İçte kılıç kullanılmaz

Abone Ol

Dünya son 150 senede çok kanlı savaşlara sahne oldu. İki büyük savaşa ilâveten pek çok savaş ve iç çatışmalar da yaşandı. İç çatışmalar asıl İslâm dünyasını etkiledi. İslâm’ı ve Müslümanları yok etmek isteyenler “Kale içinden alınır” prensibini uyguladılar.

İslâm kan dökülmesini istemez. Müslümanın kanı diğer Müslümana haramdır. Haksız yere bir insanı öldürmek “kebâir” adı verilen en büyük günahlar arasında sayılmıştır.

Allah Resulü (S.A.V.) Mekke döneminde 13 sene İslâm’ı tebliğ etti. İman esaslarını anlattı. Önce gizli, daha sonra açık davet yaptı. Müşriklerin verdiği sıkıntılara sabretti. Mekke’de Müslümanlar imanlarını pekiştirdiler. Müşriklerin eziyet, şiddet ve işkencelerine sabrettiler.

Mekke döneminde savaşa izin verilmedi. En çok işkence görenlerden biri de Habbab bin Eret (R.A.) idi. Dağlanarak işkence edilmiş, vücudunun her yeri oyuk oyuk olmuştu. Habbab’ı (R.A.) Allah Resulü’ne (S.A.V.) getirdiler. Sırtını gösterdiler. Bazıları, Allah Resulü’ne (S.A.V.), “Zafer ne zaman” diyerek müşriklerle mücadele etmeyi teklif etti.

Allah Resulü (S.A.V.) doğruldu. Benzi kızarmıştı. Şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetler arasında öyle kimseler vardı ki, demir tarakla bütün derileri ve etleri kemiklerinden ayrılır, yine de sabrederlerdi. Allah elbette dinini tamamlayacak ve üstün kılacaktır.” (Fıkhu’s-Sîre)

Mekke döneminde bazılarında iman kökleşmemişti. Pek çoğu birbiriyle akraba idi. Yepyeni bir toplum oluşturulurken saflar netleşmiş değildi. Aynı şehirde yaşayanlar arasında savaşa izin verilseydi çok kan dökülür, fitne ve fesat yaygınlaşırdı.

Allah Resulü (S.A.V.) evinin etrafı kuşatılıp cana kastedilen noktaya gelinceye kadar sabretti. Ancak, böyle bir noktada hicrete izin verildi.

Kale İçten Alınır

Sömürgeci güçler, “Kale içten alınır” prensibini uyguluyorlar. Siyonistler koskoca Osmanlı Devleti’ni içteki işbirlikçileri eliyle yıktılar.

Bugün de aynı yöntem geçerli. Balığı olta ile avlama yöntemine benziyor bu iş. Taşeron kuruluşlar oluşturuyor, “derenin kuşunu derenin taşıyla vurmaya” çalışıyorlar.

Osmanlı’yı yıkmak için İttihat ve Terakki’yi kurdular. Yönetimine halka sevimli gelen işbirlikçi paşaları koydular. Çıkardıkları gazetelerle yaptıkları işi şirin gösterdiler. Sermaye çevrelerini, aydınları, halkı kandırmayı başardılar. Osmanlı’nın âkıbetini biliyorsunuz.

Şimdiki olta, tepki üzerine kurulmuş taşeron terör örgütleri… ABD, El Kâide örgütünü bahane ederek Afganistan’ı işgal etti. Batı’nın sömürgeci yapısı oradaki halkın da vicdanını yaraladı. Batı’da İslâmî arayış içine girenlerin sayısı arttı. Böyle bir ortamda ABD Afganistan’daki Taliban’ı destekledi. TV’ler aracılığıyla onların infaz ve terör uygulamalarını Batılıların gözüne soktu. Bir taşla iki kuş vurdu. Hem Afganistan’ı işgal etti, hem de Batı’daki İslâm’a yönelişi durdurdu.

ABD, 2001’de İkiz Kuleler’i vurdu. Bunun suçunu çok güçlü gösterdiği El Kâide’ye yıktı.  Elinde kitle imha silahları bulunan bir zalimden kurtarma bahanesiyle Irak’ı işgal etti. Fatura acı: 2 milyon insanın ölmesi ve şimdi de Irak’ın dörde bölünme noktasına gelmesi. Nijerya’daki Boko Haram örgütü de benzer bir maksatla kullanılıyor.

Suriye konusunda da IŞİD’i kullanıyorlar. ABD, bu örgütü de çok güçlü gösterdi. Onunla mücadele amacıyla 60 ülke ile koalisyon oluşturdu. Bu yöntemle Ortadoğu’yu kontrolünde tutmaya çalışıyor. Asıl hedefleri Türkiye. Manevî direncimizi kırarak ülkemizi savaşın içine çekmek istiyorlar. Hükümet’i dolduruşa getirmeye çalışmalarının sebebi bu.

Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar bölgeyi patlamaya hazır bomba haline getirdi. Hükümet ve halk olarak geçmişten ders alarak çok dikkatli olmak zorundayız.

İç Çatışma Çözüm Değil

Tarihte iç çatışma yoluyla düzlüğe çıkmış bir ülke yok. İç çatışmanın tek kazananı o ülkede gözü olan emperyalist güçlerdir. İç çatışmayı hazırlayıp alevlendirenler de onlar.

İslâm dünyasının hemen her yerinde bu tip ikilikler oluşturuldu. Bir tarafta işbirlikçiler, diğer tarafta mazlum halk. Halkın da parçalanması emperyalistleri bayram ettiriyor.

İslâm dünyasındaki iç çatışmalarda ölen de Müslüman, öldüren de. Bunu en acı şekilde Suriye yaşıyor bugün. Saadet Partisi Suriye’de iç savaş olmasın, diye Beşşar Esad ile görüştüğü zaman pek çok insan bu ince siyaseti anlayamamıştı. Şimdi, emperyalist güçler, Müslümanı Müslümanla savaştırma keyfini yaşıyorlar.

Müslümanlar, inançlarının kendilerine kazandırdığı orijinal yöntemleri kullanmalılar. İçte hangi baskı ve şiddet uygulanırsa uygulansın, şartlara göre gizli veya açık davetlerini ara vermeden devam ettirmeliler. İçte kılıç çekilmeyeceğini bilip hak ve hakikati anlatmalı ve ülkelerini selâmet sahiline çıkarmanın yolunu aramalılar. Huzur ve barış ancak hukuk ve kanun hâkimiyeti ile sağlanabilir. Kaos ve anarşi huzursuzluğun temel sebebidir.

Allah, imanlarında sabır ve kararlılık gösteren bir topluma yardım eder ve mutlaka bir çıkış yolu gösterir.

Hayat baştan sona bir imtihandan ibaret! Hepimiz imtihandayız. Ancak Kitap ve Sünnet ölçüleriyle bu imtihanı kazanabiliriz. İşte Allah’ın buyruğu:

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik!’ demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebût, 2-3)