Foucault, Avrupalı düşünürler arasında yeri tartışılmaz olan bir isim. Yazdığı kitaplar Fransanın en ünlü yayınevlerinden basılmış, üniversitlerde ders vermiş, kuram olarak yaşadığı yüzyıla önemli katkılar sunmuş bir felsefeci olmasının yanında Foucault, sosyolojik olarak yeni kavramlar var etmiş, Modernite karşıtlığıyla yeni tartışma zeminleri hazırlayarak düşünsel bir anafor meydana getirmiştir.

Kitapları Türkçeye çevrilmiş olmakla birlikte bir çok fakültede Foucaultun eserleri ders kitabı ve kaynak kitap olarak ta okutulmaktadır. Marksist formasyonuna rağmen Post-yapısalcı bir çizgi izleyen Foucaultun, düşünsel anlamda açtığı kapılar, öyle kolay kapatılacak türden değil.

Avrupanın yetiştirdiği Nietzsche, Heidegger, Hegel, Descartes, Kierkegard gibi felsefecilerin arasına Foucaultun ismini rahatlıkla sıkıştırabiliriz. Foucaultun yazdığı, ve anlattığı konular içersinde ayrıcalıklı bir yeri olduğunu düşündüğüm iktidar olgusu üzerinde durmak zorunda olduğumuzu hissediyorum. Foucaultun, iktidar anlayışını tanımlamak ve bu tanımlamanın yer yer eksiklerinin konuşulması gerek.

Foucaultun, iktidar anlayışı hiç şüphesiz ki önümüze yeni bir bakış açısını koyar. Bu bakış açısı incelenmesi gereken bir bakış açısıdır. Foucault iktidarın tanımlanmasının nerdeyse imkansız olduğunu savunurken iktidar olgusunu bir perdenin arkasına gizlemiştir. Bu olgu ona göre belirli bir nesnellikten uzak ancak sonuç olarak etki eden bir kavramdır. Foucault iktidarın sosyal hayatımızın her alanında, yaşanılan anda olduğunu vurgularken, düşüncesinin temeli iktidarın her yerde olduğudur. Foucault iktidarın her yerde ve farklı şekillerde olduğunu savunur. Ona göre iktidar karşımıza alabileceğimiz, kendisini somutlayan bir olgu değildir.

The History of Sexualtyde bunu açıkça ortaya koyan Foucault, iktidarın var olan ilişkilerin temelinde ortaya çıkan bir olgu olduğunu vurgulamıştır. Foucaultya göre iktidar yaşamın kendisinde görür, tabii Foucaultun böyle bir net söylemi yok, örnekleme bana ait ama anlatmak istediklerinin temeli bu. İktidarın tanımının yapılamayacağını savunan Foucault, iktidarı sürekli olarak değişken bir olgu olarak vurguladığı için, ben bu çıkarsamayı yaşamla bağlantılı olarak görüyorum.

Yaşamın kendisi de değişken olduğu için iktidarın değişkenliği de yaşamsal bir benzerliğe sahip. Yani Foucault iktidarı sürekli olarak değişen ve bir olgu olarak görürken bu değişkenliğin temeli yaşamın kendisidir. Foucault iktidarın tanımını ortaya koymaktan kaçınıp onu her yerde olan bir (insan ilişkileri) olgu olarak gösterirken, ben iktidar anlayışı ile var olan siyasi iktidarı ayrıştırmanın gerekliliğini düşünüyorum.

Foucaulta göre iktidar insan ilişkilerinde dahi kendini var eder. Bu yüzden iktidara karşı muhalefet ya da iktidar odaklarının karşısında bulunmak dahi içinde bir iktidar barındırır. O zaman iktidar bir etki meselesidir diyebiliriz, eğer iki değişkenden biri, diğerini kendisi açısından etkiliyorsa bu bir iktidardır. Bu etkinin bence olumlu ya da olumsuz olmasının pek de bir önemi yok.

Nedenine gelince iki değişken ele alalım X ve Y. X Yyi olumsuz yönde etkiliyorsa ya da onun üstün de mutlak bir etkisi varsa, bu Xin Y üzerinde bir iktidarı olduğunun göstergesidir. Aynı şey Y için de geçerlidir. Yde kendi istekleri doğrultusunda Xi etkilerse bu X üzerinde bir iktidar kurduğunun göstergesidir. Bu etki olumlu yönde dahi olsa yine bir iktidar söz konusudur.

Ortaya koyduğum durumun biraz daha ilersine adım atarsak iki değişkenin birbirlerine karşı nötr olan ilişkileri bile üçüncü bir değişkenin varlığına özdeştir. Yani değişkenlerin birbirlerini kendi leh ve aleyhlerine yönlendirmeseler de aralarındaki iktidar ilişkisi üçüncü bir değişkeni etki altında bırakacaktır. Foucault iktidar olgusunu anlamlandırmaya çalıştığım kadarıyla, en küçük sosyal ilişkilerin temeline koymuştur.

Foucault böyle yaparak iktidarı belirginsizleştirir, onu bir hayalet haline getirir. Bunu basit bir örnekle açıklayayım, yolda yürürken bir patlama duydunuz ama bu patlamanın nereden geldiğini, neyin sebep olduğunu, kimin yaptığını bilemiyorsunuz, yani sonuca etki eden şeyin ne olduğunu bilmiyoruz sadece sonucu biliyoruz o sonuç da nedir.

Duyduğumuz patlama. Patlamayı duyduğumuz zaman bu patlamanın varlığını teyit etmiş oluruz. İşte iktidar da Foucaulta göre böyledir, İktidarı sadece sonuçlarında ve bıraktığı izlerde bulabiliriz ve görebiliriz. Özelde Foucault ve onun çeperinde bulunan Baudrilland, Derrida, gibi post-modernistlerin artık herşeyin bittiğine olan inançlarıdır, bu yüzden karşılarında bir hayalet oluşturarak yaşamayı tercih etmişlerdir. İdeolojilerin tükendiği savından hareketle pasifist bir süreci başlatmışlardır.

Bu durum var olan kapitalist sistemin günümüz iktidarlarının elini güçlendirmiş, ve ona karşı muhalefet odaklarında dağınıklık meydana getirmiştir. İnsanın olduğu her yerde iktidar olur ama asıl önemli olan iktidarın kimin elinde olduğu, ve iktidarın kime ve neye hizmet ettiğidir. Yaşamsal ilişkilerde iktidar varsa, yaşamda var olan sonsuz değişkenlik iktidarlar içinde geçerlidir. Yaşamın değişkenliğini iktidarın buharlaşmasına dayanak yapıyorsak, bu değişkenliği iktidarların değişimi içinde geçerli olduğunu unutmamalıyız