Bir hastalığın tedavisindeki en önemli kademe teşhis kademesidir. Önce teşhis yapılmalı. Hasta ilk önceleri inkar edecektir. Bu da bir aşamadır. Sonrasında kabullenme gelmek zorundadır. Ki tedaviye cevap vermek mümkün olsun. Buraya kadar hem fikirsek; hastalığımızın farkında mıyız
Marketten aldığımız hazır ürünlerin kanserojen olduğunu, evimize soktuğumuz meyve ve sebzenin GDO’lu olduğunu biliyoruz. İnkar süreci olmaksızın hem de! Tedaviye cevap vermek istemeyişimizi nasıl açıklayacağız
İzdivaç programlarının aile kurumuyla dalga geçtiğini biliyor, yarışma programlarının bizi ahmaklaştırdığına inanıyor, haber programlarının bizimle dalga geçtiğini düşünüyoruz. Arıza vaki iken harekete geçmek için ne yapıyoruz
Amerika’nın dünyanın kanını emen vampir olduğunu bile bile stratejik olarak nasıl sokuluyoruz İsrail’in bugüne kadar insanlık namına hiçbir şey yapmadığını biliyor, Hitler’in kamplarına sırtını yaslayıp masum rolü oynadığına inanıyor, fakat Ortadoğu’da huzur için yine onlardan medet umuyoruz. Mantığımızı ev sahibi olma uğruna mı sattık ne dersiniz (Yıldız Tilbe’ye bile tahammülleri yokmuş. Küçük bir detay gibi gelebilir size ama kapital sistemin içinde bile tahammülsüzlük gösteriyor olmaları ne kadar ciddi olduklarına işarettir. Bizim lakaytlığımız ancak onlara cesaret vermektedir.)
Bilmeyenin sorumluluğu yoktur. Bilenlerin kurtulamayacağı sorguya bu kadar umarsız olunması beni rahatsız ediyor. Özel bir şey yok aslında. Aklıma geldi, paylaşmak istedim…
Şubat Ayı
Malum şehidler ayındayız. Görevini tamamlamış mübareklerin sözleri sosyal medyayı süsleyecek. Bir değişiklik yapıp o mübareklerin mücadelesine yakından bakmaya ne dersiniz Bunun için elinize kitap almak zorundasınız ama! Kusura bakmayın ama öyle. İki güzel söz ve bir resimle günü geçirmeye çalışmak o mübareklere yapılan en büyük hakaretlerden birisidir. Zira onlar çektikleri sıkıntıyı ve verdikleri mücadeleyi örnek olsun diye vermişlerdir. Atasözü eksiğinden değildir söyledikleri. Eskiden bu mübareklerin sözleri evden eve ulaştırılır, her duyan tatbike uğraşır ve başkasına aktarırdı. Bizim yaptıklarımız biraz “şov” kokuyor. Kusura bakmayın. Dost acı söyler… Şehidleri anar ve sözlerinden güldesteler yaparken eğer sistemle bir sorunumuz yoksa mesele folklorik olmuş demektir. İçinde bulunduğumuz zamanda hıza ayak uydurmak için sisteme entegre olduğumuzu fark etmek lazım. Olaylar karmaşasından çıkamadığımız için tepkilerimizde havada kalıyor zira. “tepki nedir ” bahsi bence tekrar konuşulması gereken mevzulardan birisi… TYB İstanbul şubesinin ev sahipliğinde başlayan Arapça Kitap Fuarı bu olaylar silsilesi içinde sevindirici bir hareket. İslami fikir adamlarının daha tanışmadığımız cümleleri varsa umarım bu fuar vesilesiyle Türkçeye kazandırılır. Kendi fikir adamlarımız fikirlerini kiraladığı için sağlıklı beslenemiyoruz. GDO’lu fikirler de zihnimizi tehdit ediyor!
Günün anlam ve önemi!
Bu yazıyı bir gün öncesinden yazıyorum. Yarın sosyal medyanın nasıl bir hal alacağını tahmin etmek zor değil. Azizler ve şeytanlar çarpışmasına şahit olacağız yine. Hareketlerimiz bu kadar okunabilir olduğu için sistemi şaşırtmamız mümkün olmuyor. Tepkilerimizi kendimiz belirleyebilmeliyiz diye düşünüyorum. Kalabalığa karışmak sadece bizi silikleştirecektir. “Bazen en büyük tepki tepkisizliktir” derler. Ben demiyorum.
Kendimiz olmak için geç değil. Bana ayrılan bu satırlarda temele aldığım fikir aslında hep budur. İnsan yapımı kurallara uyma maymunluğundan kurallar bütünü olan kitabımıza uymayı unutuveriyoruz. Neye göre yaşayacağımızı unuttuk. Hatırlamak için geç değil.
Zihin karışıklığı
Kendisini “Muhafazakar” olarak addeden insanların sistemin diliyle verdikleri savaş bana anlamsız geliyor. Kültürel iktidarla kafayı bozmuş bu güruh, bahsettiği iktidarı yazarak ve konuşarak alt etmenin mümkün olduğu garip bir fikre sarılıyor. Sayfalarına taşıyacak kendi sineman olmadan bu çok mümkün değil. Birde herkes siyasal iktidarın gönlüne göre film yapmak zorundaymış gibi yapılan filmlere düşülen yorumları görünce beni bir gülme almıyor değil. Yakında Oscar törenlerini izleyeceğiz. Yine bir Yahudi Soykırımı draması olacak muhtemelen yabancı film dalındaki ödülü. Fransa adına yarışan Türk filmimiz var bir de. Kültür Bakanlığımızın bütçesi ile çekilen, genç kızların ahlakını nasıl bozarız temalı bir film. Yeni oldu bu. Eski kafanın değil, Yeni Türkiye(!)’nin mahareti. İki kapak arasında kalmış, üç nesil alınıp okunmuş onca hikayemiz gün yüzüne çıkmayı beklerken, hikayemiz yokmuş gibi işten kaçan kalemşörlere acayip kızıyorum. Kültürel iktidarı elinde tuttuğuna inananlara palalarını sallayanların, siyasi iktidar marifetiyle yapılamayanlara ses çıkarmaması bana etik gelmiyor. Anlamak için kendimi yormaya bile tenezzül etmiyorum. Fakat sorgulamak şart. Sıkıntı büyük çünkü… Bir de; baydı artık Tarkovski güzellemeleri! Cidden bak!
Yıllardır yazıyoruz, konuşuyoruz. Demek ki yetmiyor! Yapmaya ne dersiniz
Kalbinizin sahibine emanet olun…
Eyvallah!!!