İktidarı ve toplumu Başkanlık Sistemine zorlamak

Abone Ol

ERDOĞAN, Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında açıkça farklı bir Cumhurbaşkanı olacağını ilan etmiş, öyle oy istemişti. O açıklamaların ardından belli periyotlarla Bakanlar Kurulu’nu sarayda toplamasının yadırganacak bir yanı yoktu. Zaten, geçmiş dönemlerde de cumhurbaşkanları istedikleri zaman Bakanlar Kurulu’na anayasal hak olarak başkanlık edebiliyorlardı. Ancak, MİT Müsteşarı Fidan’ın milletvekili adayı olmak için istifasının ardından medya aracılığı ile Fidan’ın istifasını doğru bulmadığını açıklaması alışılmamış bir Cumhurbaşkanı tavrı olarak toplumun büyük bir kesimince yadırgandı. Hatta Cumhurbaşkanı’nın aynı düşüncesini farklı zamanlarda dile getirmesi sonunda Fidan adaylık müracaatını geri aldığını, Başbakan Davutoğlu’nun da Fidan’ı eski görevine atadığını açıklaması ülkemizde ilk defa yaşanan bir gelişmeydi.

Cumhurbaşkanı daha sonra Başbakan Yardımcısı ile HDP’nin İmralı heyetinin birlikte toplantı yapması ve görüntü vermesini doğru bulmadığını söyleyerek pakete karşı yine medya aracılığı ile uyarıda bulundu. Bir adım daha tarak İmralı ile müzakerelerde bir İzleme Heyetinin oluşturulmasına da karşı olduğunu açıklaması toplumun büyük bir kesimince ne oluyor, anayasa değişikliği olmadan Cumhurbaşkanı başkanlık sistemini uygulamaya mı geçirdi sorusunu akla getirdi.

Cumhurbaşkanı’nın halkoyu ile seçilmesi aslında yarı başkanlık sistemine geçişin ilk adımını oluşturuyordu. Ancak, bir yandan başkanlık sistemine geçilmesine ihtiyaç olduğunu söyleyen, bunun için milletten 400 milletvekili isteyen Cumhurbaşkanı’nın öbür yandan başkanlık sistemi uygulanıyor gibi tavır sergilemesi seçim ortamına girildiği bir dönemde gündeme bomba gibi düşmüş durumda. Hatta Çözüm Süreci’nin gereği olarak oluşturulması istenen İzleme Heyeti ve Dolmabahçe Sarayı’ndaki toplantıdan haberinin olmadığını söylemesi kafa karışıklığına yol açan bir başka husustu. Bu arada daha önceleri Başbakan Yardımcısı Babacan ile Merkez Bankası Başkanı’na yönelik eleştirilerini medya aracılığı ile gündeme getirmesi de zaten Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında ciddi sorunların ve ihtilafların olduğu izlenimi veriyordu. Özellikle barış süreci ile ilgili olarak hükümetin yürüttüğü çalışmaların medya aracılığı ile Cumhurbaşkanı tarafından eleştirilmesine Başbakan Yardımcısı Arınç’ın, “Her şeyi bilmektedir. Hükümetimiz İzleme Heyeti’ni faydalı görüyor. Bunu uygulamakta kararlıyız” şeklinde karşılık vermesi Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında bir süreden beri var olduğu bilinen ihtilafın su yüzüne çıkması olarak nitelendirilebilir. Olaya bu açıdan bakıldığında aslında aynı partinin mensuplarının oluşturduğu Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı arasında kamuoyu önünde karşılıklı eleştirilerin gündeme gelmesini AK Parti’nin muhalefeti de kendi içinde oluşturduğu şeklinde yorumlanabilir. Ya da iktidarın ve toplumun Cumhurbaşkanı tarafından Başkanlık Sistemi’ne zorlanması olarak da düşünülebilir.

Çünkü her an görüşme ve düşünce ve taleplerini dile getirme imkânı olan insanlara yönelik Cumhurbaşkanı’nın kamuoyu önünde bir takım eleştiriler yönetmesinin makul bir izahı olamaz. Paralel yapı tarafından 12 yıl boyunca aldatıldığını söylemenin de fazla bir inandırıcılığı olmadığı gibi, her an temas halinde olduğu insanlara isteklerini ve tekliflerini medya aracılığı ile iletmenin de sağlıklı olduğunu söylemek zordur.