Doğu ve Batı’yı kuşatan bütüncül bir perspektif sunan “İslam’da Modernleşme (1839-1939)” keyfiyet ve kemiyet itibarıyla önemli bir kitaptır. “Modernleşme tecrübesinin mukadderatı”nı tespit eden bu eser konuyu, “araçlar ile amaçları aynı anda ele alma zarureti”yle incelemiştir.
Mukayese
Klasik İslâm felsefesi ile modern İslâm felsefesi incelemesini “geniş bir açıdan” ele alan yazar Bedri Gencer öncelikle; “dinin dışarıdan dönüştürülmesi” anlamına gelen sekülerleşmeyi, “Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm’ın zorlandığı modernleşmenin mukayesesi” olarak değerlendirir. Sonra “Batılı ile İslâmî modernizmin mukayesesi”ni yapar. “Batılı modernlik karşısında Türk ve Arap İslâm düşüncelerinin mukayesesi” ile sonuçlandırır.
Buradaki mukayeseyi farklı kılan; kavramların “kök anlamlarına inerek arkeolojisinin, anlamlarının zaman içinde nasıl değiştiğine bakarak sosyolojisinin, farklı dillerdeki karşılıklarını bularak da tercümesinin” yapılmasıdır. Böylelikle “aslî/geleneksel anlaşılmadan arızî/modernin, etkileyen/Batılı anlaşılmadan etkilenen/Doğulunun anlaşılamayacağı” kanaatine ulaşılmıştır.
Nüans
İslâm dünyasında “hikmet olarak din anlayışından ideoloji olarak din anlayışına geçiş” sonucunda yaşanan “ihlâs krizi”ne dikkat çeken eser, “İman ile İslâm”, “şeriat ile fıkıh” arasındaki nüansın altını çizer. Bu nüans görülmediği taktirde; “İslâm’ı muhaliflerinden önce asıl savunanları bilmez, bilenler de bildiklerini uygulamaz” hale gelir. Sonuçta “sünnet, hikmet ve âlimin kaybı” kaçınılmaz olur.
Bu sonucu doğuran sebep; “İslâm modernistleri tarafından dindeki geleneksel vahiy-akıl dengesinin bozulması”dır! Bu açıdan “modernleşme içtimaî değişim, yol açtığı sekülerleşme ise fikrî değişim” olarak açıklanır. Ele alınan sekülerleşme süreci “tenkit ve inşâ”, inşâ da “paradigma ve program” olarak iki boyutta incelenir. Görülür ki sorun; varlık ile zihin (düşünce) arasında köprü olan “dil”in kaybedilmesidir!
Hikem-i Asli
Müslümanlara neyi kaybettiğini hatırlatan bu eser problemi; “geleneksel mutluluk vesilesi olarak ‘paylaşılacak hikmet’ yerine özellikle modernizmle pekişen, bir iktidar vesilesi olarak ‘kullanılacak ilim’ anlayışının modern çağda yaşayan Müslüman aydınların zihniyetlerine sirayet etmesi” olarak tanımlar. Bu yüzden Müslümanlar “hikemî- aslî tasavvur tarzına dönüş imkânı verecek bilinç”ten mahrum kalmıştır.
Bu mahrumiyetin farkına varanlar, İslâm dünyasının yaşadığı bunalımın özünde “bilgiden ziyade ahlak ve irade kusuru”nun yattığını da fark edeceklerdir. “Modernleşme ile sünnetin, sekülerleşme ile hikmetin kaybı”na yol açan içtimai unsurları, “modern sosyolojik İslâm düşüncesi tarihi” olarak okuyacaklardır. Ve insanın yitirdiğini bilmeden aramasını; gölgesini kovalaması olduğuna şahit olacaklardır.