İki ayağı kırılan eğitim sistemi

Abone Ol

Teknolojik gelişmeler sonucunda çağımız bilgi çağı olmuştur.

Bu bilgi çağında artık insanlar tek taraflı, tek kanallı değil birçok kanaldan

bilgi sahibi olabiliyorlar. Okula giden bir öğrenci sadece öğretmenlerden bilgi

almıyor, ondan başka daha onlarca kanaldan da bilgi sahibi olabiliyor. Bilgi

akışı çeşitlendiği gibi aynı zamanda çok hızlı bir duruma gelmiş bulunmaktadır.

İyici hantallaşan, adeta çivisi çıkmış eğitim sistemi içinde Öğretmenin

itibarsızlaştırılması ile birlikte öğrenciler öğretmene değil diğer bilgi

aktarıcılara daha çok bağımlı hale gelmiş bulunmaktadır. Artık öğrencilerin

terbiye edicisi televizyon, gazete, internet ve arkadaş çevresi olmaktadır.

Sanal dünyanın en sıkı takipçileri olan öğrenciler ruhsuz robot gibi sınıflara

girip çıkmaktadırlar. Eğitim noktasında artık bu iş öğretmeni aşmış

bulunmaktadır. Üçlü bir sacayağı olan eğitim sisteminin iki ayağı kırılmış

bulunmaktadır. İki ayağı kırılan eğitim sistemiyle nereye varılacağı da pek

belli değildir. Artık öğretmen hem ailenin hem öğrencinin gözünde bir değer

olarak görülmemektedir. Doğru bilgi kaynağı olmaktan çıkmıştır. Veliye göre

öğretmen zaten terbiye edici değildir. Her ailenin kendine göre bir değer

sistemi vardır. Bu değer sistemine göre çocuğunun yetişmesini, öğretmen bile olsa

kimsenin buna aykırı bir şey vermesini istememektedir. İşte bu denklem içinde

öğretmen fonksiyonlarını kaybetmiş, itibarsızlaştırılmış, etkisiz eleman haline

getirilmiştir.

Çivisi çıkmış bu eğitim sisteminde eğitim artık öğretmenin

elinden alınmıştır. Bu iş artık öğretmenden çıkmıştır. Öğretmenden beklenen ve

istenen şey sadece bilgi aktarmasıdır. Eğitime karışması hiç istenmemektedir.

Taylar bile eğitilmeden iyi bir at olamıyorlar. Oysaki bizim okullarda eğitimin

adı bile geçmemektedir. Sadece bilgi verilsin isteniyor. O da doğru dürüst

verilemiyor. Aileler onu da dershane vb. başka yollarla çözmeye çalışıyorlar.

Zorunlu olmasa acaba toplumun ne kadarı çocuklarını gönüllü olarak bu okullara

gönderir

Materyalist eğitim felsefesinden dolayı paraya, para eden

şeylere değer veren bu toplumda ekonomik olarak alım gücü düşük olan

öğretmenlerin toplumda da fazla bir değeri kalmamıştır. Toplumda önder olan

öğretmen artık kuyruk olmuştur. Türkiye’de eğitim adına bir şey yapılmak

isteniyorsa her şeyden önce öğretmene hak ettiği değer verilmelidir, yine o

eski itibarına kavuşturulmalıdır. Bir okulda lise mezunu bir memur, bir

temizlik görevlisi öğretmenden daha çok maaş alıyorsa bu iş baştan kaybedilmiş

demektir. Bugün serbest piyasada, temizlik, inşaat, pazarcılık gibi işlerde

çalışarak öğretmenden daha çok maaş alabilmek mümkündür. Öğretmen itibar sahibi

olması için milletvekillerinden daha iyi imkânlara, daha üstün haklara sahip

olmalıdır. Çünkü ülkeyi düzeltecek, kalkındıracak, topluma refahı ve huzuru

getirecek olan milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı dâhil her türlü kamu

görevlisini öğretmenler yetiştirecektir. Özellikle de emeklilikte en iyi

ikramiyeyi öğretmenler almalıdır. Tarihimizde böyleydi. Günümüzde de Avrupa

ülkelerinde böyledir. En iyi haklara, imkânlara öğretmenler sahipti.

