Mersin/Tarsus’un tarihi bir camisi var; Küçük Minare Camii (Meliktahir). Kuşlu Camii olarak da bilinen bu cami 1873 yılında inşa edildi. Tolunoğulları Hanedanı’nın kurucusu Tolunoğlu Ahmet’in mezarı, bu caminin hemen girişinde bulunuyor.
Küçük Minare Camii (Meliktahir), Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı Adana Bölge Müdürlüğü tarafından, restorasyon gerekçesiyle, 2020’nin Şubat’ında ibadete geçici olarak kapatıldı.
Yaklaşık 2 yıldır bu cami kapalı…
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarihi camilerin restorasyonuyla yakından ilgileniyor. Yaptığı iyi işlerden biri bu. Anlaşılan o ki bu cami de, restorasyonu tamamlandıktan sonra yeniden ibadete açılacak. En azından Tarsuslular böyle düşünüyor. Böyle biliniyor.
Ama bir dakika! Galiba birkaç sorun var!
* Tarsus, Küçük Minare Camii (Meliktahir), yaklaşık 2 sene önce ibadete kapatılmasına karşın bugüne kadar restorasyonu yönünde atılan en küçük bir adım yok! Hatta kıpırtı bile yok!
* Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Tarsuslular diyor ki; “Camimizin tamiratı için şu an hiçbir çalışma bulunmuyor! Müftülüğe gidip soruyoruz, Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nü adres olarak gösteriyorlar. Biz Tarsus’umuzun en merkezi yerinde olan bu caminin daha fazla kapalı kalmasını istemiyoruz! Mağduruz. Bir pasajı ibadet mekânı olarak kullanıyoruz şu anda. Devlet yetkililerine sesleniyoruz; ödenek yok deyip bu camiyi niçin kapalı tutuyorlar?”
* Restorasyonu yapılan camilerin, tarihi eserlerin görünen yerlerine tabela asılır. İhale tarihi, restorasyonu kimin yüklendiği ve tamiratın ne zaman biteceğine ilişkin bilgiler bulunur, bu tabelada. Oysa Küçük Minare Camii (Meliktahir) çevresinde böyle bir tabela da yok! Cami iki senedir ibadete kapalı ama neden kapalı olduğu belirsiz!
* Son soru; iki yıldır ibadete kapalı olan Tarsus, Küçük Minare Camii’nin (Meliktahir) restorasyon ihalesi yapıldı mı? Yapıldıysa ne zaman yapıldı? İhale yapıldıysa tamirat ne zaman başlayacak ve ne zaman bitecek? Cami ne zaman ibadete açılacak?
ANLAYANA SİVRİSİNEK
beyaz Türkler siyah Türkler hatta zenciler
itten itin sahibi sorumludur
o kadar ki itin itlaf edilmesinin bile
sahibini sorumluluktan kurtarmadığı olur
Asiye’ler yaralanmasın diye önemle duyurulur
Selami Güder
selamiguder@gmail.com
GÖZYAŞIM SEL OLDU!
Saadet Partisi Edremit ilçe teşkilatımızın olağan kongresini gerçekleştirdik.
Atmosfer, fevkalâde heyecanlı ve müessir idi.
Özlediğimiz evsafta bir kongre oldu. Elhamdülillâh…
Kongre öncesi duyuru ve davet hususunda fevkalâde gayret gösteren ve meyvesini de alan Edremit İlçe Başkanımız Ahmet Pınar ve çalışma arkadaşlarını tebrik ederim.
Bu duyuru metotlarından birisi de, Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen mehteran gösterisi idi.
Şahsen çok duygulandım. Mehteri özlemişim.
Balıkesir Altı Eylül Mehteran Takımı’nın seslendirdiği ata yadigârı birbirinden güzel ve duygulu ezgiler ruhumuzu mest etti ve izleyenlerden büyük takdir aldı.
