedikleri

sürece varacakları yerin, Kapıları kilitlenmiş bir ateş onların üzerinedir

şeklinde açıklanmış olması, tutulan yolla varılacak yer arasında sıkı bir

ilişkinin var olduğu anlamındadır.

Diğer taraftan da iman ettiği halde köleye, yoksula,

yetime ve yolda kalmışa yardım yapmayanlar, hakkı, sabrı ve merhameti tavsiye

etmeyenler, durumlarını gözden geçirmek zorundadırlar. İman ettiği halde,

rantiyeci sınıfına dahil olanlar, imar planları değişikliği ile fakir,

fukaranın elinden mallarını mülklerini alıp vurgun vuranlar, rüşvet yiyenler,

faiz yiyenler, yetimleri ve yoksulları korumayanlar, sarp yokuşa göğüs

germemektedirler.

Allah, sarp yokuşa göğüs gerenleri Ashab-ı Meymene ,

göğüs germeyenleri de Ashab-ı Meş eme olarak nitelendirerek her iki yolun

yolcularının kimliğini ifade etmiş olmaktadır. 

İki Yol, İki Rehber, İki Ödül

Yol bir noktadan/durumdan kalkıp bir başka noktaya/duruma

ulaşmak için takip edilmesi gereken güzergâhtır. Bir yerden kalkıp başka bir

yere, en kısa zamanda, en az enerji sarf ederek ve en az bedel ödeyerek gitmek

esastır. Zaman, enerji ve bedel arasında en uygun ilişkinin (optimal) olduğu

yol en uygun, en doğru yoldur; optimal yoldur. Ancak bu optimizasyon, yolun

özelliklerinin yanı sıra yolcunun vücut yapısına, psikolojisine, sağlığına ve

ortama/hava durumuna da bağlıdır. İnsanın genç-yaşlı, sağlıklı-sağlıksız olması

sonucu nasıl etkiliyorsa; açık, sisli, fırtınalı hava (ortam) koşulları da

sonucu etkileyecektir. Yolcunun yol hakkındaki bilgisi (yolu bilip bilmemesi,

rehberi olup olmaması, yol haritasının bulunup bulunmaması), kullanacağı aracın

cinsi, özellikleri, yetenekleri sonuca etki eden önemli parametrelerdir.

 İşte bunun gibi

insanlığın değerler dünyasındaki yolculuğu da insanın fıtratına, düşüncesine,

rehberine, elindeki haritaya ve kullanacağı vasıtalara ve ortama bağ(ım)lıdır.

İnsan nefsinde vuku bulan vesvese fırtınası (50/16), kum

fırtınasından daha beterdir. Önlem alınmadığı takdirde insan zihninde,

düşüncesinde ve kalbinde yehmalar oluşturur. Yehmaların içerisine düşen

yolcuların ödeyecekleri bedel, çok ağırdır. İnsan için dünya bir imtihan

dünyasıdır. Bu nokta gözden ırak tutulduğunda insanda ki zıtların

birlikteliğinin(olumlu-olumsuz, iyi-kötü, güzel-çirkin) nedeni, tam anlamıyla

anlaşılamaz. Allah, yarattığı varlığın yapısında ki iki zıt cepheye hitap eden

iki de yol yaratıp insanoğlunun önüne koymuştur (91/7-10). Bu yollar, Kur ân da,

mahiyetine(doğru olup olmaması), bedeline, rehberine bağlı olarak

isimlendirilmektedir:

Allah ın Yolu (16/9, 6/153,3/73) / Peygamberlerin

Yolu(25/27) - Tağutun Yolu (4/75,76)

Müminlerin Yolu (4/115) - Kafirlerin Yolu

(4/42,5/12,29/12) / Suçluların Yolu (6/55) / Bozguncuların Yolu(7/142) /

Azgınların Yolu (7/145,146) / Bilmeyenlerin Yolu (10/89,7/148)

Nimet Verilenlerin Yolu(1/7) - Sapıkların Yolu(1/7) /

Gazaba Uğrayanların yolu (1/7)

Doğru Yol (90/10,16/9, 6/153,3/73 ) - Eğri Yol

(90/10,16/9) / Sapık Yol (25/34,42,44).

Aydınlık Yol (2/257, 5/16, 57/9) - Karanlık Yol (2/257,

5/16, 57/9)

Cennete Giden Yol (3/195, 9/111) - Cehenneme Giden Yol

(4/169, 37/22-23)  

Ayetlerde yol, yolcu, bedel ve rehber arasındaki ilişki,

konunun karmaşıklığını ve bunları birbirinden bağımsız olarak ele alıp

değerlendirmenin yanlışlığını göstermesi açısından önemlidir. Gene bu ayetlerde

kendisine gösterilen yollarla ilgili insanın seçim hakkının olduğu çok açık

ifade edilmektedir. Seçtiği yola bağlı olarak da bedel ödeme hakkı vardır.

Ashab-ı Meymene ile Ashab-ı Meş eme, gösterilen iki farklı yolu seçen

insanların adlarıdır. Birinciler cennete, ikinciler ise cehenneme

ulaşmaktadırlar.

İnsanın yaratıcısı olan Allah, insan için en sağlam, en

güvenilir ana(birincil) yol gösterici, rehberdir(16/9). Kur ân da yolla ilgili

ayetler incelendiğinde insanları kurtuluşa götüren rehberler, genel olarak, 4

grupta sınıflandırılmaktadır:

Allah (Ana Yol Gösterici) (16/9 76/3, 80/20 33/4 5/16

29/69)

Kitaplar (14/1 34/6 42/52 43/43,44),

Peygamberler (2/38 12/108 23/73 42/52 19/43),

Müminler/Nimet verilenler (4/115, 1/7),

Allah ın gösterdiği ana yolun sağında ve solunda başka

tali yollar ve yol başlarında da saptırıcı rehberler vardır. Bunların ortak adı

şeytan/tağut olup başkanları, ataları İblis tir. Bütün bu şeytanlar/tağutlar,

birbiri ile organize bir vaziyette, birbirlerinin velisi olarak (8/73)

insanları saptırabilmek için çalışmaktadırlar.

Bunlar, insanlığı ateşe ve helâke götüren rehberlerdir.