II. Cenevre Konferansı Üzerine

Abone Ol

Mayıs 2013 te, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rusya

Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Suriye deki tarafları bir araya getirme

konusunda anlaştıktan sonra, özellikle 21 Ağustos 2013 te yüzlerce kişinin

ölümüyle sonuçlanan kimyasal silah kullanımı sonucunda, 27 Eylül 2013 tarihinde

Suriye nin elindeki tüm kimyasal silahların imha edilmesini öngören, Birleşmiş

Milletler Güvenlik Konseyi nin 2118 sayılı kararı dikkat çekici olmuştur.

Aslında, İsrail mevcudiyetini tehdit eden en büyük unsur

sayılan kimyasal silahlara el konulması için dünyada ses getirebilecek

sansasyonel bir katliama ihtiyaç duyulmaktaydı. Suriye deki kimyasal silah

konusunda, dış güçlerin nasıl bir metot içerisinde olduklarını şu anlamlı dize

ile ifade etmek mümkündür:

Derinize saman basarlar,

Sizi de güne karşı asarlar .

Benzer şekilde, Cenevre II görüşmeleri öncesi ortaya

çıkarılan işkence görüntüleri, Suriye nin yeni döneminde, geçiş hükümetinde

Esed in yönetimde yer alamayacağı bir formül üzerinde ABD ve Rus yetkililerin

anlaşmış olduklarının ipuçlarını vermektedir. ABD ve Rusya nın, insan

havsalasına sığmayan bu vahşet görüntüleri önceden bilmemeleri pek mümkün

olmasa gerek.

Asıl vahim olan ise, İsrail e tehlike oluşturabilecek

kimyasal silahlar söz konusu olduğunda, BM Güvenlik Konseyi tereddütsüz karar

çıkartırken, bu vahşet konusunda ise sessiz kalması ve önceden varlığı bilinen

bu görüntüler için hiçbir adımın atılmaması ve sırf Cenevre II öncesi ortaya

çıkarılması gayet manidardır.

ABD, Cenevre II müzakerelerinin, Suriye halkının

hedefleri için muhalefet açısından iyi bir fırsat olduğunu ifade ederken, şu

anda Suriye de savaşan muhalif grupların sayısı yaklaşık bine, savaşçı sayısı

da yüz bine yaklaşmıştır. Bu grupların büyük çoğunluğu, Türkiye merkezli Suriye

Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu nun (SMDK) Esed rejimi ile

müzakere yapmasını desteklememektedir. Keza, Suriye de nüfusun yaklaşık yüzde

onunu oluşturan bazı Kürt muhalifler ise, Cenevre II ye kendi temsilcilerini

göndermek istediğini ve Ulusal Koalisyon delegasyonunda yer almak

istemediklerini beyan etmişlerdir. Koalisyonu oluşturan grupların İstanbul daki

oylamasından da, yüz on dokuz aktif üyenin ciddi bir kısmı Cenevre II ye

katılmamayı ve Esed rejiminin muhatap alınmaması gerektiğini oylarıyla ortaya

koymuşlardır.

Suriye Ulusal Uzlaşma İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı

Ali Haydar ise, Cenevre II nin hiçbir sonuç doğurmayacağını ve bu konferansın

devamı niteliğinde III, IV ve V. dahi yapılırsa hiçbir sonuç alınamayacağını ve

asıl nihai sonucun askeri yolla elde edileceğini belirtmektedir.

Şu da bir gerçektir ki, Suriye krizi gerisinde çok büyük

yıkıntı oluşturarak bu ana kadar gelmiştir. ABD ve Rusya ise, sırf çıkarları

zedelenmesin diye, şimdiye kadar Suriye de akan kana seyirci ve gelişmelere

karşı duyarsız kalmışlardır.

Bu nedenle, Cenevre II Konferansı nda, Suriye ve Suriye

halkının ne dediği değil, ABD ve Rusya nın nasıl bir çözüm düşündüğü ve hangi

uzlaşmaya karar verdikleri söz konusu olacaktır. Şimdi bu ülke dışişleri

bakanlarının sanki rikkat ve şefkatle tarafları müzakere masasına zorladıkları

gibi bir izlenim oluşturmaları sadece bir aldatmacadan ibarettir. Onların, dün

istedikleri ve bugün elde ettikleri kazanımlardan başka bir kaygıları bulunmamaktadır.

Hiç şüphe yok ki, bölgemizde gülmek ve ağlamak için neyi

ittihaz etmemiz gerektiğine ancak bunlar karar vermeye çalışmaktadırlar. Bu

nedenle, oluk gibi akan Müslüman kanının bir hiç uğruna akıtılmasına hep

seyirci kalmakta ve bu akan kanın sorumluları kendileri değilmiş gibi, vapur

çımacısı edasıyla müthiş hercümerç arasında tarafları çözüm masasına

çağırırken, çözümü taraflardan çok, kendilerinin arzu etmedikleri bilinen bir

vakıadır.

Tek duamız Suriye de bir an önce akan kanın sona ermesidir.