İktidarın meşruiyet krizi

Abone Ol

İktidar; bir kişi ya da grubun başka kişi ya da gruplara istediğini yapma ve yaptırabilme gücüne atıf yapar. İktidara yönelik bu tanımlama sosyal ilişkiler açısından anlaşılacağı gibi siyasal yönüyle de değerlendirilebilir.
O halde siyasal anlamda İktidar olmak için siyasi partinin ya da kişinin istediğini yapabilmesi ve yaptırabilmesi önkoşul olarak gereklidir.
Bu durumda ise iktidarın önünde takip edilebilecek iki yöntem çıkar: “Zor kullanma” ya da “rıza kazanma”.
İktidar ya zor kullanarak istediğini yapacak ve yaptıracaktır ya da icraatlarında tebaasının rızasını kazanmayı tercih edecektir.
Siyasi tarih göstermektedir ki, yalnızca zor kullanarak iktidar olmak ve/veya iktidarda kalmak mümkün değildir. Zira zulüm ebedi değildir, elbette bir sona sahiptir.
Siyaset biliminde yer alan meşhur ifadeyle dile getirilirse; “süngülerden taht yapılabilir ama üzerine oturulamaz”.
Zor kullanmaya karşıt bir seçenek olarak beliren halkın rızasını alma sürecinde ise meşruiyet kavramı çıkar karşımıza. En basit tabiriyle meşruiyeti; “haklı gerekçe” olarak tarif etmek konuyu anlaşılır hale getirir.
Nitekim iktidarın yapma ya da yaptırabilme anında icraatını gerçekçi ve haklı bir zemine oturtması kamuoyunun rızasını/desteğini almasını sağlayacaktır. Peki meşruiyetin yani haklı gerekçenin kaynağının illaki olumlu olması mı gerekir?
Bu sorunun yanıtı, siyasete verilen mana ile doğru orantılıdır. Zira makyavelist siyaset takipçileri açısından rıza “aldatma” yolu ile de sağlanabilir. N. Chomsky’nin “Rızanın İmalatı” isimli eleştirel çalışması bu bakış açısını derinlemesine tahlil eder, algı yönetimi yoluyla rızanın masa başında nasıl üretildiğini ortaya koyar.
Merhum Erbakan Hoca’nın Türkiye’de siyaset diline kazandırdığı “demokratur” kavramı tam da bunu ifade ediyor aslında. Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelirken, demokratur ise “halkın kendi kendini yönettiğini zannetmesidir”!
Bütün bu girizgâhtan sonra şu soruyu soralım: Bir iktidarın meşruiyet krizine girme durumu nasıl anlaşılır?
Algı yönetimleriyle dahi olsa halkının rızasını kazanma konusunda başarılı olamayan ve bu sebeple “zor kullanma” yoluna tevessül eden her iktidar meşruiyet krizini iliklerine kadar hissediyor demektir.
Hangi iktidarın meşruiyet krizine girdiği ya da girmediği hususunu anlamak da öyle derin tahliller gerektirmez. Gerek iktidarı elinde bulunduran partinin destekçileri, gerek bürokrasi-sermaye ve medyanın destek seviyesi, gerekse kamuoyunun genel yaklaşımı birçok ipucu verebilir.
Bu ipuçlarını biraz açalım. Meşruiyet krizi yaşayan iktidar, hangi süreçlerle muhatap olur?
Örneğin bütün algı yönetimi araçları halen ellerinde olduğu ve çeşitli yollarla icraatlarına haklı gerekçeler oluşturmaya çalıştıkları halde sadık üyelerinin dahi eski teslimiyeti kalmamıştır artık. Onlar bile, her ne kadar desteklemeye devam edeceklerse de, iktidarın her icraatını koşulsuz destekleme halinden uzaklaşmaya başlamaktadır. İktidara duydukları sevgi ve güven nedeniyle düne kadar gör/e/medikleri yanlışların bugün orta yere serildiğini fark etmektedirler. Zira iktidarın yanlışları genele yayıldıkça sadık destekçilerin çevresindeki arkadaş, dost, akraba çevreleri ve hatta bizatihi kendileri bile bu dalgadan nasibini almaktadır.
Mızrak çuvala sığmamaktadır bir nevi. Bu yüzden iktidarın desteklediği sivil toplum örgütlerine olan ilgi kademeli olarak azalmakta, üyelik kayıtları birer birer silinmeye çalışılmaktadır. Gücün çekiciliğiyle gelen üyeler güç dengelerinde değişim emaresi hisseder hissetmez yönünü gidiş yoluna çevirmektedir.
Bizatihi iktidarın emrinde çalışan bürokratik yapı, atılan her adımı koşulsuz destekleme halinden uzaklaşmakta, olası bir “arada kalma” halinden uzak olmak için, olabildiğince riskli işlerden kaçınmaya çalışmaktadır artık.
Ve tabii bütün bunlar olurken iktidarların da bunu görmeme ihtimali çok zayıftır. Onun için böylesi krize giren her iktidar, güce sahip olmanın verdiği güvenle ilk refleks olarak, tehdit, şantaj gibi yöntemlerle zor kullanma yoluna tevessül etmektedir. Ne var ki, böylesi bir tercih uzun vadede çok daha büyük krizlere neden olacağı fark edildiğinden bir süre sonra işbirliği ve diyalog kanallarının açılması yoluyla meşru zemin arayışına girilmektedir.
Velhasılıkelam, mutlak iktidarın mutlak yozlaşması meşruiyet kriziyle görünürleşir.