İlaçlar yasak, doktorlar da hasta

Abone Ol

Hastalıklarımız da, suçluluklarımız da gittikçe artıyor. Misafir ve yolcu olarak bulunduğumuz bu dünyada hepimizin aradığı şey mutluluktur. Servette, makamda, malda, eşte, çocuklarda, şöhrette ararız, bulamayız. Bunlar mutluluk için yeterli/gerekli değildir. Farklı şeylerde, adreslerde arasak da kolay bulamadığımız şeyi hangi adreste/nerede/nasıl bulabiliriz? Sorusu ve cevabı çok önemli.

Sınav hikmeti gereği sorunsuz/sıkıntısız bir hayat yok. Dünya sıkıntı, meşakkat yurdu... Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuş: “Dünyada tam rahatlık yoktur.” “Dünya mümin için ahirete nisbetle zindan gibidir.” İmanla ahirete göçenler tekrar dünyaya dönmek istemezlermiş: Şehitler müstesna. Huzurun yeri kalptir. “Kalpler ancak zikrullahla huzura kavuşur.”

Dünyada da güzel bir hayat geçirmemiz için Rabbimiz şartları koymuş: “İman ederek salih amellerde bulunmak.” (16 Nahl, 97) Fertler yönünden nasıl bu şartlar varsa, toplum/ümmet yönünden de yine aynı şartlar var: “İman edip salih amellerde bulunan kavme, yeryüzünde hükümranlık/ egemenlik/devlet/izzet ve güven vadediyor, Rabbimiz. (Nur, 55) Sağlıklı olmak, en büyük nimetlerden. Sağlıksız ne kadar mutlu olabiliriz? Sağlıklı olmak, bedensel ve ruhsal yönlerden dengede/itidalde olmaktır. (Adalet ve düzen) Fertteki dengenin/düzenin bozulması nasıl hastalıksa, toplum düzeninin/dengesinin bozulması da zulümdür. Sağlığa ve adalete muhtacız.

Hem beden, hem de ruh/kalp sağlığımızın önemi açıktır. Efendimiz (S.A.V.) Allah’tan “af ve afiyet duasını” tavsiye buyurur. Hastalandığımızda da tedavi olmamızı tavsiye buyurmuş. Bedensel hastalıklarımızın tedavisi için nasıl doktora ihtiyaç duyuyorsak, kalbi hastalıklarımız için de manevi hekim mesabesinde olan mürşitlere ihtiyacımız var. Tasavvuf, tekkeler, tarikatlar bunun içindir. Ehliyetsiz/ilimsiz “çakma” doktorlar nasıl bizi candan edebilirlerse, bunun gibi “çakma” şeyhler de bizi imanımızdan edebilir bizi saptırabilirler. Bu nedenle, her iki alandaki doktorlarımızı çok büyük özenle seçebilmeliyiz.

Bedeni hastalıklarımız dünya hayatımızla ilgili. Manevi hastalıklarımız ise hem dünya hem de ahiret hayatımızla ilgili.

Günümüzde ne yazık ki, hem maddi (bedensel), hem de manevi (kalbi) hastalıklar alabildiğine yayılıyor. Hem ferdi, hem de toplumsal hayatımızı tehdit ediyor... Hastalıklarımız, suçluluklarımız tehlikeli boyutta. Sebebiyse doğru yol/İslam/tevhitten ayrılıp, öteki sapkın yollara girmemizdir. Üzerinde bulunduğumuz zulüm yollarından ayrılarak, yeniden tevhit/İslam adalet yoluna girmek zorundayız; hem fert hem de toplum olarak... Tüm dertlerimizin çözümü, bir adı da Şifa olan Kur’an-ı Kerim’dir. Yüzümüzü O’na döndürmektir. Güneş, hava ve topraktan daha çok vahye muhtacız. O’nunla dirilip, yeniden hayat bulabilir, ayağa kalkabilir, mutluluğu da yakalayabiliriz. Doğru reçete beşeri değil, Rabbani’dir. Haydi, hep birlikte baştabibi Efendimiz (S.A.V.) olan hayat iksiri reçetemize/Kur’an eczanesindeki ilaçlara... Öteki reçeteler bizi daha da hasta ettiler. Bu reçeteye inanmak şart... Ne yazık ki Efendimizin (S.A.V.) mirasçıları durumundaki ulema da hastalar. Hasta/dertli doktorlar, hastalıklarımızı nasıl tedavi edebilecekler? Ayrıca, Şifa eczanesindeki ilaçlar, yetkililerce yasaklanmış, hatta zehirli/zararlı da sayılabiilmişse biz hastaların tedavisi nasıl mümkün olabilecek? Önce ilaçlara inanacağız, sonra önümüzdeki engelleri kaldıracağız. Sonra da ilaçlarımızı kullanacağız ki sağlıklı/mutlu olabilelim. Bize, hastalarına tavsiye ettiği ilaçları kendisi de kullanan doktorlar gerekiyor. Doğru teşhis konamıyorsa, biz hastalar da etkili ve yetkililerce sağlıklı olduğumuza ikna edilmişsek veya tedaviye yanaşmıyorsak hatta ilaçlardan kaçıyorsak nasıl tedavi olabileceğiz?

