İki fincan kahve

Abone Ol

Deyim ve hikâyelerin meramımızı anlatmada çok önemli işlevleri vardır. Vermek istediğimiz bir mesajı çok söze hacet bırakmadan özlü bir şekilde ifade ederler. Meselâ hayatın çabuk ve iyi geçtiğini anlatmak için “Hayat su gibi akıp gidiyor” deriz. Böyle bir anlatımda hakikatle mecaz iç içe geçmiş durumdadır.

Suyun akması, nehirlerin hareket halinde olması, hayatın “değişken” olduğunun çok güzel bir göstergesidir. Hele “su gibi” dediğimizde farkında olmadan o kadar çok şeyi ifade ediyoruz ki biz bile farkında olmuyoruz o anda bu sözün ne gibi felsefî bir derinliğe sahip olduğunu!

Gözümüzün önümüzde hep aynı şekilde akıp giden nehirlerin hiç değişmediğini sanıyoruz. Oysa su hep aynı kalsa kimyası bozulup kokmaya başlar. Suyun hareketliliği yani akışkanlığı, sürekli değişkenliğini sağlamakta ve bütün canlılar için “hayat” olmaktadır. Su sürekli kendini yeniliyor ve taze kalıyor. Bu da gösteriyor ki yeni ve diri kalmanın temel şartı hareket halinde olmaktır.

Şimdi şöyle bir düşünelim akan su, ne gibi mucizeleri barındırıyor bünyesinde! Kim bilir birileri bunun farkında olurken, kimileri de hiç farkında değildir. Her şeyin olağan seyrinde akıp gittiğini sanıyor! Oysa hayatta olup biten her şey mucizeler barındırıyor bünyesinde!

Bir dostumun gönderdiği su ve hayatla ilgili bir “mesaj”ı sizlerle paylaşmak isterim. “Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir! Çünkü kimin kimi yiyeceğine ‘suyun akışı’ karar verir!”

Su, şöyle veya böyle insan hayatının her safhasında yerini almakta ve işlevini icra etmektedir. Çünkü su, hayattır.

***

Hayatın ve hayatın akışının farkına varmak gerekir. Hikâyeler de hayatı anlama ve atlatma açısından çok etkilidir. Ne zaman insanın hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir. Ders başladığında hiçbir şey söylemeden önüne büyükçe bir mayonez kavanozu alır ve içerisini tenis toplarıyla doldurur ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar. Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu söylerler.

Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar. Onlar da “Evet, doldu” derler.

Profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorduğunda öğrenciler koro halinde “evet, doldu” derler.

Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.

Öğrenciler gülmeye başlarlar! Profesör de öğrencilerin gülüşünü destekler vaziyette “eveet” diyerek, “Ben, bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der.

Tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir: Dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan her şey! Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldururlar.

Çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir: İşiniz, eviniz, arabanız vb.

Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir. Şayet kavanoza önce kum doldurursanız, çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.

Aynı şey hayatınız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmaz. Dikkatinizi, mutluluğunuz için önem arzeden şeylere çeviriniz.

Çocuklarınızla oynayınız. Sıhhatinize dikkat ediniz. Eşinizle yemeğe, gezmeye çıkınız. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayınız.

Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştiriniz. Öncelikleri ve sıralamayı iyi biliniz. Gerisi hep kumdur.

Bu arada bir öğrenci parmağını kaldırır ve hocaya sorar: “Hocam! O iki fincan kahve nedir ”

Profesör gülerek, “Bu soruyu sorduğun için çok sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınızla ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar vakit ayırınız!” der.