Çoklu kriz sürecinden geçiyoruz ve yeni bir süreci başlatabilecek zihinsel algıya ihtiyacımız var. Çünkü iyi olarak bilinen her şeyin içini boşaltarak ve tüketerek bir yolun sonuna geldik. İçi boşaltılan ve tüketilen kavramları yeniden kazanma adına, derin soruşturmalar, yüzleşmeler, çözümlemeler yapılmalıdır. Mevcut sisteme alternatif düşünce ve tavır üretme imkânı bu sayede geliştirilebilir. Denenmiş yanlışlardan çözüm aramaya son vermek için başka çaremiz yok. İnsanların meşru taleplerini makul ölçülerde karşılamanın “etkili” bir yolunu bulmalıyız. İnsanı etkilemek; değer vermek, bilgilendirmek ve takdir etmek gibi hususları dikkate almakla mümkündür. Bu talepleri karşılamaktan uzak yönetimler ise, insanları yok sayarak, yanlış anlayarak, bilgisiz bırakarak ve katılımına engel olarak devre dışı bırakmaktadır. Bu durumda etkinin yerini yetki alır ve etki üretmeyen yönetim anlayışı zamanla “yetki” artırmaya koyulur.
Günümüzde yeteneklerden etki oluşturamayanlar yetkilerinden etki oluşturdukları için mevcut problemler çözül“müş” gibi gösterilmektedir. Bu durum daha büyük problemlere kaynaklık etmektedir. Olanla görünen çok farklıdır! Bu farkı fark eden bir yönetici, yönetime katkı sağlama şekillerini artırma açısından görünene değil, olması gerekene odaklanmalıdır. Ancak bu odaklanma, yeni fikirler için zaman ayıran ve beşeri sermayeden istifade edenlerin hakkıdır. Etkili olmanın esası; geleceğin peşinde değil, önünde olacak bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı sayesinde odak noktası farklı olan uygulamaları ortaya koyacak yönetim anlayışları geliştirebiliriz. Doğru insanları dâhil etmeyi başarabilen, onlara yeni rol inşa edebilen yeniden yapılanmayı sağlayabiliriz. Geliştireceğimiz yeni tutumlar sayesinde insanlığa katkı sağlama şekillerini artırabiliriz. Dönüşümü sivil toplum belirleyeceğine göre; “işi doğru yapma”dan “doğru iş”i yapmaya evrilmelidir.
Etkili olmaya odaklananlar, hizmetkâr bir liderlik, uyumlu bir ekip çalışması ve stratejik kararların takibiyle sorunları çözebilirler. Çünkü oluşturdukları etki, olanla görünen arasındaki farkı fark ettirir. Güven ve rehberlik sağlayan bu süreç için sosyal siyaset, siyasetin belirlenmesinde rol almalıdır. Bu rol sivil toplumun, toplumun “yetki”ye değer vermesinden daha fazla “etki”ye değer vermesiyle gerçekleşecektir. O halde sivil toplum; “icracı rolden karar verici role” doğru ağırlığını yönlendirmelidir.