Rabbimizin emirlerine/rızasına uygun olarak hayatımızı sürdürmek sorumluluğumuz var (kulluk). O’nun (C.C.) yoluna girersek, öteki yollara sapmazsak dünyamız yaşanabilir olur. Adalet ve dolayısıyla barış olur. Yoksa aksi takdirde başımız belalardan kurtulmaz, zulmün/cehaletin karanlığında/ bataklığında çırpınıp, dururuz... “Yaşadığımız musibetler, günahlarımız yüzünden” değil mi? (Şura, 30)

Hayat Kitabımızın bir adı da “ŞİFA”dır. Tüm dertlerimizin maddi, manevi tümünün ilacı O’ndadır.

Din, hayat, akıl, nesil, mal gibi tüm insanların temel hak ve özgürlükleri/temel değerleri ancak Allah’ın hükümlerinin uygulanmasıyla korunup, geliştirilebilir, sağlanabilir. Çünkü Allah’ın hükümleri biz insanlar için “hayat iksiri” dir. Hayat Kitabımız Kur’an-ı Kerim/vahiy biz insanlara gönderilmiş nur ve “ruh” tur. (Şura, 52) Bedenimize/organlarımıza hayat veren nasıl ki ruhumuzdur; kalbimize hayat veren de vahiydir. Vahiy, ruh gibidir. İslam hükümleri özgün, eşsiz, benzersiz, yanlışsız, çelişkisiz, muciz, hak, adalet, doğruluk, rahmet, menfaat ve hikmet özelliklerini içerir. İnsan fıtratına, ihtiyaçlarına uygun biricik nizamdır. İnsan yararına olanlar emredilmiş, zararına olanlar da yasaklanmıştır. Dünya ve ahiret mutluluğumuz için vazedilmiştir.

İslam’ın hükümleri: Deva (ilaç), ruh (can), ruhu arındıran “hayat suyu”, zulmeti/cehaleti gideren Nur (kandil), Allah’a kavuşturan vesile, tarik-i müstakim ve rehberdir.

Biz müminlere hayat veren şeylere davet edildiğimizde, icabet etmemiz gereği emredilmektedir. (Enfal, 24) Yine Kur’an’ın, biz müminler için şifa olduğu beyan buyrulmaktadır. “Yine 87 A’la,14-15, 91 Şems,9-10 ayetleri kurtuluşun/huzur ve mutluluğun ancak günahlardan arınmakla, namazla mümkün olabileceği vurgulanmaktadır.

Emirlere itaatin kalplerimizi ihya edeceği, hayat vereceği... Kur’an’ın, imanın, şehadetin (cihat), fıkıh, tefsir, hadis ilimlerinin kalplerimizi canlandıracağı... yorumları yapılmaktadır. Yine şehitlerin diri,  kafirlerin de ölü olarak anılması, günahkar kalplerin de hastalığı vurgulanır. Efendimiz (S.A.V.): “Allah, ölü toprağı yağmurla dirilttiği gibi, ölü kalbi de ilimle ihya eder.”

“Allahu Teala’yı zikredenle zikretmeyenin örneği, diri ile ölü örneği gibidir.”

“Herşeyi temizleyen bir alet vardır. Kalplerimizin cilası da zikrullahtır.”

“Kalpleriniz günahlarla kirlenir, zikirlerle/istiğfarla tedavi olun, temizlenin.”

“Dertleriniz/hastalıklarınız günahlarınızdır. Devası/ilacı da istiğfardır.”

İmam Gazali (R.A.) de: “Kalplerin hayatı, günah kirlerinden arınmaktır.”

Fuhuş, hastalıklarımızın yayılmasının nedenlerinden... Sağlığımızı, ailemizi, neslimizi, bekamızı tehdit ediyor. Faiz ve fuhuş yaygınlaştığında sigortalarımız atıyor. İlahi korumadan çıkıyoruz. İyilikleri emretmek, kötülükleri men etmek, istiğfarlar da yoksa halimiz nice olur?

Sayın Cumhurbaşkanı yeni sistemle bu kadar güçlendirilmiş olmasına rağmen, hala Allah adına yemin bile edebilmekten aciz değil mi? Bunda Hakk’ın rızası da, halkın rızası da yoktur. Kimin rızası vardır? Hakk’ın ve halkın olmayan egemenlik kimindir? Egemenlik kimdedir? Camilerimizde bile vaizlerimizin İslami ilaçlara çağrısı yasak değil mi? “Kısasta hayat vardır” çağrısına kim cevap verecek? Zina serbest, kısas yasak?! Hastalıklar ve suçlar nasıl önlenebilecek?

Hastayız. Ulema da umera da hastadır. Şifa eczanemizdeki ilaçlara lütfundan mecburuz. Acı gelse de... Bize bu ilaçları yasaklayanların bile bu ilaçlara ihtiyacı var. Başka yol, çıkış, çare de yoktur. Rabbimizin lütfundan “af, afiyet ve adalet” dileklerimizle.