İdeolojik saplantı ve adalet

Abone Ol

İdeolojilerin dağılıp yerle bir olduğu bir dönemde hâlâ ideolojik saplantının insanları kör etmesinden ve bu sebeple de adalet duygusundan uzaklaştırmasından bahsetmek bazılarına ters gelebilir. Komünizmin devlet planında çöküşü bu ideoloji mensuplarının, küresel krizin kapitalizme karşı derin şüpheler uyandırmış olması da kapitalizmin taraftarlarının kalmadığı anlamına gelmiyor. İnsanlar eskiden olduğu gibi yine olaylara kendilerine göre belli kalıplar içinde bakıyor, yorumlarını ona göre yapıyorlar. Kaldı ki ideoloji sadece sağcılık ya da solculuktan ibaret değil. Devlete bakış bile insanların olaylara bakışını ve hareket tarzını belirliyor... Devleti kutsayanlar nazarında fertlerin hiç önemi yok. Buna karşılık insanı kutsayan anlayışta da devlet önemsizleşiyor. Bu yaklaşımların hepsi  bana göre ideolojiktir. Yani belli bir anlayışı ve değerler manzumesini esas alan her yaklaşım ve davranış biçimi ideolojik yaklaşım oluyor.

Elbette böyle bir yaklaşım ister istemez  insanı taraf olmaya itiyor... Bir ideolojiyi benimsemek demek o ideolojinden yana tavır almak anlamına geliyor. Böyle olunca da  insanlar bir takım insan aklının ürünü düşünce kalıplarının esiri haline geliyorlar. Bu noktadan itibaren adalet anlayışı zayıflıyor, taraftarı olduğu düşüncenin hakim olup olmadığı öne çıkıyor. Çünkü ideolojilerde esas olan hakimiyet değil, ileri sürülen görüşün hakimiyetidir. Söz gelimi devleti kutsayan anlayışta bir devlet adamının yanlış uygulama sebebiyle özür dilemesi devletin aşağılanması anlamına geliyorken kutsal devlet anlayışında devlet hiçbir sebeple özür dilemez, dilememelidir. İnsan hak ve özgürlüklerini esas alan anlayışta ise tek başına devlet tüzel kişiliği kutsal olamaz, yapılan yanlışlar devletin değil devlet mekanizmasında görev alanların kişilerden kaynaklanır. Böyle olunca da adalet güme gidiyor. Çünkü devlet içinde bir takım oluşumlar bir türlü sorgulanamıyor, devlet sırrı gibi bir kavramı arkasına gizlenmek kolaylaşıyor. Haklı ya da haksızı tespit mümkün olmuyor. Bu sebeple özür dilenmesi devleti küçülttüğü gibi anlayış yaygınlık kazanıyor... Böylesine kutuplaşmış toplumlarda ölçü adalet değil kişilerin yaklaşımı oluyor.

Bu düşüncemi  önceki gün yaşanan ve dünkü gazetelere yansıyan iki örnek çerçevesinde  ele almak istiyorum.

Olayın ilki dünkü yazımda da temas ettiğim gibi Aktütün Baskını nın çok önceden TSK tarafından bilindiği, hatta baskının film seyreder gibi izlendiğine dair gazete haberiydi. Doğrusu bu haberler beni derinden sarstı. İhtimal bile vermek istemedim. Ne var ki önceki gün bu hususta ilgililerden bir tekzip gelmedi ve bunun sonucu dünkü gazetelerde haberi tekrarladılar.

İkinci olay ise Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin in işkence sonucu hayatını kaybeden bir tutuklu sebebiyle şahsı ve hükumeti adına maktülün yakınlarından özür dilemeseydi.

Bazı yazarlar Sayıları çok az da olsa- özür dilediği için M. Ali Şahin i eleştiriyor özür dilemekle devletin suçu üstlenmiş olacağını, halbuki devletin böyle bir davranış sergilemesinin mümkün olmadığını ileri sürerek özür dilemek yerine Mehmet Ali Şahin in istifa etmesi gerektiğini savunuyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu mantığı anlayabilmiş değilim. Devlet elbette suç işleyemez ama devlet adına görev yapanlar yıllardan beri suç işlemektedirler ve hep işledikleri suç yanlarına kalmaktadır. İlk defa böyle bir olayın üzerine gidiliyor, zanlılardan 19 u görevden alınıyor ve Bakan da özür diliyor. Bunun devleti küçük düşürmekle ne ilgisi olabilir Bakan ın istifa edip etmemesi gerektiğini tartışabiliriz ama özür dilemesini aleyhine bir delil olarak kullanmak aklı başında kimse için söz konusu olmaz. Kaldı ki, Mehmet Ali Şahin in özrünü bile kabul etmeyip istifa etmesi gerektiğini savunanların Aktütün saldırısı ile ilgili olarak gazetelere yansıyan rapor ve haberler konusunda suskunluğu tercih ediyor olmaları ayrı bir çelişki değil midir Eğer devlet görevlilerinin ihmali istifa etmeyi gerektiriyor ise aynı ihmal Aktütün olayında da söz konusu değil mi Elbette bir gazete haberine bakarak insanları suçlu ilan etmek, istifalarını istemek doğru olmaz. Ama iddialar karşısında sessiz kalınması insanların kafasında bir takım tereddütler uyandırmaz mı Gerçekten Aktütün baskını günler öncesinde rapor edilmiş, ilgililerin dikkati çekilmiş  de bu raporlar bazı sorumlar tarafından ya görülmemiş,ya da görmezden gelinmiş ise ortaya ciddi bir sorumluluk çıkmıyor mu

Gerçekten Taraf Gazetesi nin verdiği haber insanı şaşkına çeviriyordu. Olamaz böyle şey demeden haberi sonuna kadar okumak bile mümkün olmuyordu. Kaldı ki Genelkurmay a raporu ulaştıran kurumda Jandarma, yani silahlı kuvvetlerin bir başka birimi.

Sivillerin sorumlu olduğu herhangi bir olay karşısında ayağa kalkan, hemen istifalarını isteyen yazarların iş askere gelince dillerinin boğazlarına kaçmasını ideolojik bağımlılıktan başka türlü insan izah edemiyor. Daha doğrusu izah etmek istemiyor. Bu memlekette hiç kimse asker karşıtı değildir, olamaz da... Ancak, sivillere sürekli vurulan bir ortamda asker cenahından kaynaklanan bir takım olumsuzluklar karşısında susmayı tercih etmek bazılarınca sivillerin yerine askeri yönetimlerin tercih edildiğini anlamına gelmez mi Böyle bir yaklaşım içinde olanların sivillere vururken demokrasiye sığınmaları ikiyüzlülüğün dik alası değil midir