İlahi Yasalar Değişmez - 5 Kuran'da Yol Anlamında Kullanılan Kavramlar

Abone Ol

Giriş

Bugün insanlar, genel olarak, hem iktidar partisinden ve

hem de muhalefet partilerinden şikâyet etmektedirler. Daha da dikkat çekici

olanı, insanlar, kendi rey verdikleri partilerinden şikâyet etmekte, başka

iktidar alternatifi olmadığından sürekli yakınarak rey vermelerini makul ve

mazur göstermeye ve böylece kendilerini avutmaya hatta aldatmaya

çalışmaktadırlar. Dört yılda bir verilecek bir reyle her şeyin düzeleceğini,

rey verip kurtulacaklarını sanmak gibi bir düşünce ve bir tavır sergilenmesi,

en acı durumdur. Dört yıllık bir dönemde rey verdiği partinin kapısını

çalmayanlar, ona şikâyetlerini iletmeyenler, takdir ve tekdirini

göstermeyenler, sadece rey vererek gerçekten bütün sorumluluklarını yerine

getirmiş oluyorlar mı

Rey vermek gerek şarttır, yeter şart değildir. Yeter

şart, rey verdikleri partilerin kendi kültür ve medeniyet değerlerine uygun ne

ürettiklerinin, ne yaptıklarının, kendi kültür ve medeniyet değerlerine zarar

verip vermediklerinin, daha açıkçası dosdoğru bir yol tutturup

tutturmadıklarının denetlenmesi ve yol boyu gereken takdir ve tekdirin ortaya

konmasıdır. 

Türkiye deki siyasi mücadelede toplum, olayın bu yönü

üzerinde genellikle pek durmamaktadır. Kur an ın sorgulanmasını istediği

Nereye gidiyorsunuz (81 Tekfir 26) sorusu sorulmamaktadır. Oysa bizden

istenen, yol ve istikamet tercihi noktasında bir sorgulamanın yapılmasıdır.

Toplumun şikâyetlerinin ana kaynağı, Lozan dan bu yana

sistemin/devletin tutuğu yolun yanlışlığıdır. Türkiye de asıl sorgulanması

gereken konu budur, bu olmak zorundadır. Bu amaçla burada, Kur an-ı Kerim de

yol anlamında kullanılan farklı kavramların bir analizi yapılacaktır.

Çölleşen Bir Dünyada Dosdoğru Yolu

Bulabilmek

Hz. Adem in İblis in kurduğu tuzağa düşmesi sonucunda

cennetten çıkarılıp yeryüzüne gönderilmesi ile insan neslinin dünyada başlayan

yolculuğunu, çöldeki kervanın yolculuğuna benzetmek yanlış olmayacaktır.

Çöl, çölde seyahat etmek zorunda kalanların korkulu rüyasıdır.

Çölde seyahat etmek bir kâbustur. Çölde her taraf bir kum denizidir, her yer

birbirine benzerdir. Zemin sürekli değişim halindedir. Tepeler ve çukurlar

sürekli yer değiştirir. Bir anda koyduğunuz işaretler, kısa bir zaman

içerisinde kum fırtınası ile yok olup gidebilir. Bulunduğunuz noktadan etrafa

baktığınızda her yön ve yol, doğru veya yanlış olabilir. Hele çölün bazı

bölgeleri vardır ki orda her yer aynı görünür. Buralara yehma denir(1). Burada

yön ve yol bulmak insan için neredeyse imkânsızdır. Çölde kaybolma tehlikesinin

yanı sıra kum fırtınası, çöl sıcaklığı, susuzluk, vahşi ve zehirli hayvanlardan

oluşan bir tehlike çemberi daha vardır.

Bütün bu tehlikelere karşı nasıl davranılacağını ve nasıl

tedbir alınacağını bilen insanlara ihtiyaç vardır. Bunlara hâdî (rehber) denir.

Bir hâdî, lalettayin bir yol gösterici değildir. Hâdî, sıcaktan, kum

fırtınalarından, susuzluktan ve vahşi hayvan saldırılarından ölmeye neden

olacak sayısız çöl yollarının arasından doğru olanını bulup, böylelikle

gereksiz sıkıntılara katlanmayı veya ölüme giden yanlışları engelleyerek hedefe

varmayı sağlayan rehberlerin ismidir (1)

Çölde seyahat etmek zorunda olan bir kervan, çölü çok iyi

bilen rehber, yol gösterici (hâdî) olmadan yola çıkmaz/çıkamaz. Hâdîsiz yola

çıkanların akıbeti çölde kaybolmaktır. Bununla beraber çölün yehma adı verilen

bölgelerinde hâdîler de çok zor durumda kalırlar.

