İktidar nesnesi olmak

Abone Ol

BİRAZ iç burkuntusu ya da sıkıntısı verir gibi gözükse de, Ortadoğu Müslüman halkları iktidar nesnesi, eş deyişle siyaset metaı olmaktan kurtulamadıkları sürece, huzur ve güvenliğe kavuşamayacaklardır. Bu durum, sadece yakın geçmiş ve hali hazırda yaşanılan olaylarla sınırlı tutulmamalıdır. Nesne ne kadar nitelikli veya değerli olursa olsun, daima öznenin tasarımına, hayallerine, ideal ve düşüncelerine, istek ve emellerine, güç ve yeteneğine göre biçimlenmek durumundadır. Altın, bir nesne olarak ancak kuyumcunun maharet, ustalık ve yeteneği ölçüsünde, farklı değerlere sahip mücevher halinde işlendiğinde dikkati çekebilir. Ceviz ağacının sağlamlığı ve kendine özgü damarlı yapısı, onu diğer ağaçlardan ayırt edici kılabilirse de, ancak marangozun maharetli elinde tercih edilir mobilya niteliği kazanabilir.

Bu anlamda Ortadoğu Müslüman halkları kimlikleriyle, birikimleriyle, tarihten damıtılmış kültürleriyle, zamanla görüp geçirmiş oldukları deneyimleriyle, mutlaka değer içeren bir öze sahiptirler. Bu öz, salt iktidar nesnesi olmak ve öyle kalmak istemediği, bu özün bizzat öznesi olduğu bilinciyle hareket ettiği zamanlarda etrafına, dünyaya ve insanlığa ışıltılar saçabilmiştir. Sadece, tarihin çeşitli dönemlerinde, farklı iktidarlar görünümü biçiminde İslam uygarlığının kurucusu ve temsilcisi olarak kalmamışlardır. İslam öncesi Sümer, Babil, Asur, Mısır başta olmak üzere birçok uygarlık ve kültürün oluşumunda etkin olmuşlardır. Ne zaman bu özün gerektirdiği bilinci ve tutumu göz ardı etmişler, işte o zaman, en kötü ve en bayağı çeşitli iktidarların nesnesi olarak, özlerinden uzaklaşmış kimlikleri ve kişilikleri yüklenmek zorunda kalmışlardır. Dolayısıyla varlıkları mütereddit, kişilikleri değişken, hatta yanardöner, hayatları sallantılı, mutlulukları geçici bir nitelik almıştır.

Bir süredir, özellikle yirminci yüzyılın başından günümüze, iktidar nesnesi olma durumunda, iç ve dış itibariyle, çeşitli iktidar öznelerinin elinde, birbiriyle çelişen ve çatışan bir süreci yaşayagelmişlerdir. Öncelikle, iktidar nesnesi olmanın getirdiği en kaçınılmaz sonuç kişilik değişkenliğidir. Bugün, sözgelimi Müslüman kişiliğinde görünürken, yarın aynı ısrarla sosyalist ya da Baasçı bir kimliğe bürünülebilinir.

Oysa kişilik olgusunun doğal gereği özne, fail, yani eyleyen olmaktır. Öznenin, failin ya da eyleyenin belirgin niteliği kendine özgü bir düşünceye, duyguya, bilince ve vicdana sahip olabilmektir. Oysa nesne, bütün bu niteliklerden yoksundur. Düşünmez, duymaz, bilince ve vicdana sahip olduğunu gösterir herhangi bir eylemde bulunamaz. Eylemde bulunsa bile, öznenin düşüncesi, duygusu, bilinci ve vicdanına göre davranır, bu da onu kendi özünden daha da uzaklaştırır, handiyse kendi özüne, kişiliğine daha fazla yabancılaştırır.

Özne ve kişilik, gereği gibi kurulamadığı durumda hak ve özgürlük sahibi olma imkânı da söz konusu edilemez. Aslında hak ve özgürlük sahibi olduğu bilinci uyanmışsa, özne, uyuyan kişiliğini, onun kaynağı olan özünü arayıp bulur, ortaya çıkartır, tezahür ettirir. İktidar nesnesi olma konumunu reddeder, yıkar ve parçalar.

Sözün kısası, Ortadoğu Müslüman halkları, yaşadıkları coğrafyadaki, ülkelerdeki, aslında özlerine ve kişiliklerine karşıt olan iktidarların nesnesi, yani pasif yönetilenleri olup olmadıklarını göstermek sorunuyla karşı karşıyadırlar. İnançları, hayatları, ahlaki yetkinlikleri konusunda kendi iradelerine göre mi, yoksa kendilerini birer iktidar nesnesi olarak gören yönetenlerin iradelerine göre mi davranacaklardır Elbette bu, bir hak ve özgürlük mücadelesine varıp dayanır. Basit bir ifadeyle hak ve özgürlük verilmez, alınır. Bunun da ön şartı, iktidar nesnesi, aynı zamanda siyaset metaı olmayı kabullenmeyip reddetmektir.