Veya Türkiye’deki Müslümanlar arasında Fatiha süresini bilmeyenler kaç tane olabilir?
Siyasi liderler arasında bilmeyen yoktur hüsnü zannımı bozmak istemem.
Bilmeyen lider veya politikacı varsa hemen ezberlesin.
Bir salon veya meydan konuşması yaparken dinleyenler sorabilirler.
Hazırlıklı olmak lazım.
Hazırlıklı olurken manasını da birkaç tefsirden okumalı.
Ne dediğimizi bilmeliyiz.
Allah’tan başkasına kulluk yapmayacağımız, Allah’tan başkasından yardım istemeyecek hale gelemeye çalışacağımız, Yahudi ve Hıristiyanların yanında yer almayacağımızı okuyoruz Fatiha süresinde ama başında dört kere Rahman ve Rahim isimlerini zikredip Allah’ın rahmet sahibi olduğunu söyleyerek kendimizin de merhamet yumağı haline gelmemiz gerektiğini hatırımızdan çıkarmıyoruz.
Yoksa yıllardır gâvura yaranamadığımızı görerek yeniden onlara yarandırmaya çalışarak milyarlarca paramızı çöpe attık.
Amerika’da birkaç ay kalan ve oradaki üniversitelerde konferans veren bir profesörümüz, Türkiye’ye dönüşünde üniversitedeki bir arkadaşına, “Biz ne yaparsak yapalım, adımız Ali, Veli, Osman ise, pasaportumuz Türk pasaportu ise bizim ateist olduğumuza inanmıyorlar. Konferansa başlarken ateist olduğumu vurguluyorum. Buna rağmen sorular bölümünde, ‘Siz Müslümanlara göre Ortadoğu sorunu nasıl çözülür?’ gibi sorular soruyorlar. Soruya cevap verirken tekrar ben ateist olduğumu vurguluyorum, ardından gelen soruda, ‘Siz Müslümanlara göre …?’ sorusu tekrar geliyor. Bizim gâvurluğumuza inanmıyorlar. Sen şahit ol ben yeniden şehadet kelimesi getirerek Müslüman oluyorum” der.
Amerika eski Dışişleri Bakanı Colın Powel yaptığı bir konuşmada, “Türkiye İslâm Cumhuriyeti” demiş, 02 Nisan 2004’te Türkiye gazetelerinde yayınlanınca yer yerinden oynamıştı.
Öyle olmadığımızı anlatmak için Amerika’da basın toplantısı yapanlarımız, “Türkiye’nin İslâm cumhuriyeti olmadığını bilmeyenlere öğreteceğiz” diyenlerimiz oldu.
Peki de elli yılda öğretememişsek, bir günde mi öğreteceğiz?
Parasına, silahına, siyasetine bağımlı olduğumuz bu insanlar, geri zekâlı da bizim durumumuzu algılamada yanılıyorlar mı acaba?
Bir insanın sözünden ziyade özü önemlidir. Profesörümüzde görüldüğü gibi, kendini ateist olarak tanıtan entelektüellerimizin, bazı olaylar karşısında Müslümanlığını ortaya koyuverdiği görülüyor.
“Söyleyene bakma söyletene bak” atasözümüz bizim prensibimizdir.
İslam düşmanları, Kur’an’ın ifadesiyle “Adüvvullah”, Allah düşmanları ve onlara kul olmayı reddedip yalnız Allah’a kul olanlara düşmanlık yapıyorlar:
“Onlara gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın ki onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı, Allah’ın bildiği, sizin bilmediğiniz (düşmanları) ve onlardan başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız size tam olarak verilir. Ve siz haksız-lığa uğratılmazsınız.” (Enfal süresi ayet 8/60)
Adı Ali, Veli, Osman, Ömer, Celaleddin olan herkes onların gözünde teröristtir. Hiç ayırım yapmıyor.
“Ülkemizi dört taraftan kuşatıyor” endişesi taşırken önce beynimizdeki kelepçeleri kırmada fayda var.
Firavun, Musa aleyhisselama düşman değildi.
Firavun onu kundaktaki çocuk olarak buldu, el bebek gül bebek olarak sarayında büyüttü.
Ne zaman Allah celle celalüh onu peygamber olarak görevlendirdi, işte düşmanlık o zaman başladı.
Ebu Cehil, kırk yıl Sevgili Peygamberimizin gönlünü incitecek tek hareket yapmamıştı ama kendisine peygamberlik verildiğini duyduğu anda düşmanlık başladı.
Yani bu İslam düşmanları aslında, kendilerini yaratan, yarattıktan sonra başıboş, kendi haline bırakmayan, saçının telinden ayağının tırnağına kadar onu hava, su, güneş ve gıdalarla besleyen Allah’a düşmanlık yapıyorlar.
“Allah’ın emir ve yasakları değil, bizim emir ve yasaklarımız geçerli olacaktır” diyorlar.
Firavun ve Ebu Cehil tarafında olmamaya gayret gösterelim.
Not: Bugün Fatiha süresini Şifa Tefsiri’nden bir okuyuverin.
(Cantaş Yayınevi telefon: 0537 564 38 94 veya 0216 344 98 87)