İhtiyaçlarımız ve Kimliklerimiz

Abone Ol

Kimliklerimiz çocukluk döneminden itibaren şekillenmeye başlar ve sosyal çevreye açıldığımızda rollerimizi benimser ve hayatın akışına uyum sağlarız. Bu doğal bir döngü, doğal bir süreçtir. Yaşamın ilk yıllarında cinsiyetimize uygun oyunlar seçer ve kimliklerimizin alt yapısını oluştururuz. Kız çocukları spontane olarak annelik rollerini oynar ve bebekleri bir araya getirip onları yedirir, giydirir, okula gönderir ve koruma altına alır. Çocuğun zihninde anne kavramına ait imgeler mevcuttur, buna göre anne çocuğunu terbiye eden ve onu hayata hazırlayan etkin bir kişidir.

Kız çocuğu annenin yaşam tarzını ergenlik dönemine kadar birçok kere prova eder ve anneliğe hazırlanır.
Kimliklerimiz ihtiyaçlara bağlı olarak gelişir ve kalıplaşmış bir rutine dönüşür. Sınırları çizilmiştir kimliklerimizin dolayısıyla ait oldukları yerde ve mizaçlarına uygun şekilde kullanılmalıdır aksi takdirde aile içi ilişkilerin ya da sosyal hayatın mevcut düzenini bozabilir ve karmaşaya sebebiyet verebiliriz. Zira kimliklerimiz, ihtiyaçlarımız ve sorumluluklarımız ekseninde gelişir ve ait oldukları alanda etkinleştirilir.

Eğer bir eğitimciyseniz bu kimliğinizi talebelerinizle ilişkilerinizde etkin hale getirmelisiniz, çocuğunuzla ilişkilerinizde anne ya da baba rolünü kullanmalı, anne-babanızla ilişkilerinizde evlat kimliğinizle hareket etmelisiniz. Gündelik hayatta komşu, çalışan, arkadaş, müşteri kimliklerinizi sıklıkla kullanmak zorunda kalabilirsiniz ancak her kimliği ait olduğu yerde kullanmalı ve kimlik bulaşmasına fırsat vermemelisiniz.
Mesela bir eğitimciyseniz okuldan dışarı çıktığınız anda vatandaş kimliğine dönmeli ve otobüse bindiğinizde yolculara talebe rolü verip hizaya getirmeye çalışmamalısınız. Siz burada sadece bir yolcusunuz ve ortama uyum sağlamalısınız.

Bazı kadınlar eşleri ile ilişkilerini annelik kimliği üzerinden sürdürüyor ve ortaya çıkan rol karmaşası eşleri birbirlerinden uzaklaştırabiliyor. Evliliğin temeli paylaşım üzerine inşa edilmiştir bu son derece doğaldır ancak eşler bunun dozunu ayarlamalı ve kimliklerini zedeleyecek tavırlara fırsat vermemelidirler. Nitekim eşine evlat rolü veren bir kadın zaman içinde onu korunmaya muhtaç bir varlık gibi algılayacaktır ki, bu duygusal kopmalara ve uzaklaşmaya sebebiyet verecek bir durumdur. Eşler birbirlerinin destekçisidirler ancak birbirlerine anne ya da baba değildirler, ilişkilerini eş kimliği ekseninde sürdürmelidirler.

Evliliklerde doğal olarak kadının fedakârlık özelliği gelişiyor ancak anne bu potansiyelini kullanırken eşine, çocuğuna biçtiği rolü biçmemeli ve ilişkilerdeki dengeyi korumalıdır. Bir kurumda yönetici olan eşi, açılış konuşması yaparken sürekli şekilde kalkıp onun yakasını düzelten bir kadını hatırlıyorum. O gün iş arkadaşımla kadının resmi bir ortamda hangi gerekçe ile kalkıp eşinin yakasını düzeltemeye çalıştığını anlamaya çalışmıştık. Yaşını başını almış ve bir kuruma müdür olarak atanmış olan bir beyefendi yakasını düzeltemeyecek kadar aciz miydi? Ya da kadın ait olduğun yer neresi olursa olsun ben olmadan hayatta kalamazsın mesajı mı iletiyordu? Kadın eşine iyilik yapmıyor onu rencide ediyor, aşağıya çekiyordu fakat farkında değildi.

Evliliklerin temeli saygı ve paylaşım üzerine kurulur, eşler ise yuvanın düzenini koruyan ve güçlendiren yol arkadaşlarıdır. Yol arkadaşlığı elbette fedakârlığı, diğerkâmlığı ve anlayışı gerekli kılar ancak bireyler birbirlerinin sınırlarını korumalı ve kaş yapayım derken göz çıkarmaya kalkmamalıdırlar.

Belirlenmiş kimlikler korunduğu takdirde fertler hem aile ortamına hem de dış dünyaya kolayca uyum sağlayabileceklerdir. Zira kimliklerimiz ihtiyaca binaen gelişmiş ve aileden topluma toplumdan aileye uzanan bir düzen ortaya çıkmıştır. Hepimiz bu düzeni korumakla yükümlüyüz.