İhtiyaç kanunu

Abone Ol

Her şeyi yaratan, yaşatan, âlemlerin Rabbi Allah Teala’nın “teşrî” kanunları ve “kevnî” kanunları var (Sünnetullah). Teşrî olanları emir ve yasakları/hükümleri/şeriatı/hukukudur. Kevni olanları da “tabiat” kanunlarıdır.

Her şeyi yoktan var eden, varlıkta tutan “Hayyu Kayyum, Rahman, Rezzak, Ganiyy, Kâfi, âlemlerin Rabbi, Meliki” Allah Teala’dır. Her şey her an O’na (C.C.) muhtaçtır. O (C.C.) hiçbir şeyi amaçsız, anlamsız yaratmamış, buyurmamıştır. Sözlerinde, işlerinde nice hikmetler vardır; çünkü O (C.C.) “Hâkim”dir... Her şeyi düzenli, ölçülü, güzel yaratmıştır. Allah’tan istemek izzet, kullardan istemek de zilleti artırır.

O’nun (C.C.) hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. “Allah’tan başka herkes, her şey muhtaçtır.” “Yarattığı her şey her zaman her şeye muhtaçtır. Ve her şey O’na (C.C.) muhtaçtır.” Bu ihtiyaç kanunu o kadar güçlüdür ki, istisnası yoktur. O (C.C.) “Samed”dir; ilginçtir “Samed” ism-i şerifi Kur’an’da sadece bir ayette geçer (İhlâs/2). “Ganiyy”dir.

Tüm ihtiyaçlarımızı yaratan da karşılayan da ancak O’dur (C.C.).

O’nun (C.C.) bizim ibadetimize de ihtiyacı yoktur. Buna, bizim ihtiyacımız vardır. Sayısız nimetleri yaratan, nimetlere bizi muhtaç kılmıştır. Nimetler/emanetler sınavlarımız. Onlarla deneniyoruz. Hayırla şerle, varlıkla, darlıkla, sağlıkla, hastalıkla deneniyoruz. İhtiyaçlarımız bizi terbiye ediyor; kulluğumuzu, acziyetimizi bildiriyor.

Dua etmek O’nun nimetidir. Duayı da O’nun (C.C.) yardımıyla yapabiliyoruz. Dua için kiliseye, papaza muhtaç değiliz.

Dua, O’na (C.C.) ihtiyaç itirafı ve arzıdır. Emirlerini edaya, yasaklardan kaçınmaya bizim ihtiyacımız/yararımız var. Nimetler karşısında şükür, alındığındaysa sabır kulluğumuzun gereği... Şükür nimetleri artırırken, nankörlük de azalmasına/yokluğuna sebep oluyor. Her şey hizmetimize sunulmuştur. Herkes zengin olsaydı toplum azgınlaşır (Şura/27), düzeni bozulur, işler yapılamazdı. Ve Allah Teala hepimizi ayrı yeteneklerde yaratmış; dayanışıyor, yardımlaşıyoruz. İşbölümüne muhtacız. Çoğu kez ihtiyacımız nedeniyle birbirimize yakın olmak isteriz. O’na (C.C.) ise her an muhtacız da farkında değiliz. “İnsan kendisini ihtiyaçtan ‘müstağni’ gördüğünde/sandığında azgınlaşır” (Alak/6-7). Firavun’u mülkü, Karun’u serveti, Bel’am’ı da, İblis’i de ilmi kurtaramadı.

Tüm nimetler bize Rabbimizin emanetleridir. Gerçekte her şeyin yaratanı, maliki O’dur (C.C.). O (C.C.) her an her şeyde tam tasarruftadır (Rahman/29). O (C.C.) dilemeden, yaratmadan, bilmeden yaprak bile sallanmaz.

Hayatımızda havaya, suya, toprağa, ateşe, güneşe ihtiyacımız açıktır. Bunun gibi dine/hukuka/düzene /adalete, peygamberlere, nimetlerine de muhtacız. Nimetlere de derece derece muhtacız. Nimetler ele geçince sevinir, gidince de üzülürüz. Gerçekte hangisi hakkımızda hayırlısı, yararlısı bilemeyiz. Belki bir nimet mihnettir; mihnet/belâ da nimettir.

Nimetlerin bazılarına kavuşunca azıp, sapabiliyor; şımarabiliyoruz. Yoksul kimse servet sahibi olduğunda, makam sahibi olmayan makam sahibi olduğunda değişip sapabiliyor.

Para, makam, şöhret, ilim, eş, evlat, akraba, güzellik, kuvvet vb. nedenlerle denendiğimizde çoğunlukla kaybediyoruz. Fıtratımızdaki hırs, dünya/riyaset sevgisi, bencillik bizi baştan çıkartabiliyor. Böyle olunca nimetler kimi zaman başımıza bela oluyor. Bizi zulme sürükleyebiliyor. Sonuç da hüsran oluyor.

İhtiyaçlarımızdan dolayı makam, servet sahiplerine yaklaşmaya çalışırız. Kendisine her an muhtaç olduğumuz, tüm ihtiyaçlarımızı gerçekte kulları eliyle karşılayan Allah Teala değil midir?