İkiyüzlülüğün Bu Kadarına da "Tusk" Çıkartırım...

Abone Ol

Bir insanı doğum günü pastası bu kadar değiştirebilir mi Ya

da değiştiren, aldığı bir yaşla birlikte kemale ermesi olabilir mi Belki de

Türk hava sahasına girince vicdanı birden  donk etmiş ve hidayete ererek hayatında bir kez olsun Türkiye ile

ilgili doğru bir laf etmiştir. Olamaz mı Elbette mümkün.

Ama bir insan yirmi dört saat içerisinde bu kadar keskin bir

u dönüşü ya da değişim yaşayamaz. Sulukule bile buna şapka çıkartır. O

yüzden başka bir geçerli sebebi olmalı bunun. Belki de bunun nedeni Gaziantep

mutfağında saklı. Tahminim, bu bahsedeceğim kişi bol fıstıklı Antep baklavasını

biraz fazla kaçırmış olmalı; aksi takdirde, kimse Türkiye ye ders vermesin

demezdi.

Öncelikle, bu tür kıvırmalar bizi şaşırtmamalı. Mevzu

politika ve AB-Türkiye ilişkileri olduğunda, ucu açık süreç bize bu türden

birçok vakayı bugüne kadar göstermiş durumda. Eğer öyle olmamış olsaydı,

Türkiye nin AB üyeliği tam bir yılan hikâyesine dönmezdi. Ve elin adamı da her

fırsatta bizimle bu kadar rahat kafa bulamazdı...

Ne yazık ki, ikiyüzlülüğü tekeline almış olanlar açısından

bu tür durumlar, biraz da bizim fazlasıyla müsamahakâr tutumuzdan

kaynaklanıyor. Örneğin, Annan sonrası gereken cevap yeterince gür çıkmış

olsaydı adamlar tekrar Kıbrıs konusunda yeni bir yüzsüzlük sürecini

başlatamazlardı. Ya da, 1963 Ankara Antlaşması ndan doğan kazanılmış bir takım

haklarımızı tekrar bizimle pazarlık yapamazlardı...

Adamlar hem yüzsüz, hem haksız hem de yavuz hırsız misali.

Biz bunu gündeme getirecek gibi olsak, bizi hemen suçlu ilan ediyorlar. Öyle

bir algı operasyonu gerçekleştiriyorlar ki, biz bunu yaptığımızda buna at

pazarlığı ya da şantaj diyorlar. Kendileri yaptığında ise bunun adı

politika ya da diplomasi oluyor.

Bize etik, ilke, duruş dersi vermeye çalışanlar, şimdilerde

memleketlerinde başka, Türkiye de bir başka konuşuyorlar. Bunlardan biri de

AB nin en büyük organlarından birinin başındaki isim. Kimden mi bahsediyorum

Uzatmadan hemen söyleyeyim. Bu politikacının adı, Almanya Şansölyesi Angela

Merkel ile birlikte Türkiye ye ziyarette bulunan AB Konseyi Başkanı Donald

Tusk.

Ziyaretten bir gün önce bazı Avrupa gazetelerinin

sayfalarında yer alan yazısında mültecilerin AB ülkelerine sızmasını

engellemekte Türkiye ve Kuzey Afrika ülkelerine güvenmenin, AB liderlerine

karşı şantaj olarak kullanılabileceğini öne süren Tusk, Bizim zayıflığımız

Avrupa ya yönelik şantajları kışkırtacak ve geniş kapsamlı imtiyazlar aldırmaya

zorlayacak ifadesini kullanmaktaydı.

Fakat aynı Tusk bir sonraki gün Gaziantep te gerçekleştirilen

basın toplantısında Türkiye ile AB arasında düzensiz göçün engellenmesi

noktasında ortaya irade konulduğunu ve ziyaretin bu iradenin devamı olarak

gerçekleştiğini vurgulayarak şu sözleri sarf etti:

Mart ayında yapılan anlaşmadan bu yana Ege de yasa dışı

göçle ilgili çok fazla azalma görüyoruz. Buradaki çabalarımız devam ediyor ve

birçok ülkeyle işbirliği yapıyoruz. İşbirliği ile süreç yasa dışı göçten yasal

göçe doğru evrilmeye başlıyor. Türkiye ile AB arasında vize serbestisi söz

konusu oldu. Bu kararın alınması öncesinde Türkiye nin atması gereken adımlar

söz konusu. Buradaki çabalarımız devam etmekte vize muafiyeti konusunda

çalışmaları hızlandırdık. Gerekli hazırlıklar yapılınca gerekli adımlar

atılabilecektir. Görüşmelerimizde akan kanın durması açısından bu birlikte ele

almamız gereken konuların öneminin altını çizdik. Başbakan ın ortaya koyduğu

liderlikten dolayı teşekkür ediyorum. Politik anlamda değil, kişisel

hissiyatımı ifade ediyorum; Türkiye bugün bütün mülteciler konusunda bütün dünyaya

örnektir. Kimse Türkiye ye bu konuda ders vermesin. Sizinle bu konuda işbirliği

yapmaktan gurur duyuyorum.

Yukarıdaki açıklama sonrası bu Tusk, bir önceki günkü Tusk

mu diye baktım, evet o bizim Tusk idi. Aynı kişi...

İnsan, şaşkınlığını gizleyemiyor. Ama bunda şaşılacak bir

şey yok. Zaten adamcağız bunun nedenini çok net bir şekilde ortaya koyuyor ve

aynen şöyle diyor: Politik anlamda değil, kişisel hissiyatımı ifade ediyorum.

Yani, kişisel anlamda, kalan vicdan kırıntılarıyla doğruyu

itiraf etmek zorunda kalan Tusk, diğer taraftan politikacı kimliğiyle yalan

söylemeye ve Türkiye ye çakmaya devam ediyor. Ne diyelim, bugünün yarını da

vardır!