İkide bir!

Abone Ol

PERŞEMBE gününe başlarken, Galatasaray a kimlerin

katılacağı en büyük merak konumuz idi. Öyle ya, iki temsilcimize de

beraberlikler yetecekti. Yani maçların üç sonucundan ikisi bizim için uygundu.

Tabii ki Fenerbahçe nin işi çok kolay, Beşiktaş ınki biraz daha zordu sanki...

Önce Kadıköy deydik. Fenerbahçe, ezeli  ve ülkesindeki tek rakibi Glaskow Rangers in

küme düşürülmesinden sonra İskoç liginde yalnız kalan Celtic i ağırlayacaktı.

Yani Celtic ülkesindeki o gelişmelerden sonra biraz ipe un sermişti. Zaten

gruptan elenmişti de... Bu nedenle Fenerbahçe iddiasız ve oyuncu profili zayıf

bir rakiple karşılaşıyordu. Eksikler mi Bence çok da önemli değildi. Belki de

biraz Nani dışında... Kjaer in yerinde Ba vardı... Ve sahaya çıkan ilk onbir

beklenen biçimde idi. Sakın kimse Van Persie de yoktu demesin. O zaten

oynadığında da şu günler yok gibiydi. Fenerbahçe etkili kadrosu ile maçın hemen

patronu oldu. Gole de 50 metrelik tek pasla buldu. Buradan bakınca rakibi biraz

daha iyi anlamış oluruz. Markoviç sürati ile rakiplerini ve kaleciyi de

bayıltıp bence maçı bitirdi. Tam Ajax da takılmış iken, yani tur gelmişken

Diego rakibine hem de hakemin burnu dibinde tekme sallamaz mı Endişelendik

doğrusu... Ya Ajax tutup da bir gol atarak maçı kazanır da, on kişi kalan bizim

temsilci maçı kaybeder mi Nitekim 75 de beraberlik golü de gelmez mi Asıl

takıldığım neresi mi Diego kendini attırdıktan sonra, neden önden bir oyuncu,

örneğin maç eksiği olan Markoviç çıkıp da yerine Ozan girmez Büyük(!)  hoca tuttu, Fernandao yu alıp yerine Caner i

koydu. Neyse, rakibin öyle maç kazanacak hali mali yoktu ve de Ajax zaten

teslim etmişti turu, gece aydınlanıverdi. Bu arada kaleci Fabiano nun giderek

önümüzdeki yıllarda da Fenerbahçe de kalabileceğini, yani Volkan ın yerinde

gözü olduğunu yediği goldeki plonjonu da dâhil göstermiş oldu. Bence en çarpıcı

olanı buydu.

Sonra Portekiz e gittik. Gitmez olaydık. Ama Beşiktaş

öyle oynuyordu ki, tam saha pres yapabiliyor, kazandığı ya da teslim aldığı

topu iyi kullanıyor, tempo basıyordu. Bu oyun rakibi bezdirmiş, bütün

düşüncelerini sanki askıya aldırmıştı. Sporting artık mümkün olduğu topu

kalesinde öyle veya böyle uzak tutmaya çalışıyordu. İlk yarıda bu oyun pozisyon

da kazandırdı ama gol gelmedi. Sonra futbola doğduğu yerde her şeyini

göstermeye niyetli olan Quaresma harika bir kesme yaptı ve Gomez de, Tur

golünü attı... Meğerse biz öyle sanmışız. Artık rakip her türlü riski almak

gereğini duyup, bizim eski Trabzonsporlu golcüyü de ikinci santrfor olarak

sahaya sürdü. İşte ben bu sırada Şenol hocadan, hiç olmazsa Sosa yı alıp yerine

Necip i koymasını bekledim. Ve de oyun alanımızı biraz olsun daraltmayı,

kısaltmayı, yani bir Türk takımı için hiç de uygun olmayan 60 dakikalık

temponun biraz düşürülmesini, aktif dinlenmeye geçilmesini bekledim. Ama aynı

kafa devam ediyordu. 67. dakikada da golü yemez miyiz Uzunlaşmış, genişlemiş

kendi yarı alan bölgemizin durumuna bir bakın bu golde Ve de bir hayret daha!

En iyi savunma yapan ön blok adamı Olcay çıkıyor ve yerine Necip giriyor. Sosa

mı İş bittikten sonra taaa 79. dakikada çıkıyor... Hemen altını çizeyim. Bu

yenilgi Beşiktaş takımının kenardan iyi yönetilmemesi, oynanan oyunun bir Türk

takımı üzerindeki etkilerinin ne olabileceğinin süzülememesi yüzündendir.

Yazık! Hep yazıp, hep söylemedim mi; Oğuzhan, Quaresma ve Sosa aynı onbirde

oynamaz diye... Hele hele böyle 60 dakika çok yüksek tempoyla bütün sahada...

İki hocanın hatalarından biri rakip zayıf olduğundan

idare etti, ama diğeri rahip orta seviyenin az üzerinde olduğu için idare

edemedi.