Çölde seyahat eden bir kervanla insanoğlunun zaman

içerisindeki yolculuğunun benzerliği, yön ve yol tayin etme ve karşılaşılan

tehlikeler açısındandır. Çölün tehlikesi, kendi doğallığındandır/yapısındandır.

Yaşamın tehlikesi, İblis in/şeytanın varlığındandır. İnsanın yeryüzünde

karşılaşacağı her türlü kaybolma, İblis in insanoğluna savaş açmasının doğal

bir sonucu olarak vardır. Bu savaş ilanı (İblis in yemini), iyi okunmadan, iyi

algılanmadan, iyi anlaşılmadan insanoğlunun tek başına doğru yolu bulması

imkânsız gibidir(7/16-17; 15/39-40). İblis in bu yemininde, pusu kurmak,

gerçekleri çarpıtarak başkaldırmayı, isyanı, çirkinliği, hayâsızlığı, haramı

süslü ve doğru göstermek, vesvese vermek, insan iştihasını tahrik ederek

azdırmak ve tüm yol ve istikametleri aynîleştirmek yer almaktadır.

Kum fırtınasının, çölde bütün yön ve yolları

aynîleştirerek yönü, yolu olmayan bir mekan meydana getirmesi ile; İblisin

insan zihninde, zihniyetinde ve düşüncesinde doğru ile yanlışı, temizle pisi,

helalle haramı, hakla batılı, güzelle çirkini ve meşrû olanla gayrı meşrû olanı

bir karışım haline getirmek istemesi arasında bir fark yoktur.

İblis in yaptığı yeminde; yol boyu insanlığın ruh

dünyasında, zihinsel dünyasında ve düşünce yapısında nasıl bir çölleşme meydana

getirmek istediği çok açıktır. İblis le insan arasında ki kavga, bir yön ve yol

bulma veya saptırma kavgasıdır; istikamet kavgasıdır. 

Kur an da Yol Anlamında Kullanılan Kelimeler

Yol, sözlükte aşağıdaki anlamlarda kullanılmaktadır:

Yol bir noktadan/durumdan kalkıp bir başka

noktaya/duruma ulaşmak için takip edilmesi gereken güzergâh.

Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare.

Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi.

Uyulan ilke, sistem, usul, tarz.

Gaye, uğur, maksat.

Kur ân da yol anlamında, Tarik , Sebil , Sırat ,

Şeri at-Şir a , Minhac , Din , Millet , Selek gibi kavramlar

kullanılmaktadır. Bu kavramların tümü, yol (maddi, manevi yol) anlamına

gelmekle beraber aralarında önemli farklılıklar vardır.

Tarîk, en genel anlamda her türlü yol anlamını ihtiva

eden bir kavramdır. Kur ân da genellikle fiziki anlamdaki yollar için

kullanılmıştır. Yoldan başka anlamları da bulunmaktadır.

Sebîl, üzerinde kolayca yürünen yol, işlek yol, çıkar yol

anlamındadır. Bununla beraber Kur ân da çâre, imkan, delil, hüccet, güç,

fırsat, yeterli araç, gerekli zaman ve bedenî yetenek anlamlarında

gelmektedir.(2)     

Sebîl kelimesi yol anlamında, hem sapık yollar için hem

de doğru yollar için kullanılmaktadır. Yolun niteliği, kendisine eklenen takı

veya sıfatlarla belirlenmektedir. Genel olarak yolun doğru veya sapık oluşunu

belirtmek için rüşd ve ğayy kelimeleri kullanılmaktadır. Ğayy, İnsanın Allah ın

yolundan başka bir yola ayrılması demektir. Rüşd doğruluk, istikamet demektir.

Rüşd, hak yolunda sağlam ve sabırlı ve tam bir isabetle dosdoğru gitmektir(3).

Doğru yol anlamında, sebîl-ür-rüşd, Allah ın yolu anlamında ise es-Sebil

şeklinde kullanılmaktadır(2,3).

Sırât, cadde, anayol, işlek büyük yol demektir(2,4).

Allah ın yolu, İblisin yolu anlamında kullanıldıkları zaman sebîl ile sırât eş

anlamlıdır. Bunun dışında sebîl ile sırât arasında belirli farklar vardır.

