İdare makamında olanların tutarlı, mantıklı ve net olmaları gerekiyor. Sorumluluklarının bilincinde olmaları, sözlerinin arkasında durmaları gerekiyor. Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur. Sözünden ve eyleminden emin olunması ise devletin en başta gelen vasfı olmalıdır. Devlet demek kural, kaide, norm, hukuk demektir, dolayısıyla bunların sağlanabilmesi için de eylem-söylem birlikteliğinin sağlanması kaçınılmazdır.
Kısacası, kamu yönetiminin en belirgin vasfının, alamet-i farikasının da bu tutarlılık ve netlik olması elzem olduğu gibi yapısı gereği de ikircikli hal ve tutumları kaldırmaz bir nitelikte olması şarttır.
Türk halkının, son 6-7 yıldaki yani 2018’de, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonraki en büyük sorunu, sıkıntısı ve gündemi ekonomik durumun telafi edilemez şekilde ve süratle bozulmasıdır. Sorumsuz ve mantıksız politikalar eliyle önce enflasyonun kontrolden çıkması, sonrasında da bunun doğal sonucu olarak halkın son derece süratle fakirleşmesi Türkiye’nin en önemli gündemidir. Gündemi, “yeni anayasa” diye içeriği ve niyeti muğlak (belki de ayan beyan ortada) bir girişimle bulandırmaya çalışmak ne tutarlıdır, ne mantıklıdır. Bu tamamen ikircikli bir durumdur.
Halkın sorunu, sıkıntısı, derdi, hangi maddelerin, neden değişeceği bile belirsiz bir “anayasa değişikliği” değildir şu anda. En temel insani ihtiyaçlarını bile gidermekte zorlanan, bankaların kucağına itilmiş veya sosyal yardımlarla hayatını idame ettirmeye çalışan insanların talepleri ve beklentilerini görmezden gelip de “anayasa değişikliği” diye arka planında siyasi bir hesabın olduğu bir şeyi öncelemek samimi de değildir.
Emekli olan yani artık çalışmaması gereken, hayatını rahat geçirmesi icap eden insanların bir çoğuna 14 bin 469 lira gibi “sadakadan hallice” bir maaşı reva gören bir siyaset, hangi gerekçe ve özgüvenle “nurlu ufuklara yelken açma” minvalinde “hedefe gidiyoruz” konuşmaları yapabiliyor kamuoyuna? Vatandaşın ekonomik durumu “öz yurdunda garip, öz vatanında parya”dan farksız olduğu halde, nasıl “enflasyonun belinin kırıldığı” cümleleri kurulabiliyor? Alternatif bir gerçeklik söz konusu herhalde.
Hazne ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Vatandaşımız hayat pahalılığından şikayette haklı. Enflasyon adaletsiz bir vergi gibidir. Özellikle sabit ve dar gelirlileri vurur. Enflasyon en büyük kötülüktür. Mutlaka enflasyonla mücadele edilmelidir. Vatandaşımız müsterih olsun, köklü bir çözüm peşindeyiz. Bütün dünyada mücadele bir zaman alıyor. Pandemi sonrası Avrupa ve Amerika'da da enflasyonda artış görüldü. Yüzde 9-10'lara çıkan enflasyonu 2-3'e düşürmeleri 3 yıldan fazla süre aldı. Enflasyondaki düşüş sürecek.” diyor.
Durum tespiti gayet yerinde ancak eksik.. Enflasyonun gerçek sebebinden bahsetmiyor. Halkı bu durumlara düşüren yanlış kararlarda ısrarın, kötü ekonomi yönetiminin, yeniden tekrarlanmayacağının garantisini veremiyor. Küresel finans kuruluşlarını ve yabancı sermayeyi enflasyonla mücadele programına “ikna etmek” için harcadıkları çabayı, halkı, kamuoyunu ikna etmek için harcamıyor. Aynı zihin yapısının yine tekrarlanmayacağını nerden bilecek vatandaş? Eylemler orta yerde dururken söylemlerin geçerliliğine nasıl ikna olacak insanlar? İkircikli durumları birçok meselede yaşayan insanlar, bu sözlere nasıl ikna olsun?
Mesela, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, TBMM Genel Kurulu’nda en düşük emekli aylığının 14 bin 469 liraya yükseltilmesine ilişkin, “En düşük emekli maaşı alan emeklilerimizin alım güçlerinin düşük olduğunun farkındayız. 14 bin 469 en düşük emekli maaşı alan vatandaşlarımıza destek olmak için sosyal yardımlarımız elbette devam edecek” demiş. “Alım güçlerinin düştüğünü fark etmek”le, “insanların çaresiz durumda olduklarını görmek” farklı şeyler. “Fark ettik ve sosyal yardım yapacağız” demek, meseleyi çözmek midir, yoksa pansumanla geçiştirmek midir?
Daha önceleri normal bir emekli, herhangi bir sosyal yardım veya başka türlü bir desteğe ihtiyaç olmadan geçinebilirken, bugün kendisi çalışmadan veya dışarıdan destek almadan geçinemez durumdaysa, politika yapıcılarının herhangi bir şeyin “farkında olduğundan” bahsedilebilir mi?
“Farkındayız” veya “vatandaşımız haklı” deyip de hala ekonomik yıkımın tüm faturasını halka ödetmekten ala ikircikli bir durum var mıdır acaba?