Yaşadığım duygu seli esnasında 50 yıl önce Millî Nizam Partimizin Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda gerçekleştirdiğimiz büyük kongresinde mehter eşliğinde ve hep bir ağızdan seslendirdiğimiz, “Ne Diyorsa İslâm Dini, Uyacağız Suç Olsa Da...” mısralarının husule getirdiği atmosfer ve takip eden günler geldi aklıma…
12 Mart 1971 muhtırasına muhatap olup, partimizin kapanmasına mal olmuş ise de; değmiştir. Çünkü Milli Görüş’ün yolu açılmış ve devam etmektedir. Ne günlerdi Allah’ım!
Edremit’te Cumhuriyet Meydanı’ndan salona kadar mehteran eşliğinde Saadet sancağı ile gerçekleştirilen muhteşem kortej yürüyüşü ise, ayrıca takdire şayan oldu.
Caddelerde, parklarda, binaların balkonlarında binlerce insanımız el sallayarak coşkumuza iştirak etti.
Salondaki karşılama, organizasyon ve ikram da mükemmel idi.
Yeniden ilçe başkanı seçilen Ahmet Pınar kardeşimi, organizasyonda başrolü oynayan Musa Tuncel, Abdullah Korkmaz, Salih Akgün, Fatih Ölmez, Ekmel Ege ve diğer kardeşlerimi tekrar tebrik eder, alınlarından öperim.
(Zülfer Erol / Balıkesir)
SİSTEME ‘İÇERDEN’ ÖNEMLİ ELEŞTİRİLER!
Prof. Dr. Ömer Özyılmaz… Eğitimci. Eski milletvekili. Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi. Kurul, referandumda kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bir parçası.
Özyılmaz’ın, maarifinsesi.com sitesinde seri olarak birkaç yazısı yayımlandı. Bu görüşlerini sosyal medyada da paylaştı.
* Ömer Bey diyor ki; “Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’nun hiçbir üyesinin, uzmanının, memurunun uygun bir yeri yok! Kurulda bulunan herkes başka bir kurumun elemanı. Özellikle sayın üyelerin birinci ve öncelikli işi, kendi kadrolu oldukları ve maaş aldıkları kurumlardır. Kendi kurumlarından ve işlerinden vakit kalırsa buraya da zaman ayırmaktadırlar. Ülkemizde böyle, başka bir kurul daha var mı, onu bilmiyorum!”
* Ömer Bey diyor ki; “Kurulun sayın üyelerinin hiçbirisi, üst kurulda olmanın gerektirdiği bilgi ve donanıma yani hem milli kültürümüze hem de günümüz eğitim bilimlerine vakıf değildir.”
* Ömer Bey diyor ki; “Kurul üyelerinin üç yıllık çalışmaları göstermiştir ki, üyeler, eğitim sistemimize sistematik ya da panoramik bir bakışla onun sorunlarını, o sorunların etkinlik derecelerini ve boyutlarını görecek yetkinlikte değillerdir.”
* Ömer Bey diyor ki; “Kurulun sayın üyeleri, hem tarihimizdeki eğitim ve bilim alanının zenginliklerden, hem bugün ülkemizde ve dünyada eğitim bilimleri alanındaki yenilik ve uygulamalardan, hem eğitimi doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren diğer alanlardaki gelişme ve yeniliklerden, hem de eğitim bilimleri alanında yetişmiş kadrolardan haberdar değillerdir.”
* Ömer Bey diyor ki; “Kurul, bugün eğitim sistemimizin acil ihtiyacı olan ‘gelişim’, ‘değişim’ ve ‘dönüşüm’ fikrinden uzak, statik/durağan bir kurul olarak ortada durmaktadır.”
***
Hani şöyle bir şey olsa; Prof. Dr. Ömer Özyılmaz, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’ndan ayrıldıktan sonra bu eleştirileri yapsaydı, “Niçin orada görevliyken bu tespitleri yapmadınız!” diyebilirdiniz!
Ama Ömer Bey halen bu kurulun aktif üyesi.
Bu açıdan bakıldığında, sisteme ‘içerden’ yapılan bu eleştiriler dikkat çekicidir…