Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İlkokul çağında, tahminen yedi sekiz yaşlarında beş çocuk, bulunduğum yerin yanındaki halı sahada top oynuyorlardı. Bu yaştaki çocuklar, birbirlerine küfürlü konuşarak karşılık veriyorlardı. Belli ki bu küfürler, onları rahatsız etmiyordu. Geldiğimiz noktayı ifade için yapılan bir küfrü bipleyerek yazacağım. Çocuk, diğer çocuğa; “a… nı s… min çocuğu” şeklinde küfrediyor, diğeri de ona; “a… koyim” şeklinde karşılık veriyor. Çocukları yanıma çağırdım, geldiler. Onlara bir matematik sorusu soracağım size dedim. Sor dediler. “İkisi olmayan bir nedir?” diye sordum. Birisi hiçtir, diğeri ikidir, bir diğeri üçtür diye cevap verdi. Ben onlara; “Allah kaçtır?” dedim. “Birdir” dediler. “Başka bir Allah var mıdır” dedim. “Hayır, Allah’tan başka ilah yoktur” dediler. Ben onlara; “İkincisi olmayan bir Allah’tır” dedim onlar da tasdik ettiler. Onlara; “Okuyunca ne olacaksınız?” diye sordum, biri ben sporcu olacağım dedi diğerleri sustu. Onlara; “Ölünce ne olmak istersiniz?” diye sordum. Biraz düşündüler ve hep bir ağızdan; “Cennetlik olmak isteriz” cevabını verdiler. Onlara; “Birbirinize küfrederek nasıl cennete gireceksiniz? Gerçekten cennetlik olmak itiyorsanız birbirinizle küfürlü değil, güzel ve edepli sözler söyleyerek konuşunuz” dediğim zaman, onlar, “Tamam” dediler. Bu olay 19 Eylül 2021 Pazar günü yaşandı ve bu olayın benzerlerini ben, birçok ilde yaşadım. Çocukların dilini zikri Kur’an’a teslim etmez isen, bu dili şeytan teslim alıyor, o dile olmadık küfürleri yaptırıyor. Bu olayı; ailelerin, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Erbaş’ın ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Mahmut Özer’in bilgisine arz ediyorum. Bir eğitim çocuklara; a-Düşünme disiplini ve güzelliği, b-Davranış disiplini ve güzelliği, c-Konuşma disiplini ve güzelliği, d-Çalışma disiplini ve güzelliği kazandırmıyorsa, bu eğitim boşuna yapılmış bir eğitim olur. Böyle bir eğitimin, hem dünyadaki bedeli, hem de ahiretteki hesabı ağır olur. Bizim medeniyetimize hâkim olan; “Ya hayır konuş veya sus” esasıdır. Şuurlu bir Müslüman’ın veya güzel konuşmayı kedisine ahlâk edinmiş insanların; küfürlü konuşmalar yüzünden, çay ocaklarında, kahvehanelerde oturma imkânları kalmamıştır desek yeridir. Biz; ikisi olmayan birden; yani tevhitten koptuğumuz için bu hale geldik. Bunun için matematiğimiz; faiz hesaplarına, kimya dersimiz; zehir ve bomba yapımına, edebiyatımız; küfürlü konuşmalara hizmet eder hale gelmiştir.
AHİRET ŞUURU
Eğitimde üzerinde en fazla durulması gereken konunun “ahirete iman” olması gerekir. İnsanların İslam'ca yaşamaları, hesap gününün tek sahibi Allah'a ve Resulüne teslim olmaları ancak bu iman ile mümkündür. Bunun böyle olması kaçınılmazdır. Çünkü kâfir, müşrik, münafık, her ne olursa olsun insanların her türlü küfür, şirk, münafıklık ve cahiliye itikat ve düzen düşüncesinden temizlenmeleri bu imanla sağlanabilir. Kalbine, “Allah’tan ittika” esası hâkim olan her insan, bir hayat düzeni olarak İslam'dan başka bir yerde karar kılmaz. Her şeyden önce Allah'a iman edip güvenmeyen ve ebedi ahiret hayatına inanmayan bir insanın, yeryüzünde şeytan ve adamlarının, yani ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in oyunlarına karşı sebat etmesi, canı ve malı pahasına mazlumların haklarını savunup zalimlere karşı durması beklenemez. Allah’a inanıp güvenmeyen, ahirete inanmayan bu insanlar, yaşadıkları materyalist ve kapitalist hayat gereği, tüccarca bir zihniyeti kendilerine rehber edinirler.
Yaptıkları her tür iyiliğin ya da yardımın karşılığını bu dünyada ve dünyanın geçer akçesiyle almak isterler. Oysa İslam, fert ve topluma bütün insanlığın saadeti için malını ve canını feda etmeyi, bunun karşılığını yalnızca Allah'tan beklemeyi emreder. Müslüman toplumun görevi, yeryüzünü imar ve ıslah etmektir. Şeytan ve adamlarının kendileri için görev edindikleri şey ise, ifsat etmektir. Müslümanlar için dünya hayatı, bir imtihan yeridir. Ahiret hayatı ise, dünya hayatının hesabıdır. Bunun için, sağlam bir ahiret inancı; her mümin için kıymetli bir özelliktir.
ALLAH İLE YAŞAMAK
Allah; âlemlerin rabbidir. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah’tan başka ilah olmuş olsaydı, yerde ve gökte düzen bozulurdu. Enbiya 22: “Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, yer ve göklerin nizamı, düzeni, dengesi bozulurdu. Arş’ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı sıfatlardan münezzehtir.” Bu temel bir inançtır. İlah; hamt ve övgüye layık, rızası gözetilecek, kendisine ibadet edilecek hak mabut, hak ve adalet ölçüsünü koyarak kullarına yol gösteren rab anlamına gelir. Allah ile yaşamak, Kur’an ve sünnete teslim olarak yaşamaktır. Bu, Allah ve Resulüne güvenmek demektir. Allah ile yaşamak, İslam’ın telkin ve teklif ettiği Adil Düzen’e tabi olmaktır. Hayatı Allah ile yaşayanlar, yalan konuşmazlar, haram yemezler, kamu yönetiminde adaletten ayrılmazlar, faizci kapitalizmi benimseyip yürütmezler. Hayatı Allah ile yaşayanların, ABD’yi, AB’yi, İsrail’i, yönetim ve güvenliklerini teslim edecekleri “veli” edinmeleri söz konusu olmaz. Hayatı Allah ile yaşayanlar, materyalist eğitim yapmaz, AB’yi bir medeniyet projesi olarak görmez, içki içmez, kumar oynamaz, kul hakkı yemez, yolsuzluk yapmaz. Hayatı Allah ile yaşayanlar, toplumu kutuplaştırmaz, kamu malını israf etmez, önce ahlâk ve maneviyat esasından ayrılmaz. Hayatı Allah ile yaşamak için, hakkı üstün tutmak, nefis terbiyesini, maneviyatçılığı yani ahiret inancını esas almak gerekir. Allah’ın, yeryüzünde halife kıldığı insan, teklif edilen İslam emanetini yüklenmiş bir kul olarak, bu görevini kusursuz yerine getirmeye çalışırsa hayatını Allah için yaşamış olur. Bu asırda bu şuur Milli Görüş olarak kodlanmıştır. Selam hidayete tabi olanlara…