Öğretmenlere bu itibar verildikten sonra iş bitmiyor. Daha

yeni başlamış oluyor. Öğrencisinin ve toplumun gözünde gerekli itibarı kazanan

etkili konuma getirilen öğretmenlere maneviyat dopingi yapılmalıdır. Onlar da

öğrencilere maneviyat dopingi yapabilmelidir. Şuurlu bir nesil için şuurlu bir

eğitim sistemi, artık ihtiyaç haline gelmiş bulunmaktadır. Ülkemizi dünya

üzerinde layık olduğu yere getirecek şuurlu bir eğitim artık kaçınılmaz hale

gelmiştir. Bunun için eğitim sistemi yeniden tartışılmalıdır. Sil baştan

yeniden dizayn edilmelidir. Sadece şekil olarak değil her yönüyle milli manevi

değerlerimize uygun hale getirilmelidir. Çünkü biz İslam’ın sadece şekline

değil ruhuna uymak zorundayız. Bu yüzden öğrencilerin daha küçüklükten itibaren

İslami düşünceye sahip olarak yetişmeleri her şeyden daha önemlidir. Eğitimin

en önemli meselesi de budur. İslam’ın temel esaslarına göre düşünemeyen

insanlar ümmetin, ülkenin meseleleri konusunda da bir şey düşünemezler. Sadece

kendilerini düşünen bencil varlıklar olup çıkarlar. İstanbul Taksim meydanında

serseriler tarafından dövülen ihtiyar bir vatandaşa çevrede bulunan hiç kimse

yardım etmezken, oradan geçen bir sokak köpeği yardım edip saldırganları

engellemeye çalışmıştır. Saldırganlar sonradan gelen polis tarafından oradan

uzaklaştırılcaya kadar da olay yerinden ayrılmamıştır. Bu trajikomik olay

eğitim noktasında serencamımızı tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. İnsanlık

bir köpeğe kalmıştır. Bir sokak köpeği kadar insanlık sahibi olamayan bir nesil

yetiştiği ortaya çıkmaktadır. İşte manevi eğitimden uzak yetiştirilen

nesillerin varacağı nokta budur.

İnsanın, toplumun ve ülkenin geleceğini inşa eden

öğretmenlerin mutlaka kendi öz değerlerimizle mücehhez olmaları gerekir.  Bu özellik kaliteli bir eğitim için en önemli

şartların başında gelmektedir. Şu ana kadar yapılan çalışmalar bu yönde zayıf

kalmıştır. Yaptıkları açıklamalarla, verdikleri zamlarla öğretmenleri toplumun

gözünde iyice itibarsızlaştıran yöneticilerin eğitimin kalitesini artırmaları

imkânsız gibi görünmektedir. Eğitim programları için hazırlanan kitapları kabul

etmiyoruz. Son zamanlarda yapılan hatalar öğretmenlerin onurunu

zedelemiştir.   Öğretmenler için bir

yapılacaksa önce öğretmenlerin onurunu yeniden kazandıracak çalışmalar

yapılmalıdır. Yüzde 3 zam öğretmene 3 kuruşluk değer verildiğinin ispatıydı

aslında. Öğretmenleri Sultan Ahmet camisinde yem bekleyen güvercinlere benzeten

bir anlayış eğitim ve öğretmenlerin hiçbir sorununu çözemez. Öğretmenler

gününde öğretmenlere maneviyat dopingi yapılmalıdır. En iyi doping moral

değerlerini yükseltecek olan ekonomik iyileştirmelerdir. Anacak öğretmenler

gününde tüm sendikalar, dernekler ve devlet yetkilileri sadece ekonomik

konulardan, mali haklardan bahsetmektedir. 12 Eylül darbesinin anlamsız bir

ihdası olan bu günden medet beklenmektedirler. Hiçbir millet kendi değerlerini,

kendi dinamiklerini yeni nesillere aktarmadan geleceğini garanti altına alamaz.

Gelecekte bağımsız olamaz. O halde bağımsızlığın ocağı okullardır. Geleceğin güzel

günlerinin düşlerini ancak çocuklara kurar ve yaşar. Çünkü her şey inanmış

gönüllerde, beyinlerde başlayıp biter.