İki bayram arası okunacak şiirler

Abone Ol

şiirle aranız nasıldır bilmiyorum. Ama hiçbirimizin ondan kendini vareste addetmek gibi bir lüksü olmadığını peşinen söyleyeyim. Siz ondan kaçtıkça o size gelir.

Bazen bütün kuvvetlerini toplayarak hayat kapınızın önünde yığınaklar yapar. Kimi zaman da sonunu getiremediğiniz hayat hikâyenizi tamamlayan bir cümle olur.

Şiirin okuyucu ile buluşması genelde apansız karşılaşma şeklinde cereyan eder. Oysa siz onu ne kadar başıboş sokaklarda beklemişsinizdir de o hiç oralı olmamıştır. Bir gün bakmışsınızdır ki karşınıza çıkmış ve size “siz nereli iseniz ben de oralıyım” diye ünsiyet kurmaya çalışmıştır.

Zeynep Arkan isminin bir şaire ad olma serüveni de okuyucu için biraz böyle olmuştur. En sessiz yığın olan ‘şiir okumayanlar cemaati’ de diyebileceğimiz kalabalıklar bir anda “sana kinim var elbet senden başka kimim var” dizesiyle bir şiir sabahına uyanmışlardır.

Gerçek şiir müsekkin etkisi yapmaz, teyakkuza geçirir. Kitleleri halk yapar. Halk olan halk olduğunu (yaratıldığını) bilen, fıtrat ve hilkatinin izini sürendir.

Bazen bir mısra bir kişi için, bazen de bir halk için yazılır. Kim bir mısraı sahiplenir ya da üzerine alırsa o mısra artık onun için yazılmış olur.

Kendinizi “oralı” hissetmediğiniz bir anda, yalnızlığınıza arkadaş olur ve o uzun süredir tetikte bekleyip de bir türlü bulamadığınız söylenmesi gereken sözü bulmuş olursunuz. “ordu evine giremem bir kalbe girerim ordu gibi”.

Bir şair şiirlerini bir araya getirir ve acaba neden o şiirlerin adına “ikrar” der

Birçok insan bunu merak etmez, ama ben ettim.

Belli ki bir şair bitimsiz bir dile işaret etmek istese bu kelimeyi yerli yerine oturtur. Sadece söz değil, ondan daha tesirli olan “sükut” da ikrardan gelir.

Sessizliğin de bir öncesi varmış, bunu Zeynep Arkan’ın yazdıklarında okudum. Şu sessizliği imleyen iki dize merakımı gidermeye yetti: “İkrarı bitmeyecek dilin/ Kalbin dediği bitmez.”

Şairi ne der bilmem, ama “İkrar” şiirlerinde ben zamanın mekâna hâkimiyetini sezdim. Buna şairin yer’sizliği de diyebilirsiniz. Yersizlik değil, yer’sizlik.

“Taşınmak” şiiri insanın bu yazgısını dillendiriyor, insanın sabite arayışını. Şu dizeler bu yersizliğe kuvvetli vurgu olsa gerektir: “hep aynı kanepeden hep aynı yöne dönüp çukurlaşarak /oturmayı istemektir taşınmak”, “yersizlik senin yazgın ey insan”…

Evet, bütün şairler ‘ora’lıdır. Ora neresidir Ora buraya sığmayan, ya da buraya çok uzak olandır.

Zeynep Arkan okuyucularıyla yeni buluşan 2. kitabı “orada merhamet varmış” (Ebabil yayınları) da yine “yersiz”liğini sürdürüyor.

Bura ile ora arasındaki mesafenin dile gelişidir bu şiirler.

Bura merhametin yok olduğu herkesin birbirine “ Kaldık mı baş başa tomografi çekilelim bugünün hatırasına” dediği dünyanın adıdır.

Ora, şairi evde yakalayıp uzaklardan çağıran yağmurun adıdır. “İçimde taşıyorum, evdeyim. Ve yağmur.” İnsan içinden taştığında insan artık “oralı”dır.

‘İnsana yatırım yapan ilahi bir proje’ olan yağmurun sesi her ne kadar buradan geliyorsa da çok uzaklarda “orada” yağıyordur.

Zeynep Arkan’ın 2. kitabında bir şairi kıskandıracak, buradaki okuyucuyu oralara taşıyacak şiirler var. Bütün şiirlerini sevdim, ama bir şiiri daha çok sevdim: “Çok Güzel İlerliyor”. Gerçekten de geçen zaman, işleyen saat, dönen dünya ile birlikte çok güzel ilerliyordu bu şiir. Gide gide “ora”ya gidiyordu belki de.

Merhametin şiir olup önce göğsümüze sonra dilimize yerleştiği yerlere.

Nefretin ve sevgisizliğin kafasının karışıp dilinin depreştiği bir dünyada dil bir toprak kaymasıdır artık: “Çatını kaşma hayatım bana”

Sevgili okuyucu, bu şiirler iki bayram arası okunacak şiirlerdir, sakın ola kaçırma derim.