Sebîl hem tekil, hem de çoğul(sübül) olabilirken; sırât yalnızca tekildir(2-4).

Enam Suresi 153 de sırât ve sebîl bir arada -sırât tekil

sebîl çoğul olarak- yer almaktadır (6/153). Sırât kelimesi, Kur ân da genel

olarak Allah a giden sebîl olarak geçer. Bir yerde de cehenneme giden sebil

anlamında bulunur(37/22-23). Doğru yol anlamında es-sırât ül-müstakîm, zaman

zaman da es-sırât üs-seviyy deyimleri kullanılır. Maverdî nin tefsirinde sırât

için, yemeğin geçiş yolundan türetilmiş bir kelimedir. Bu onun boğazdaki

geçididir. denmektedir. Enam Sûresi (6/153) ve Maverdi nin tanımlaması göz

önüne alındığında Sırat, içerisine girildikten sonra dönüşü olmayan, yalnızca

bir giriş ve bir çıkışı olan bir yol, bir tünel, bir tüp geçit olarak

değerlendirilebilir.

Şeri at, Şe-Ra-A fiilinden gelir. Şe-Ra-A, yol açtı

demektir. Şeri at ise geniş yol, su yolu demektir. Elmalılı, tefsirinde şer a,

şir a ve şeri at arasındaki ilişkiyi açıklamakta ve Şeri at ın, ahkâmla belirlenmiş

amel ve uygulamayı içeren hukuksal bir yol olduğunu ifade etmektedir(5).

Minhâc, suyun kaynağına denir. Bununla beraber geniş,

açık yol anlamına da gelir. Minhâc ile şir a arasında özel bir ilişki vardır.

Şir a, zamanların ve zeminlerin, ahvâlin (durumlar) değişmesiyle değişebilen

dinin fürûu (dalları); minhâc da daima sabit, açık ve devamlı olan dinin

asıllarıdır ki, şir a bunun şubeleri ve çeşitleri demektir. (5). Minhac Hz.

Adem le başlayan insanlık tarihinde tarih boyu insanlık için elzem olan,

değişmeden kalan ve değişmeyecek olan, değiştirilmeye kalkılmaması gereken iman

esasları ve temel değerlere göre şekillenmiş bir yol, bir güzergâh demektir.

Millet, sözlükte, söyleyip yazdırmak veya ezbere yazmak

manasına gelen bir isimdir. Millet; din, şeriat,  tutulup gidilen yol, tarikat, sünnet, yol

anlamlarına da gelmektedir. Şehristanî ye göre din, şeriat, millet denilen

şeyler hadd-i zatında hep aynı şeylerdir. Ancak itibar edilen ve gözetilen

mânâya göre, yine de her biri bir başka yönden diğerinden farklı bir anlam

kazanır. İtikat ve iman bakımından din, amel ve tatbikat bakımından şeriat,

sosyal bakımdan, yani sosyal realite bakımından millet denilir Elmalılıya

göre, bu manalara ilaveten, millet kelimesi ehl-i millet mânâsına da mecaz

olarak kullanılmaktadır. (6).  

Sonuç: İnsanın Önüne Konan İki Anayol

Kur ânda; Tarîk, Sebîl, Sırât, Şeri at, Din, Minhâc ve

Millet gibi çok farklı kelimelerin kullanılmış olması, istikamet ve yolun ne

kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır Hepsi genel anlamda yol anlamına

gelmekle beraber aralarında belli farklılıklar bulunmaktadır. Burada önemli

olan nokta, yolların olumlu ve olumsuzluk bağlamında iki ana sınıfa ayrılmış

olmasıdır;

Biz ona iki göz vermedik mi Bir dil ve iki dudak

Biz ona iki yol-iki amaç gösterdik. (90 Beled 8-10)

Kaynaklar

1- Vatandaş C., Dosdoğru Yolun Rehberi ve Yolcuları,

Umran Dergisi, İstanbul, Sayı: 32, 1996, S: 17-24

2- Ünal A., Kur ânda Temel Kavramlar, Beyan Yayınları,

İstanbul, 1990 S: 134-139

3- Elmalılı M.H.Y., Hak Dini Kur ân Dili, Azim Dağıtım,

İstanbul , Cilt: 7, S:198

4- Elmalılı M.H.Y., age, Cilt: 1, S: 122

5- Elmalılı M.H.Y., age, Cilt: 7, S: 88

6- Elmalılı M.H.Y., age, Cilt: 1 S: 399